O gün Jessica Aaronla kafade her zamanki gibi buluşmaya gidecekti
Özlemişti, hemde çok. Uzun süredir görüşmüyolardı. Jessica bir süreliğine şehir dışına gitmek zorunda kalmıştı bu yüzden özlemleri büyüktü. Onlara göre uzun bir süreydi bu. Neredeyse 2 hafta.
Jessica kafeye Aaron’dan önce gelmişti.Cam kenarındaki masaya oturdu. Telefonu masaya koydu, ekranı kapalıydı. Kahvesinden bir yudum aldı, yüzünü buruşturdu. Soğumuştu ama değiştirmedi.
Aaron içeri girdiğinde Jessica el sallamadı.Sadece baktı.Aaron montunu sandalyeye bıraktı. “Erken gelmişsin,” dedi. “Biraz.”
Aaron oturdu. Jessica’nın yüzüne baktı. Normalde ilk cümleyi o kurardı. Bugün kurmadı. “Bir şey mi oldu?” diye sordu Aaron. Jessica kahve bardağını iki eliyle sardı. “Yok.” Aaron başını hafifçe yana eğdi. “Bu ‘yok’lardan değil,” dedi. Jessica gülümsedi ama kısa sürdü. “Biraz yorgunum.”
Aaron bir şey söylemedi. Onu zorlamadı. Aralarındaki sessizlik, yabancı değildi. Ama bugün farklıydı. Daha ağırdı.Kafede müzik çalıyordu. Tanıdık bir şarkı. Birlikte dinledikleri. Jessica fark etmediğini sandı ama Aaron fark etti: Jessica ritmi takip etmiyordu. “Annem taşınıyor,” dedi Jessica birden. Aaron şaşırmadı. “Nereye?” “Bizim eve.” “Ne kadar?”Jessica omuz silkti. "Bilmiyorum.”
Aaron kahvesinden bir yudum aldı. “Bu seni neden bu kadar gerdi?” Jessica cevap vermedi. Telefonunu eline aldı, ekrana baktı. Bildirim yoktu. Tekrar masaya bıraktı. “Ev,” dedi sonra. “Beni yoruyor.” Aaron kaşlarını çattı. “Bizim ev mi?” Jessica hemen başını kaldırdı. “Hayır. Yani… bilmiyorum.” Aaron bir şey söylemedi. Elini masaya koydu. Jessica’nın eline değmedi. Eskiden olsa değmişti. “Birkaç gün sonra Londra’ya gideceğim,” dedi Jessica. Aaron bu sefer durdu. “Ne?” “Bir hafta.” “Bir hafta mı?” “Evet.” “Niye?” Jessica nefes verdi. “Annem istiyor.”
Zaten 2 haftadır görüşemedikleri için bu durum Aaron’un zoruna gitmişti. "Gitmek zorunda mısın?"
"Malesef evet"
Aaron sandalyeye yaslandı. “Bunu bana daha önce söyleyebilirdin.” “Biliyorum.” “Ne zaman dönüyorsun?" “Kesin değil.” Bu cevap ikisini de susturdu. “Gidecek misin?” diye sordu Aaron. Jessica ona baktı. “Gitmek zorundayım.” Aaron başını salladı. Zorundayım kelimesine takıldı. Tartışmadı. “Bu yüzden mi bugün böylesin?” dedi. Jessica sessiz kaldı.Bu sessizlik, cevaptı.Bir süre sonra kalktılar. Sokak serindi. Yan yana yürüdüler. El ele tutuşmadılar ama aralarındaki mesafe tanıdıktı.Apartmanın önünde durdular. “Mesaj at,”dedi Aaron. “Atarım.”
Jessica anahtarı çıkardı. Tam kapıyı açacakken telefonu titreşti. Ekran bir anlığına yandı.Aaron istemeden gördü. “Eve geç geleceğiz. Hazırlıklı ol.” Jessica telefonu hemen kilitledi. “Annem,” dedi. Aaron başını salladı.Jessica içeri girdi. Kapı kapandı.Aaron birkaç saniye orada kaldı. “Eve”kelimesi aklında kaldı. Bazı kelimeler,fazla bir şey söylemedenyerinden oynatır.O gece, hiçbir şey olmadı.Ama bir şey,değişmeye başladı...
Jessica kapıyı sessizce kapattı. Anahtarı çevirmedi. Bir an öylece durdu. İçeriden konuşma sesleri geliyordu. Televizyon açıktı ama kimse izlemiyordu.
Ayakkabılarını çıkardı. Salona geçmedi. Koridorda kaldı. “Jessica?” dedi annesinin sesi. “Evet.” “Yemeğe geç geleceğiz demiştim.” “Biliyorum.”
Jessica odasına girdi. Işığı açmadı. Yatağın ucuna oturdu. Telefonu eline aldı. Aaron’un adı ekranda duruyordu. Yazmadı.Bir mesaj daha geldi. “Londra işi netleşti. Yarın konuşuruz.” Jessica ekranı kapattı.Yarın kelimesi, çok yakındı.
Pencereye yaklaştı. Dışarı baktı. Sokağın ışıkları yanıyordu. İnsanlar eve dönüyordu.Eve.O kelimeyi düşünmemeye çalıştı.Olmadı.
AARON
Aaron evin kapısını açtığında içerisi sessizdi. Işıklar kapalıydı. Babası henüz gelmemişti. Ayakkabılarını çıkarmadı. Koltuğa oturdu.Telefonu cebinden çıkardı. Jessica’nın mesaj atmasını bekledi. Ekran karardı. Tekrar açtı. Hâlâ yoktu.Mutfaktan bir bardak su aldı. İçmedi. Tezgâha bıraktı.Duvara asılı saate baktı. Geç değildi. Ama zaman ilerlemiyordu.
Telefonu tekrar eline aldı.Yazdı. Sildi.Tekrar yazdı. Yine sildi.Kapı sesi geldi. Babası içeri girdi. “Geç kaldım,” dedi. “Fark ettim.” Babası ceketini çıkardı. “Yakında Londra’ya gideceğim,” dedi. “Kısa bir süre.” Aaron başını kaldırdı. “Ne zaman?” “Bir hafta içinde.”
Aaron cevap vermedi.Bu cümleyi bugün ikinci kez duyuyordu.Odasına geçti. Kapıyı kapattı. Yatağa uzandı. Tavana baktı.Jessica’nın yüzü geldi aklına.Kapının önündeki hali. “Eve geç geleceğiz.” Bu cümle,olması gerekenden fazlasını taşıyordu...
JESSİCA
Jessica valizi yatağın yanına koydu. Açmadı.Sadece baktı.Dolabın kapağını araladı. Kıyafetlere tek tek dokundu. Ne götüreceğini bilmiyordu. Telefonu çaldı. Annesi. “Hazırlanıyor musun?” “Bakıyorum." “Çok oyalanma,” dedi annesi. “Orada her şey hızlı.”
Jessica telefonu kapattı. Hızlı kelimesi kulağında kaldı. Yatağa oturdu. Aaron’un tişörtü sandalyenin arkasındaydı. Daha önce orada bırakmıştı. Almadı. Valize koymadı.Telefonu eline aldı. Aaron yazmıştı. “İyi misin?” Cevap yazdı. Sildi.Telefonu kapattı.Valizi açtı.Bir şeyler koydu.Sonra durdu.Kapı aralığından annesinin sesi geldi. Yanında biri vardı. Erkek sesi. Tanımadığı bir ton.Jessica başını kaldırmadı.
AARON
Aaron da çantasını hazırlıyordu. Küçük bir çanta. Birkaç günlüğüne. Babasının söylediği buydu.Pasaportunu çekmeceden çıkardı. Tarihe baktı. Geçerliydi. Her şey yerli yerindeydi. Bu onu rahatsız etti.Babası kapıdan baktı. “Hazır mısın?” “Gibi.” “Londra’da kalacağımız yer belli,” dedi babası. “Birlikte olacağız zaten.” Birlikte kelimesi havada kaldı.Aaron çantayı kapattı. “Ne kadar kalacağız?” “Bakarız.” Bu da ikinci kesin olmayan cevaptı.Aaron odasına döndü. Yatağın kenarına oturdu. Telefonunu açtı. Jessica hâlâ cevap vermemişti.
JESSİCA
Gece ilerledi.Jessica odasının kapısını kapattı. Kulaklığını taktı ama müzik açmadı. Koridordan gelen konuşmalar kesildi. Ev sessizleşti.Annesi kapıyı tıklattı. “Bir şey soracağım,” dedi. “Sonra mı?” “Hayır, şimdi.” Jessica kulaklığı çıkardı. “Londra’da biraz kalacağız,” dedi annesi. “Yeni bir düzen kuruyoruz.”Jessica başını salladı. “Kiminle?” diye sormadı. Annesi duraksadı. “Bazı şeyler zamanla anlatılır.” Jessica bu cümleyi tanıyordu. Küçükken de böyleydi. Zamanla denilen şeyler, bazen hiç gelmezdi.
.
İki valiz hazırdı. İki yolculuk aynı şehreydi. Ama bunu henüz kimse bilmiyordu. Londra, onlar için sadece bir şehir değildi. Henüz.