İçeriğe geç

Yansıma

Bölüm 2 · 8 dk okuma

Yansıma

Bölüm 2

Bölüm 2 Gizli Posta

Kulağımın dibinden gelen horoz sesiyle yüzümü buruşturdum. Hadi ama gerçekten uyanmak için bu alarmımı buldum. Gözlerimi açtığımda pencereden sızan güneş ışığı gözlerimi acıtınca bir kez daha yüzümü buruşturdum. Yatakta doğrulup ayılmak için gözlerimi birkaç kere sıkıca kağatıp açtım.

Yataktan kalkıp giysi dolabına doğru ilerledim.Üstüme gündelik beyaz tişört ile siyah pantolon giyip saçımı at kuyruğu yaptım ve minik çantama biraz nakit para ve kredi kartı koyup koridora doğru yürüdüm.Evden dışarı çıkıp kapıyı arkamdan kilitledim.

Apartmandan çıkarken güvenliğe başımla selam verip “Günaydın Ali amca” diye seslendim. Güvenlik başını kaldırıp bana bakınca aynı şekilde oda selam verdi sonra aklına bişey gelmiş olacak ki eliyle bir dakika işareti verip küçük kulübenin içinde dönüp bişeyler aramaya başladı.

Birkaç saniye sonra beyaz kulübeden çıkıp elinde büyük bir kutuyla yanıma geldi. Meraklı gözlerle onu izlerken birkaç kez derin nefes alıp “Bu kutu sana geldi kızım” dedi.

“Emin misin Ali amca”

“Eminim kızım veren kişi özellikle sana vermemi istedi”

“Veren kişiyi gördünüz mü veya size herhangi bir isim belirttimi acaba”

“Yok valla kızım yüzünüde kapatmıştı zaten”

“Peki, bu şu anlık sizde dursada ben akşam iş dönüşü alsam olur mu”Tek kaşımı kaldırıp yüzüme değişik bir ifade kondurmuş ona bakıyordum. Yüzümdeki çarpık gülümsemeden çok uzak tatlı bir tebessüm ettiğinde bunun kabul olduğunu anladım.

Birşey demesine izin vermeden arkamı dönüp ordan uzaklaştığımda işe çoktan geç kaldığımı gördüm. Siteden çıkıp yol kenarından otobüs durağına doğru ilerlemeye başladım.

Otobüs durağına geldiğimde minik tahta oturaklara oturup beklemeye koyuldum. Birkaç dakika sonra otobüs geldiğinde elimle işaret verip durdurduktan sonra şoför kapıyı açtı ve içeri girdim. Gözlerim boş bir yer ararken gördüklerimle bugünki bütün şansımı burda kullandığımı düşündüm. En arkada tekli ve cam kenarı olan yeri görünce ilerleyip oraya oturdum. Cebimden telefonu zorlukla çıkarıp kablolu kulaklığın ucunu telefona kulaklıklarınıda kulağıma takıp kafamı cama yasladım.

Müzik dinlemiyordum ama en azından diğer insanların seslerinide duymuyordum. Gözlerim akıp giden yola bakarken gördüklerim kaşlarımı çatmama sebep oldu. Kaldırıma oturmuş bir kız vardı. Başı sarı uçlarına doğru siyahlaşan saçları yüzüne savruluyor çenesini avucunun içine koymuş dirseğini dizine yaslamış kırmızı gözlerle karşıya bakıyordu. Sağında ve solunda ayakta duran iki kızdan birisi bir elini beline koymuş diğer elini tamamen açıp yüzünü kapatmıştı. Diğeri ise ellerini cebine koymuş kaldırımdaki kıza bakıyordu. Yolun biraz ilerisinde bir adam hiçbir şey yapmadan onları izliyordu. Yolun gerisinde kaldıklarında camda-an dışarı bakmayı bırakıp önüme döndüm.

Sabahtan beri gün bayağı garip geçiyordu. Önce tanımadığım ama bana karşı dairedeki komşum olduğunu ve bana eşlik edermisin diye teklif ettiği bir adam gece gece kapımı çaldı. Sonra bilinmeyen numara diye enayinin teki bana değişik değişik mesajlar atmaya başladı. Şimdide bir tane kadın kaldırıma oturmuş ağlıyor yanındaki iki kız ve uzaktaki adam onu izliyordu.

Kütüphaneye yaklaşınca şoförcüye söyleyip arabadan indim. Tam karşımdaki üç katlı büyük kütüphaneyle bakışıyordum. Yürüyüp kapıdan içeri girdim. Birkaç çalışan bir sürü masa ve masadaki kitap okuyan insanlar. Tam ilerleyecektim ki biri omzuma dokununca korkuyla sıçrayıp arkamı döndüm. Kumral saçları alnına terden yapışmış Mert’i gördüm. O da benim gibi kütüphanede çalışandı. Kahve gözleri endişe ve korkuyla karışık bir şekilde elini omzumdan çekti.

“Müdür seni çağırıyor, dikkat et bayağı kızgın” birşey diyemeden arkasını dönüp gitti. Gözlerim kocaman açılmış şaşkınlıktan kütüphanenin ortasında heykel gibi kalakalmıştım. Dudaklarımı birbirine bastırıp arkamı döndüm ve müdürün odasına doğru ilerlemeye başladım. Vücudum tamamen kasılmış bir şekilde tahta merdivenlerden çıkarken bir yandanda içimden kovulmamak için dua ediyordum.

Sen insanları çok güzel manipüle ediyorsun kızım hadi kovulmadan bu günüde atlatalım.

Kendi kendimi teselli ederek uzun koridordan müdürün kapısının önünde durdum. Derin bir nefes alıp kapıyı üç kez tıkladım.İçeriden sert bir şekilde “Gel” sesi geldiğinde bütün tesellilerin yerini korku aldı.

Tesellileri unut tek kelimeyle sıçtık

Kapıyı açıp sarsak adımlarla içeri girdiğimde müdürün kızgın bakışlarını üzerimde hissetmeye başladım. Başım yere bakarken ellerimi arkamda birleştirdim. Masanın tam önünde durduğumda başımı kaldırarak müdürün beyaz saçlarına yaşlanmış suratına ve saçlarıyla aynı renk sakallarına baktım. Gözlerinde yoğun sinir ve öz kızgınlık vardı.

Bu yağ bidonu bizi kovmaz değilmi

“Buyrun efendim, beni çağırtmışsınız”

İlk kural: Onun egosunu yükselt ki sana karşı yumuşasın.

“Çok şükür sonunda gelebildin”

“İstanbul trafiğini hepimiz biliyoruz efendim”

İkinci kural: Güzel ve inandırıcı bahaneler söyle ki sana inansın.

“Bu İstanbul trafiği bana neden denk gelmiyor peki”

“O kadar şanslısınız işte” İlk kuralı tekrarla.

Derin bir nefes alıp ağzının içinde bir şeyler söyledi.

Üçüncü kural: Ağzının içinde kimsenin duymayacağı şeyler söylüyorsa kazanmana çok az kaldı.

Elindeki kalemi çevirirken aldığı nefesi sertçe geri verdi ve duymak istediğim o kelimeleri söyledi.

“Bir daha geç kalırsan kovarım”

Manipülenin kralısın Beray

Arkamı dönüp kapıya doğru yürüdüm. Kapıyı açıp dışarı çıktığımda yüzümdeki zafer gülümsemesi ile elimi yumruk yapıp gözlerimi kapattım ve ellerimi yukarı aşağı sallamaya başladım. Bir anda yüzüm birinin göğsüne çarptığında inleyerek gözlerimi açtım. Karşımda kaşları çatık bir şekilde bana bakan Mert’i gördüğümde zafer gülümsemesi bir anda aptal gülüşüne döndü.

“Sen iyi misin? Müdür ne dedi?” Gözlerinde yoğun bir merak gördüğümde yanağından makas alıp göz kırptım.

“Sen merak etme Beray ne yapacağını biliyor” dediğimle bir gözlerini endişe aldı.

“Beray adama ne yaptığını sorabilir miyim?”

“Öyle büyük birşey değil ya sade-“

“Beray adamın kafasına silah mı dayadın?”

“Beni dinl-“

“Tehdit mi ettin” olaylar iyice karışmasın diye uğraşıyordum fakat bunun ağzıyla işler daha çok karışıyordu.

“Sen beni duyuy-“

“Beray yine kimi öldürdün”

“Ne! Mert ben her gün birisini mi öldürüyorum.” Çıldırmış gibi ellerimi Mert’in suratına doğru savuşturuyordum. “Kimseyi öldürüp tehdit ettiğim yok!”Sinirliydim hatta Mert’i dövmek istiyordum. Fakat aklımdakini yapmadan rahatlayamayacağımı hatırlayınca ellerimi cebime atıp güldüm. “Müdürü manipüle ettim.” Tekrardan başımda bağırmasın diye arkamı dönüp koridorun sonuna doğru koştum. Tahta merdivenlerden hızla aşağı inip kütüphanenin arasında koşarken masaların arasından geçiyordum. İnsanların tuhaf ve kızgın bakışlarını üzerimde hissetmeye kısa bir an arkama baktım önüme dönecektim ki başım bir kez daha birine çarptığında inleyerek kafamı tuttum. Kafamı kaldırıp benden çok uzun olan kişiye baktığımda gördüklerimle sertçe yutkundum.

Siyah saçları alnına dökülmüş, yine saçlarıyla aynı renkte gözleri duygularını öyle usta bir şekilde saklıyordu ki bana kızgın mı anlamadım. Tek bildiğim çok boş baktığıydı. Elmacık kemikleri hafif belirgin ve ince düz dudaklarıyla fazla sertti. Üstündeki beyaz tişört, siyah ceket ve siyah eşofman onu çok daha yakışıklı gösteriyordu.

“Be-ben şe-şey özür yani pardon” ellerimi savuşturup kekelemeye başladım. Eminim ki kıpkırmızı kesilmiştim. Rezilliğim diz boyuna ulaştığında arkamı dönüp gidecektim ki Mert’e tekrar çarptım. Gözlerim ve ağzım kocaman açıldığında arkama baktım adam çoktan gitmişti. Mert’e dönüp kızgın gözlerle bakmaya başladım. Derin bir nefes alıp “Rezilliğim diz boyu” diye mırıldandım. Arkamı dönüp yapılacaklar varmı diye baktım.

***

Başparmağım ve işaretparmağımın arasındaki sarı bezle bakışıyordum. İğrenç kokusu burnuma geldikçe elimi daha çok ileri ilerletiyordum. Yüzüm tiksintili bakıyor , kendime bu iş bittikten sonra ellerimi tuz ruhuyla yıkayacağımın sözünü veriyordum. Nefesimi sertçe verip tozlu rafları silmeye başladım. Bezin ıslaklığı avuçlarıma dokundukça gözlerimi sıkıca kapatıp birkaç saniye bekliyordum. Rafların tozu diyorum ama raflarda tozda yok artık neden siliyosam.

Rafları hızlıca silerken elim kalın bir kitaba çarptı ve kitap elimin üstüne düştü. Elimi çekip bezi yan tarafa koydum. Arkamı dönüp sırtımı raflara yasladım ve kitabı incelemeye başladım.

Victor Hugo - Sefiller

Kitabın kapağını açıp içini incelemeye başladım.Parmaklarım bir sayfada kaldığında sayfa sayısına baktım.

Sayfa 15 Umutsuzluğa düşenler arkasına bakmazlar. Bilirler kötü kaderin kendilerini izleyeceğini.

Bu iki cümleyi kaç kez okudum bilmiyorum ama beni çok güzel anlatıyordu. Sanki özgürsün istediğin gibi gezebiliyorsun fakat içinde bir tutsaklık var. En kötüsüde içindeki tutsaklık ne bitiyor ne de başkaları seni tutsaklığından kurtarabiliyor.

Umutsuzluk ve kötü kader inancı

Birisi senin özgürce dolaşmana ve konuşmana engel olan uzun demir parmaklıklardır. Onlar ne bükülür ne de kırılır. Onlara sadece dokunabilirsin. Buz gibi soğukluğunu parmaklarında hissedersin.

Diğeri ise penceresi olmayan, küf ve rutubet kokan hücrendir. Bazen kırık tuğlaların arasından gelen fareler bazense parmaklıkların arasından gelen böcekler olur tek arkadaşın. Ne bir ziyaretçin olur ne de tanımadığın bir insan. Yapayalnızsındır.

Yapayalnız

Kitabı kapatıp aldığım yere geri koydum. Bezi alıp temizlik odasına attım. Kütüphaneden dışarı çıkıp güvenliğe işimin bittiğini bildirdim. Otobüs beklemektense taksiye binip gitmeyi daha mantıklı bulduğum için yolun kenarından bir taksi durdurup apartmanın adresini verdim.

***

Masamın üstündeki kutuyla bakışıyordum. Ali Amca beni kırmamış kutuyu dairemin önüne koymuştu. İlk başlarda kutuyu hiç önemsememiş koridorun bir kenarına koymuştum ama koridordan geçtikçe gözüme çarpıp durduğu için bende alıp mutfaktaki masanın üzerine koymuştum.

Şimdi ise bütün işim gücümü bırakmış kutuyla bakışıyordum. Bazen elimi açmak için uzatıyordum ama ya havada kalıyordu ya da kutuya uzanmadan masanın üzerine düşüyordu. Normal bir insan şimdiye çoktan açmıştı ama ben onlar gibi kolay kolay açamazdım.

Okul hayatım boyunca kısacık boyum yüzünden hep dışlanmıştım. Bazı insanlar dalga geçerdi bazıları ise kafama vurup dururdu. Bazen öğretmenlerim bile dalga geçip iğneleyici bakarlardı. Okul bitince eve gidip babama annemi sorardım fakat babam ne annemi severdi ne de beni.

Bir keresinde babam beni döverken omzumu sertçe masanın köşesine çarpıp kırmıştım. Saatler sonra annem eve gelip beni sırtında hastaneye götürmüştü. O günden sonra omzumdan göğsüme kadar gelen bir dikiş izi kalmıştı.

Hem kısa boyum yüzünden hem de göğsümdeki dikiş izi yüzünden hiç arkadaşım olmamıştı

Şimdi ise merak ettiğim, hiç arkadaşım yokken bu kutuyu bana kimin gönderdiğiydi. Dakikalardır kutunun her yerini inceliyordum, fakat hiçbir şey yoktu.

En sonunda kararımı verip, mutfak çekmecesinden aldığım bıçağı tutup kutunun üzerindeki bantların üzerine bastırıp kesmeye başladım. Bantların hepsini kesip kutuyu yavaşça açtım.

Ya benim gözlerim yanlış görüyordu ya da kutu yanlış kişiye gönderilmişti. Çünkü kutunun içinde mor büyük bir peluş tavşan vardı. Tavşanı elime alıp incelemeye başladım. Normal bir tavşandı evet ama anlamadığım şey bana niye böyle bir hediye gönderildiğiydi.

Tavşanı kutunun içine koyacaktım ki kutunun içindeki katlanmış kağıdı gördüm. Kaşlarımı çatıp tavşanı kenara koydum ve elimi kutuya daldırıp katlanmış kağıdı aldım. Şaşkın gözlerle elimdeki kağıda bakıyordum.

Bugün bu kadar şaşırma yetmezmi

Kağıdı yavaşça açıp içinde yazanları okumaya başladım.

Dolunayın Karanlığı; Biliyorum beni tanımıyorsun ama unutma tanımak tek taraflı da olabilir. Beray Efsana’ya

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.