Herkesin kıyasıya mücadele ettiği bu yüzme yarışını Erdem birinci olarak bitirdi. Bu söylendiği anda Songül sevinçten ufak bir çığlık atmıştı. Sanki onu bıraksalar pankartı havaya kaldırıp etrafta koşacak gibiydi.
Ece onun bu tatlı hallerine güldü ve Ekin'e dönerek daha önceden aklına gelmiş olan fikri onunla paylaştı.
"Ekin! Çatıdayken ve daha demin bizim sınıfa geldiğinde gördüğün arkadaşım var ya, hatta şu an orada mutluluk dansı yapan kız..." Dedi Songül'ü gösterek. Ekin onun gösterdiği yöne baktı.
"Evet... Tanıdım onu... Ne olmuş ona?" Dedi ve merakla tekrardan Ece'ye döndü.
"İşte o kızın adı Songül ve o... Erdem'den hoşlanıyor. Bu yüzden bende onu Erdem'in yanına tebrik etmeye götüreceğim. Böylelikle ikisini konuşturabilirim... Onlar sohbete dalınca da geri dönerim. Tamam mı?"
"Tamam..." Dedi Ekin gülümseyerek. Ece'nin arkadaşı için yaptığı bu küçük davranış nedense Ekin'in hoşuna gitmişti.
Ece hemen Songül'ün yanına geldi. Songül ona büyük bir tebessümle bakıyordu. Songül bu yüz ifadesiyle Erdem'in yanına gitse ne hissettiğini açıkça belli ederdi.
"Hadi kalk gidiyoruz!" Dedi Ece Songül'ün kolunu tutarak.
"Nereye?" Dedi Tuna merakla iki arkadaşına bakarken. Ece açıklama yapmak için bakışlarını ona çevirdi.
"Erdem'i tebrik etmeye gideceğiz." Dedi ve Songül'e döndü. "Eğer onu şimdi tebrik edersen konuşmak için bir fırsat yakalamış olursun."
"Öyle mi dersin? İşe yarar mı ki?" Dedi kararsızlıkla.
"Ece haklı! Hadi git! Eline konuşma fırsatı geçmişken onu kaçırmayacaksın değil mi?" Dedi Tuna. Songül iki arkadaşı da aynı fikirde olduğundan gitmeye karar verdi.
"İyi görünüyor muyum sence Ece?" Dedi Songül yerinden kalkarken.
"Sen her zaman çok güzelsin!" Dedi Ece ve birlikte yanlarına pankartı da alarak hızlıca Erdem'in yanına gittiler. Neyseki başka biri Erdem'i tebrik etmeye gelmemişti bu sürede.
"Erdem tebrikler! Birinci olmana sevindik!" Dedi Ece konuşmayı başlatarak.
"Tebrikler!" Diyebildi sadece Songül. Erdem'in yanındayken ister istemez geriliyordu.
"Teşekkür ederim..." Dedi Erdem nazikçe gülümsedi. Songül başka bir şey demeyince Erdem başka yöne doğru gözlerini çevirdi. Bunu fark eden Ece hemen Songül'ün elindeki pankartı gösterdi.
"Bunu Songül senin için yaptı." Dedi pankartı açarak.
"Yani yarışın için! Bizim sınıftan sen yarışacaktın ya o yüzden yaptım!" Dedi Songül telaşla Ece'nin elinden pankartı alırken.
"Yarışa başlamadan önce görmüştüm... Açıkçası beni motive etti."
"Buna sevindim. Amacına ulaşması beni mutlu etti..." Dedi Songül yanakları kızarak. Birlikte sohbete daldıklarını fark eden Ece onların yanından yavaşça ayrıldı. Arkasını döndü ve Ekin'i en son bıraktığı yere baktı. Ama o orada değildi. Etrafta gözlerini gezdirmeye başladı. Ve sonunda onu kapı kenarında Yağmur'la konuşurken buldu. Başka bir kız Ekin'le konuşuyor olsa bu durumu umursamazdı. Ama konu Yağmur'du. Ve onun kızlar ve erkeklerin arkadaşlığı konusunda sığ bir görüşü vardı.
"İşte şimdi çok eğleneceğim!" Dedi Ece ve ikilinin yanına ilerledi. Yağmur onu fark ettiğinde saçıyla oynamaya ve Ekin'in koluna dokunmaya başladı. Ece'yi rahatsız etmek istediği çok belliydi.
"Benimle gel!" Dedi Ece, Yağmur'un kolundan tutup kapının dışına çekti.
"Ne yapıyorsun ya!" Dedi Yağmur ve kolunu Ece'nin elinden kurtardı. Ece sinirle kahkaha attı.
"Sevgilimle açıkça flört etmeye çalışıyordun! Bunu görmediğimi mi ya da aptal olduğumu mu sanıyorsun?"
"Ne alaka sadece konuşuyordum!" Dedi Yağmur itirazla. Bu sırada Ekin'de onların yanına gelmişti.
"Ece, boşver onu hadi gidelim..." Dedi ve Ece'nin elinden tuttu. Ece ise yerinden kıpırdamadı. Çünkü Yağmur'un saçlarını yolarak intikamını almayı planlıyordu. Suya itmesi ona yeterli gelmemişti.
"Ne demek konuşuyordum?! Utanmasan kollarını boynuna atacaktın! Kimi kandırıyorsun?!" Dedi Ece öfkeyle bağırdı. Yağmur da sinirlenmişti. Amacı Ece'yi sinir etmek olsa da bu kadar saldırgan olacağını tahmin etmemişti.
"İstiyorsan yapayım seni mi kıracağım?"
"Hele bi de-" Derken Ekin bağırarak Ece'nin sözünü kesti.
"Yeter! Gidiyoruz!" Dedi ve arkasını dönüp yürümeye başladı. Ece'nin elini hala bırakmadığı için o da onunla birlikte yürümek zorunda kaldı. Koridorda süratle yürüyordu Ekin. Ece onun hızına yetişememeye başladı. Dengesini sağlamada zorluk çekiyordu.
"Ekim düşeceğim yavaşla!" Dedi ama Ekin onu duymamış gibiydi. Daha yüksek sesle söyleyerek durdu Ece. Böylelikle Ekin'de durmak zorunda kaldı.
"Düşeceğim dedim sana!"
"Fark etmedim... Üzgünüm." Dedi ve Ece'ye döndü.
"Niye beni götürdün ki? Tam eğlenmeye başlamıştım..." Dedi Ece dudağını büzerek.
"Eğlenmek mi? Kendine zarar verdirtmenin neresi eğlenceli?" Dedi Ekin sinirle. Onun bu tepkisi Ece'yi şaşırtmıştı.
"O bana zarar veremez... Ben daha güçlüyüm." Dedi kol kaslarını gösterek. Ekin'in siniri Ece'nin tatlı diline rağmen dinmemişti.
"Böyle saçma işlerle neden uğraşıyorsun anlamıyorum!"
"Madem saçma işlerle uğraşmamdan bu kadar rahatsızsın o zaman adını söyle de gideyim!" Dedi öfkeyle Ece. Daha ne kadar ona tolerans gösterecekti? Hem o kim oluyordu da yaptığı işlere saçma diyebiliyordu?
"Adım ha?" Dedi ve sinirine hakim olmaya çalıştı. Dudaklarını birbirine bastırıp yan tarafa baktı. Daha sonra tekrar gözlerini Ece'nin gözlerine dikti.
"Benim adım Ekin Doğan Kahveci tamam mı?! Mutlu musun Ece?!" Dedi bağırarak. Arkasına dönüp gidecekti ki aklına gelen şeyle tekrar Ece'ye döndü.
"Ha! Bir de ayna vardı değil mi? Ayna'nın yerini de söyleyeyim... Giriş kattaki erkekler tuvaletindeki kapı taraftaki ayna..." Dedi dolan gözlerini başka yöne çevirdi. Derin bir nefes aldı ve hayal kırıklığı ile Ece'ye bakıp mırıldandı.
"Sen de diğerleri gibi bencilmişsin..."








