Hiç bir zaman seviyorum demedin ama seviyormuş gibi yaptın. Hep bekletin beni kalbinin kapısında. Ne git dedin, ne de gel. Kendimi gömdüğüm o gözlerinde yeşermeme izin verdin. Tam büyüyorken o filizler bir anda kurutun toprağını. Bir çölün ortasında kalakaldım.
Senin için değişmeye çalıştım: görünüşüm, konuşmam, düşüncelerim... Hepsini senin için terk ettim ama olmaz bazen gerçekten olmaz... Ne senin beni sevmenin ne de benim senin için terk ettiğim şeylerin geri gelmesinin.
Haklısın ben boş bira şişesi bulmuş bir ayyaştım. İçinde bira olmadığını bilmeme rağmen diktim kafama şişeyi akkan ne bir yudum ne bir damla... Ama sen bira şişesiydin işte.
Ah sevgili,ah gizli gizli bağlandığım,ah kalbimin dört odacığının duvarlarını yıkıp kimse giremesin diye tek odaya çevirdiğim o da şimdi senle doldu ama senin dört odacığının dördünde de bana yer yokmuş. Olsun sevme beni benim için bir şey yap kendini sev. Herkesin kafasını çevirip baktığı gamzelerine aşık ol. Ben hiç bir zaman kafamı çevirmeye gerek duymadım, çünkü o gamzeler çıkmadan beklemeye başladım onları.
Küçüklüğümüz gelir aklıma; ettiğimiz kavgalar,ekşittiğimiz yüzler ve geldikçe tebessüm ederim. Saf bir sevgiye dönüşen çocukça nefretime gülerim. Senin yüzünden bozduğum yeminim gelir aklıma ve bir hüzün basar benliğimi. Hiç bir zaman aşık olmayacağım. "Kimse girip de kirletemeyecek benim kalbimi" diye ettiğim büyük laflar gelir aklıma. Sonra sana tutulduğum ilk ana dönerim. "İllaki aşık olacaksın" demiştin. Bilirmiydin ki o kişinin sen olacağını. O gün seninle saatlerce konuştuk ama gideceğin zaman o saatler benim gözümde salise bile etmedi. Oysa arabanın asfalta sürterek seni benden götürdüğü o an benim gözümde her bir saliseyi bin yıla çevirmişti. Günlerimi seni düşünerek insanlara anlatarak geçirdim. Öyle bir duygu tufanı kopuyordu ki içimde ne olduğuna anlam verememiştim. Çok mutluydum önüme gelene sarılıp sana olan sevgimi anlatmak istiyordum ama içimde ki karamsarlık da bu duygu kadar büyüktü ve hep susmamı sağladı. Çok açtım ama iştahım yoktu. Kelebekler uçuşsun istiyordum. Öyle olmalıydı. Öyle anlatmışlardı ama öyle olmadı. İşte içimde bir sürü hamam böceği geziniyordu. Öyle bir uykum vardı ki yataktan çıkmama engel oluyordu ama öyle uykusuzdum ki saatlerce yatakta uzanıp seni düşünüyordum. O günler geride kaldı ve seni yeniden görme şerefini bahşetti tanrı bana ama senin gözlerin bana sadece bakmak ile yetindi asla görmedi içimdeki umutsuz aşığı. Ben kendini cesaterlendirmek için çok çabaladım ve sonunda sordum sana "Umut yok mu?" Diye sen ise bana "Umut yok. Ne olursun üzülme ben olursam daha çok üzüleceksin.' demiştin. Ah sevgilim senin anlayamadığın nokta da burasıydı işte. Beni senin varlığın değil yokluğun üzüyordu. Yeşerme umudu olmada bir çiçek nasıl büyüyebilir ki sevgilim? O günden sonra her fırsatta dile getirdin beni sevmediğini. Hayatına bir mecburiyet gibi duruyordum sevgilim ve bu beni kahrediyor. Bu yüzden şimdi gidiyorum sevgili burdan çok uzaklara. Beni yeniden görmek istersen gülümsemen yeterli. İstermisin bilmem ama bulunsun aklının bir köşesinde. Senden son bir isteğim olacak o güzel gülümsemen varya uğruna dünyaları vereceğim. Onu koru sevgilim zarar vermelerine izin verme. Ben de sana olan sevgimi koruyacağım kabimin bir köşesinde. Hoşçakal meleğim.
Mektubu bittirdi ve zarfın içine koydu onu. Adını yazmadı çünkü sevdiği dışında kimsenin bilmesini istemedi bunu. Çıktı eski taburenin üzerine. Sol eline siyah bir gül bantladı ve kırmızı güller ile çevrili olan ip sonunda boynunu buldu. Belkide kavuşabilen tek aşıklar ip ve boyundur dedi kuşkusuz bir sesle. Son sözlerini zamanında George Eastman'ının ağzından çıkan kelimeler ile tamamladı." İşim bitti beklemek niye?." Beklemeden bıraktı kendini boşluğa.