İçeriğe geç

YANMIŞ KRALİÇE

Bölüm 3 · 6 dk okuma

YANMIŞ KRALİÇE

Bölüm 3

3. Bölüm

Bir güç beni kendine çekiyordu ve ben buna karşı hareket dahi edemeyecek kadar güçsüzdüm. bir elimle hemen yanımda olan ağaç dalına tutunmuştum lakin bu yeterli olmuyordu. Ben kendimi geriye çekmeye çalıştıkça o güç beni daha da fazla kendine çekiyordu.

Zaten zayıf düşmüş olan bedenim daha fazla dayanamayacak gibiydi. tuttuğum dalın kırılma sesi ile beraber o gücün kaynağına doğru hızla savrulmam bir oldu. Bilincimi yavaş yavaş kaybettiğimi hissediyordum artık.

Gözlerim yavaş yavaş kararıyor ve bedenime karşı olan hakimiyetimi kaybediyordum...

♧♧♧

Gözlerimi açtığımda sert bir zemine yaslanmış olan sırtımın ağrısını hissedebiliyordum ama bu ağrı uzun bir yolculuktan sonra olan yorgunluğa benzemiyordu. Bu ağrı daha çok sanki beni saatlerce dövmüşler hissiyatına kapılmama neden olacak derecede fazlaydı.

Doğrulup etrafıma bakınmaya başladığımda başımdan geçenler zihnimde canlanıyordu.

Bu bir kabus değildi, hep korkup ürktüğüm o kabuslardan değildi.

Bu gerçekti, hem de gerçeğin ta kendisiydi.

O kolye, onun yüzünden olmuştu bütün bunlar, elimi hızla boynuma doğru götürdüğümde o taşı boynumda hissettim.

Ama nasıl olur?

Kolye, güç beni kendine doğru çekerken boynumda değildi, buna kessinlikle emindim.

Kolyeyi boynumdan çıkarmaya çalıştım, fakat olmuyordu.

Etrafımı daha iyi incelemek ve tam olarak nasıl bir şeyin içine düştüğümü anlayabilmek için yorgun olmama rağmen ayağa kalktım.

Dar bir odanın içerisindeydim, sadece bir yatak ve bir de pencere vardı. Beni buraya kim ne amaçla getirmişti? Kafam allak bullaktı, hiçbir şeyi anlayamıyordum.

Pencereye doğru ilerledim yavaş adımlarla. Tam dışarısı görüş alanıma gireceği sırada bir elin kolumu çekiştirmesiyle beraber geriye doğru savruldum.

"Ne yaptığını sanıyorsun sen!"

Duyduğum sözler karşısında dut yutmuş bülbül misali susarak bu sözleri duyduğum tarafa doğru yöneldim.

Kızıl saçları ve kırmızı gözleriyle tam karşımda bana öfkeli bir şekilde bakan bir adamdı.

Cesaretimi toplayarak konuşmaya çalıştım.

"Ben nerdeyim?"

"Buralara yabancısın o her halinden belli, konuş kimden

ve nerelisin?"

"Nasıl?"

"Neyini anlamıyorsun, onlardan mısın? Değil misin?"

"Onlar kim bakın beyefendi aslında ben onun ölümünün cinayet olmad-"

"Muhafız!"

Gür sesi ile sözlerimi yarıda kestiğinde damarım atmaya başlamıştı artık. Beni dinleyip anlamadan sözümü kesmesi gerçekten kabul edebileceğim bir şey değildi. İnadına tekrar konuşmaya devam ettiğimde yüzümdeki anlaşılma çabası bariz görünüyordu.

"Olmadığını düşündüğüm için araştırma yapmak üzere kazanın gerçekleştiği yere gelmiştim ve-"

Bir an da sesim kısıldığında neye uğradığımı şaşırmış bir şekilde kızıl saçlı adama öfkeli ve şaşkın ifadelerle bakıyordum.

Kızıl saçlı adam bana doğru ilerlediğinde, ayaklarım beni geriye doğru çekerek korumaya alıyordu fakat kessinlikle güvende olmadığımın farkındaydım.

Ağzım oynuyordu lakin sesim çıkmıyordu.

Gözlerim öfke ile kaplanmış bir şekilde kızıl saçlı ve kırmızı gözlere kilitlenmişti.

"Bak susunca ne de masum görünüyorsun,"

dediğinde daha fazla dayanamayıp ayaklarımı tam da karnına tekme atmak için havaya savurdum fakat tekmem havada asılı kalmıştı. Ben nasıl bir yere, nasıl bir şeyin içine düşmüştüm? Bunlar gerçek olamazdı, yani öyle olması gerekiyordu.

Ben normal şartlarda ve normal bir şekilde yaşayan bir faniydim, sadece bu.

Hayatının normal olduğuna emin misin?

Hayır değildi. Kendine yalan söyleme Ezel!

Kendine bile güvenemezsin, kendine bile yalan söyleyebiliyorsun, ne sen kimseye ne de kimse sana güvenemez.

Hâlâ havada asılı kalmış olan bacağım ve lal olmuş dilimle tamamen savunmasızdım.

"Şimdi sana bir defa sorucam, kime hizmet ediyorsun?"

Kime hizmet ediyor muyum? Bu ne biçim soru be! Ayrıca sesim çıkmıyordu nasıl konuşmamı bekliyordu bu adam.

Gözlerimi dudaklarıma doğru indirerek yaptığı her neyse bunu çözmesini bekledim. Kısa bir süre sonra ne demek istediğimi anlamış gibi yüzüme baktı.

Dilim çözüldüğünde önceden beni dinlemediğine onu pişman etmek için hazırda bekliyordum.

"Ve tabi araştırma yapmak için yanımda son derece yüksek teknoloji ile üretilmiş olan bir cihaz ile gelmiştim bu cihaz ile-"

Nefes dahi almadan hızlı bir şekilde konuşurken ağzımın üzerine bir elin bastırılması ile tamamen sustum.

Gözlerim kırmızı gözler ile kesişti.

"Beni öfkelendirme, dilinin sonsuza dek lal olmasını istemiyorsan sadece sorduğum sorulara cevap ver,"

dediği an ağzımın üzerine basılı tuttuğu eli tüm gücümü kullanarak ısırdım keskin dişlerimle.

Keskin dişlerim derisini yırtarken hızla pencereye doğru koşar adımlarla ilerledim. O acı ile ellerini geri çekerken ben kaçacak ve evime geri dönecektim bütün planım tamamen bundan ibaretti. İlk olarak amacım kendimi o bakmamam gereken ve dahası ne kadar yüksekte olduğunu bilmediğim pencereden aşağı atmaktı. Pencerenin kolunu çevirdiğim an da gözlerimin yanması ve başımın dönmesi ile yere devrildim.

Gözlerim kararıyor ve bedenimdeki bütün kanımın çekildiğini hissediyordum. Gözlerim ellerime doğru kaydığında, ellerimin mosmor olduğunu gördüm.

Gözlerim son bir defa zorlukla açıldığında

o kızıl saçlı adamı gördüm başucumda.

Bedenimdeki inanılmaz ağrı ve yorgunluk hissi ile uyanmam bir sürpriz olmamıştı benim için çünkü o kaza yerinde olanlardan sonra kendimi sürekli bitkin ve halsiz hissediyordum. Etrafa bakındığımda

Sadece bir yatağın olduğunu gördüm.

Ne pencere ne de bir kapı yoktu, dört duvar arasında sıkışmış gibiydim, hayır tam olarak öyle bir vaziyetteydim.

Zorlukla ayağa kalktım, bir kapı arayışına kapılarak bir o yana bir bu yana dönmeye başladım.

Ellerim ile duvarlara güçsüz bedenime rağmen yumruk atıyordum. Zar zor çıkan sesimle beni buradan çıkarmaları için diretiyordum fakat bütün çabama rağmen ne gelen vardı, ne de giden. Bi hayli güçsüz olan sesimi ben bile zar zor işitebiliyordum.

Bir hapisane fakat insana kafayı tamamen yedirtebilecek derecede sessiz ve ıssızdı burası. Dört duvarın üzerime üzerime geldiğini hissediyordum ve bu his o kadar anlaşılması zor ve korkunç bir histi ki

hiç kimsenin beni anlamayacağını düşünmemem için hiçbir sebebim yoktu.

Sürekli sorguluyordum,neyin içine düştüğümü, ne biçim bir belaya bulaştığımı ve bunu ona kimin yaptığını.

O bir kaza değildi, bir cinayetti.

Anlamaya çalışıyordum ama mantık çerçevesinde olan tek bir olay dahi yaşamamıştım o kaza yerine geldiğimden beri.

O kırmızı ışıltılar, bir tür geçit olabilir miydi? Bedenimi kendine doğru çektiğini hatırlıyordum. O adam, kızıl saçlı adam bana kimin tarafında olduğumu sormuştu, ne demeye çalışmıştı tam olarak?

O elmas işlemeli pencere...o pencerenin kolunu çevirdiğim an gözlerim yanmaya başlamıştı, bunun yanında bedenimdeki bütün kanın çekildiğini hissetmiştim.

Tarif edilemez bir acı içerisinde boylu boyunca yere serildiğimi hatırlıyorum.

O pencerenin ardında ne olduğunu dahi görememiştim.

Bedenimdeki kanın çekilmesine neden olan o şey neydi? Neydi bunlar? Neydi?

Ben neyin içine düşmüştüm?

Sadece evime dönmek istiiyordum, bu kadar başka hiçbir şey istemiyordum.

Burada zamanın nasıl geçtiğini bilmiyordum çünkü benim için zaman kavramı anlamını tamamen yitirmiş vaziyetteydi. Bir boşluktaydım,

yalnız ve yalnız, gerçi bu benim için hiçbir şey ifade etmiyordu çünkü ben hep yalnızdım.

Sonunda yumruklarımın hiçbir faydası olmadığını aksine bunu sadece bana zararı olduğunu kabul edip sırtımı sert ve soğuk zemine yasladım.

Sert zemine oturmuş ve zihnimde çığlık atan sesleri dinlemek zorunda kalıyordum.

Düşünceler beynimi o kadar hızlı bir akışla istila ediyordu ki artık zihnindeki sesler dışarı çıkmak için uğraşıyorlardı.

Avazım çıktığı kadar bağırmak istiyordum ama sesim ve bedenim oldukça güçsüzdü.

Ne kadar süreden beri burada olduğumu bilimiyordum hem aç, hem de sussuzdum.

Bir kabusun içerisine düşmeyi o kadar çok yeğlememe rağmen her seferinde gerçekler yüzüme bir tokat misali çarpıyordu.

Gözlerim kanayan ellerime doğru indiğinde parmak boğumlarımdan akan kan damlalarını seyre koyuldum.

Bu dinlendirici gibi geliyordu bana garip bir şekilde. Sanırım artık kafayı gerçek manada sıyırmıştım. Deliriyordum başka bir açıklaması olamazdı.

Güçlükle ayağa kalktım, zihnimde yankılanan çığlıkları artık durduramıyordum.

"ÇIKARIN BENİ BURDANNN!"

"YETERRR! YETER ARTIK KAFAYI YİYECEĞİM YETERRR!"

Defalarca kez çığlıklarım kulaklarıma dolduğunda bu sefer nefesim ve sesim tamamen tükenmişti. Ellerimi yumruk yaparak, tekrar ve tekrar duvara yumruklarımı savurup nihayet ellerimin tamamen kana bulunmasına sebep olmuştum ama bu benim umrumda dahi değildi.

Bir ses uzun zamandır süren sessizliği bozduğunda etrafıma bakınmaya başladım.

BÖLÜM SONU

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.