12.07.2001-Ankara
"Abi bak, babamı çizdim." dedi minik Ülkü elinde ki kağıdı heyecanla, kitap okuyan abisine gösterdi. Resmi yamuk yumuk yeşil çizgilerle dolu olsa da gülümsedi Korhan "Çok güzel olmuş maviş." dedi ve kardeşinin gözlerinden öptü. Nazlı, nazlı güldü Ülkü hemen abisinin yanına kuruldu, "Ne okuyon?" Dedi kitaba bakarken. Korhan ciddiyetini yine kitaba yöneltirken yanıtladı kardeşini "Kurşun asker." bir sayfa daha çevirdi resimleri tek tek inceledi, ama Ülkü hemen sızlandı "Bana da oku abiş anlamıyom." Daha da sokuldu abisine. Güldü Korhan onun bu hallerine "Okuyucam ama yarısında kalkıp gidersen seni öcülere veririm." Hemen dudak büzdü minik Ülkü "tamam söz susucam soru da yok hadi oku." Heyecanla resimlere baktı. Korhan dudaklarını aralayıp okumaya başladı, dakikalarca kardeşinin ipek gibi saçlarını okşayarak kitabı okudu Ülkü söz verdiği gibi sesini çıkartmadan dinledi abisini, bir süre sonra da uykuya daldı abisinin göğsünde. Korhan kardeşine baktı gülümsedi gözlerinden öptü ve o da başını kardeşinin başına yaslayarak uykuya daldı...
10.02.2024-Hakkari
Hiç bir yakınınızda kaybedip yıllarca unutamadığınız oldu mu? Benim oldu, babamı kaybettiğim yıldan beri ne kokusunu, ne sesini, ne de yüzünü unutabildim, yanımda babam gibi olan biri varken nasıl unutabilirdim?
Başım abimin omzunda onun başı benim başımın üzerinde öylece uyumuştum. Yine eski günlerde ki gibi kurşun asker okumuştu bana ve ben yine dinlerken uyuya kalmıştım. Bugün babamın ölüm yıl dönümüydü ve bu yüzden Abim komutanından bende hastaneden izin alıp babamı ziyarete gitmeye karar vermiştik. Yavaşça kıpırdanırken boynum tutulmuş gibi ağrıyordu, sessizce başımı kaldırıp abimi uyandırmadan kalkmaya çalıştım ve saate baktım, saat 7.30'tu o sırada abimde kalkmıştı, "Ülkü?" Dedi uykulu bir sesle "Hı?" Dedim bende sersem sersem etrafıma bakarken "Uyandın mı?" Oflayarak abime baktım "Yok abi rüyamda seninle konuşuyorum." Boynumu ovuşturarak ayağa kalktım "Kalk babamı görmeye gidicez." Abim de yavaşca kalktı "Off boynum, ne diye omzuma yaslandın ki?" Diye sızlanırken ona ters bir bakış atıp rahat bir kıyafet seçmeye başladım "Git üstünü giy." Kıyafetlere bakarken abimin kalktığını yatağın hışırtısından anladım. Yanıma yanaşıp yanağımı ve gözlerimin üstünü öptü "Tamam sen hazırlan, ben de geliyorum." Gülümsedim önüme dönüp, siyah bir eşofman altı, siyah bir uzun kollu kalın tişört ve bir de şal alıp üzerime giyindim, Hakkari oldukça soğuktu burası böyleyse Ankara'yı düşünemiyordum.
Bir süre sonra odamdan hazır bir şekilde çıktım, abim çoktan hazırlanmış duvara yaslanmış şekilde telefona bakıyordu, o da altına siyah keten bir pantolon ve boğazlı bir kazak giymişti. Yanına gittim, "Hadi gidelim hazırım ben." telefonunu hemen cebine koyup askılıktan montlarımızı aldı. Kapıdan çıktığımızda içimi bir hüzün kapladı, abim de bunu hissetmiş gibi, kapıyı kilitleyip bana döndü. "Ülkü'm iyi misin?" Hafif bir şekilde gülümsedim, "İyiyim abim sadece bir hüzün çöktü omzuma." ilk katta oturduğumuz için bir kolunu omzuma dolayıp direkt apartman dışına çıkarttı. "Rahatla, ben yanındayım gülüm." Omzumu okşadığında iç çektim, elimde değildi ne zaman babamı görmeye gitsek içime bir hüzün çökerdi.
Abim şoför koltuğuna otururken bende yan tarafına oturdum. Kemerimi taktım ve başımı cama yaslayıp yağan yağmuru izledim. Abim motoru çalıştırdı ve yola çıktık, arabayı sürerken arada bana bakıp beni rahatlatmak için kolumu sıvazlıyor ardından geri yola dönüyordu.
Yolumuz uzun olduğu için arada mola verip dinleniyorduk. 15 saatlik yol için oldukça az mola versekde bir an önce babamı görmek istediğimiz için devam ettik.
15 saat sonra...
En son saate baktığımda saat 11.30'tu ve şimdi, 11.45'di ve biz Ankara'ya varmıştık. Uyuya kaldığım için abim hafifçe kolumdan dürttü. "Ülkü? Ülkü?" Gözlerimi araladım, "Hı?"
"Geldik abicim." Dediğinde hemen kemerim çözmek için hareketlendim, abim önce ne yaptığıma baktı sonra bileğimi tuttu,
"Napıyorsun?"
"Geldik demedin mi?"
"Geldik de Ankara'ya geldik şehitlik için daha yolumuz var kızım"
"Hıı tama- Ne diye uyandırıyorsun o zaman abi. Off tam rüya görüyordum"
Güldü, "Özlemişsindir diye mavişim kızma hemen" yanağımdan makas alınca ona ters bir bakış attım. Haklıydı özlemiştim iyi ki uyandırmıştı. Rüya falanda görmüyordun Ülküş yine öyle laf olsun diye yalan attın, hemşireye 'ben küçükken dans kursuna gidiyordum' yalanıyla beraber yazdım bunu bir kenara.
Yaklaşık yarım saatin sonunda Ankara Şehitliği'ne varmıştık. Abim arabayı park edince ikimizde kemerlerimizi çözüp arabadan indik. Sanki babam yeni görevden dönmüşte onu görmeye gidecekmişim gibi heyecanlanmıştım. Abim bana destek olmak ister gibi elimi tuttu, "Hazır mısın Ülküşüm?" İlk defa babamı ziyaret etmesek de, ikimizde her defasında desteğe ihtiyaç duyuyorduk, çünkü ikimizde babasına çok bağlı iki çocuktuk. Eski günlerdeki gibi cevap verdim, "Hazırım abiş."
Şehitliğe adım attığımızda tek tek mezar taşlarındaki isimleri okudum, gözlerim dolu doluydu. Sonunda babamın mezarına gelince abimin elini bırakıp bir adım attım, ellerimi babamın soğuk toprağına koydum abim arkamdaydı bir dağ gibi yıkılmamı engeller gibi arkamdaydı. Eğildim göz yaşlarım sicim sicim akarken "Babam... Babacığım..." dedim, ama abim daha fazla konuşamayacağımı anlamış gibi elini omzuma koydu, "Baba bak biz geldik, hala seni ilk günkü gibi özlüyoruz." dediğinde yavaşça doğruldum mezar taşındaki ismini okudum Şehit Yzb. Fikret Yılmaz...