Gece, normalde sessiz olur.
Ama o gece değil.
Deniz, sokağın köşesinde durup nefesini tuttu
Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki, sanki sesi duyulacak sanıyordu.
Bir adım geri çekildi.
Sonra bir adım daha.
“Bunu görmemeliydim…” diye fısıldadı kendi kendine.
Sokağın ucunda bir araba vardı. Farları kapalıydı ama etrafındaki sessizlik bile fazlaydı. Sanki şehir bile nefesini tutmuştu.
Ve o arabanın yanında bir kişi…
Teoman.
Deniz onu hemen tanımıştı.
Okuldan. Herkesin “dokunulmaz” dediği çocuk.
Ama şu an dokunulmaz falan değildi.
Çünkü elleri…
Kanlıydı.
Deniz’in boğazı kurudu.
“Hayır…” dedi sessizce. “Bu olamaz.”
Bir adım daha geri attı.
Ayağı kaldırım taşına takıldı.
Tak.
Ses gecede yankılandı.
Teoman’ın başı anında o tarafa döndü.
Gözleri karanlığın içinden Deniz’i buldu.
Bir an…
Hiçbir şey olmadı.
Ne kaçtı, ne yaklaştı.
Sadece baktılar.
Deniz’in içi buz kesti.
Ve o an anladı:
Artık geri dönemeyecekti.
Teoman birkaç saniye boyunca kıpırdamadı.
Sonra yavaşça elini indirdi.
Sanki az önce hiçbir şey olmamış gibi.
Ama gözleri…
Gözleri aynı değildi.
Deniz geri çekilmeye başladı.
“Ben… ben bir şey görmedim,” diye fısıldadı ama sesi kendine bile inandırıcı gelmedi.
Teoman bir adım attı.
Sadece bir adım.
Ama o adım bile Deniz’in nefesini kesti.
“Dur.” dedi Teoman.
Tek kelime.
Sakin.
Ama tehdit gibi.
Deniz koşmaya başladı.
Arkasına bakmadan.
Çünkü bakarsa…
Bir daha asla aynı kişi olmayacağını biliyordu.
Ve o gece, Deniz’in telefonuna tek bir mesaj geldi.
Bilinmeyen Numara:
“Artık yanlış taraftasın.”
Devam edecek…