" Gizem Korkmaz mı " diyen kargocuya kafamı onaylar anlamda salladım ve
" Evet benim " dedim. Ardından elindeki paketi uzattı ve
" Bu sizin " dedi. Sonra ben konuştum.
" Ama ben bir şey sipariş etmedim ki " dedim. Adam telefona baktı ve tekrar konuştu.
" Konum burayı gösteriyor hanımefendi" dedi. Aklıma gelen kişiyle aydınlandım ve şok oldum resmen şuan dejavu yaşamıştım. Bir de tam ilk polis olduğunu öğrendiğim zaman aynısı olmuştu.
" Alayım ben onu teşekkürler" dedim ve elinden paketi aldım kapıyı kapattım içten derin bir gülümseme sundum dudaklarıma içine baktığında o zaman ki gibi yine bir sürü browniler ve dondurma vardı. Annem içeriden seslendi.
" Gizem kimmiş kızım " diye sordu.
" Hiç anne browni almıştım da o geldi " dedim herhalde sevdiğim adam bana yolladı diyemezdim değil mi ?
Paketim ile odama koştum hızlıca telefonumu elime aldım ve hemen Demir'i aradım. Bir kaç çalıştan sonra açılınca hemen konuştum.
" Ya Demir sen harikasın çok teşekkür ederim " dedim. Sonra gülerek konuştu.
" Polissin sen değil mi diye sormayacak mısın " dedi. Kahkaha attım sonra konuştum.
" Hayatımda yaşadığım en büyük dejavu hatta tek oldu " dedim. Dememle o da tutmamış ve kahkahasını salmıştı. Sonra ise biraz daha konuştuktan sonra konuştu.
" Hadi hadi dondurman erinmeden ye afiyet olsun " dedi ve vedalaşarak kapattık. Hemen dondurmamı alıp çok güzel şekilde yiyince brownilerimden de yedim ve kalanını dolaba koydum. Pijamalarımı giydim ve yataagima uzandım
O gece ile beraber huzurla uyudum sadece. Gece yarısı nefes nefese kalmış şekilde kalktım. Rüyamda birine sesleniyordum ve ' Gitme nolur ' diye bir yandan da koşuyordum karşımdaki yüzü gözükmeyen adam yerinde duruyor her yer sis şeklindeydi. Üzerindekiler kan içindeydi önünde ise bir silah vardı hastane sesleri geliyordu bir yandan.
Birden kan ter içinde kalkınca hemen su içtim uzun zaman sonra ilk defa kabus görmüştüm. Derin nefesler alarak yatağımdan kalktım ve küçükken hep yaptığım gibi yine abimin odasına gittim.
Abim öylece uyuyordu. Sessizce yanına sokuldum ardından göğsüne başımı yasladım ve gözlerimi kapattım. Abim mırıldanmaya başladı.
" Benim deniz kızım kabus mu görmüş yine " dedi. Küçükken hep dediği gibi kafamı salladım ve
" Görmüş " dedim fısıltı şeklinde. Hâlâ etkisindeydim sonrasında ise bir kabus diyerek kendimi tekrardan uykuya bıraktım.
Sabah gözlerimi araladığımda abim yanında yoktu bugün Cumartesiydi. Yani hafta sonu gözlerimi ovuşturarak yataktan kalktım ne yattım be öyle. Saaate baktığımda yine neredeyse 11.30 olduğunu gördüm.
Gerilerek yataktan kalktım ve abimin yatağını toparlayıp kendi odama geçtim kendi yatağımı da hızlıca toparladıktan sonra banyoya girdim.
Kısa bir duş aldım ve işlerimi hallettikten sonra çıktım üzerime bugün yine pantolon crop kombini yaptım. Saçlarımı da salık bıraktım ve içeriye geçtim bugün biraz alışverişe çıksam annemle fena olmazdı aslında.
İçeriye girmem ile annemin bakışı bana dönmüş ve gülümsemişti. Aynı şekilde yanına geçtim ve sarıldım. Babam ve abim yoktu. Annemi öptükten sonra kendime kısa bir kahvaltı hazırlayıp yaptım sonra annemin yanına gittim ve tekrar oturdum.
" Annem diyorum ki biz anne kız olarak şöyle bir alışverişe mi çıksak ya " dedim. Annem güldü ve
" Anne kız günü diyorsun yani " dedi. Kafamı sallayıp onayladım onu annem güldü ve
" Kızım isterde yok mu derim gidelim kızım yapalım anne kız günü " dedi. Güldüm ve hazırlanması için odasına yolladım sonra ise geçip oturup telefonu elime aldım biraz telefon ile uğraştıktan sonra sonra annem de gelmişti ve Avm'ye doğru yol aldık birlikte.
Yazardan;
Işıl bugün teyzesinin kızı için alışveriş yapacaktı. Daha üç yaşındaki kuzeni Mersin'den onları ziyarete geliyordu. İki gün için kalmaya daha doğrusu. Işıl kuzenini çok özlemişti. O yüzden de kalkıp hazırlanmaya başlamış ona hediye almaya gidecekti.
Mavi bir geniş paça pantolon üzerine beyaz askılı badi onun üzerine de mavi bı gömlek geçirmiş altına ise beyaz spor ayakkabılarımı giymişti. Saçlarını salık bırakmıştı.
Annesine haber verip evden çıktı ve mutlu bir şekilde ciğerlerine o temiz havayı soludu. Bugün hava ayrı güzeldi sanki aşk kokuları vardı belki Işıl'a bambaşka şeyler getirecekti kim bilir...
Işıl bugün hava güzel olduğundan arabayla gitmek istemedi yarım saatlik bir yol mesafesiydi yürüsem nolur diye düşündü. İlerledi. Ara ara ciğerlerine derin nefesler çekiyor içindeki o bunaltıcı nefesi geri veriyordu.
Yaklaşık yarım saat sonra gitmek istediği yere gelmişti. Gelmişti gelemesine ama oyuncakçının önündeki kişileri görmesi ile yerinde çivilendi sanki.
Karşısında babası ve onları terk ettikten sonra kurduğu ailesi vardı. Gördükleri ile şoka uğradı Işıl. Babası... Herkese karşı soğuk buzdan,doludan başka bir şey ifade etmeyen kendi öz babası şuanki karısının kızına koskocaman eskiden hep Işıl'ın hayallerini süsleyen o Barbie evini almıştı.
Az ötede durmuş dumura uğramış şekilde duruyordu sadece babası ve yanındaki kadın kıza doğru eşit boyda olmak için eğilmiş ve gülüşerek konuşuyorlardı fakat Işıl herkesten soyutlanmış sadece onlara bakıyordu.
Babası birden farketmiş olacak ki kıza ve kadına dönüp konuştu.
" Hadi siz bir şeyler daha alın geliyorum ben " dedi. Kadın kocasını onaylayıp mutlu mutlu kızını alıp oyuncakçıya tekrar girdiler.
Hırsla kalkan babası kızına doğru ilerledi kendi öz kızına doğru...
Işıl'ın tam karşısında durdu ve ardından konuştu.
" Ne işin var senin burada ne geziyorsun yeter lan bırakın yakamı " diye konuştu. Bağırmıyordu fakat sesi bir hayli soğuk ve sertti. Sanki düşmanına bakar gibi kızına bakıyordu.
Duran Parlak kendi öz kızına düşmanı gibi bakıyordu...
Işıl ise içinden lanetler getiriyordu nereden gelmişti ki bir saat sonra gelemez miydi veya önce. Sonra konuştu.
" B-ben öylesine- " diyecekken babası sözünü böldü.
" Ulan sevmiyorum bırakın lan artık beni peşimi bırak. " Diye haykırdı. Işıl ise bu saatten sonra susmayacaktı. Dolan gözlerine inat konuştu.
" Ne baba ne ya ben küçükken hep beni sev diye peşinden koştum. Hep sev istedim her kız çocuğu gibi babam beni sevsin istedim ama sen onu göremeyecek kadar nefret ediyorsun benden. O Barbie evi " dedi ve duraksadı. Göz yaşlarını akıtmayacaktı evet belki akıtacaktı ama şuan sırası değildi. Gökyüzüne baktı ve derin bir nefes alarak düşmanı gibi bakan öz babasına döndü.
" O Barbie evi küçükken hep istediğim oyuncaktı. Hatta hatırlar mısın dicem ama Duran Parlak nereden hatırlasın öz kızıyla olan o anılarını yalvarıp yakardığımda yok demiştin sonra da tokat atmıştın hâlâ sızlıyor baba hatırlayınca hiç geçmedi acısı " dedi sonlara doğru sesi kısılarak sonra devam etti.
" Ben sadece sevgi istedim hakkım değil miydi. Ha söylesene baba hakkim değil miydi o bir damlacık sevgiyi niye bana çok gördün " dedi Işıl sitem ederek ayakta duracak gücü bile kalmamıştı lakin karşısındaki adam ona sert bakışlarını atamaya devam ederek konuştu.
" Evet seni asla sevmedim Işıl sen sevilecek bir çocuk değildin o kızım öz kızım olmayabilir ama onu senden daha çok sevdim daha çok seveceğim. Seni bu hayatta kimse sevmeyecek " diyerek son cümlesini de söyleyerek hızla ayrıldı oradan.
Küçük Işıl'ın kalbi yeniden acımıştı. İçinde o çocuk yine akıtmıştı göz yaşlarını. Hiç dinmedi ki akıtmasın daha kabuk bile bağlamayan yaraları babası bu seferde napmış etmiş yine daha fazla deşmişti.
Hakediyor muydu bunları Işıl. Kendi öz babasından bunları duymak acıtmıştı canını. Daha fazla duramadı ve az ilerideki Mert ile karşılaştıkları parka adımladı. Adımları o kadar yavaştı ki neler oluyor neler olmuyor anlamıyordu bile.
Kulağında sadece babasının söylediği sözler vardı ondan başka her şeye sağır durumdaydı sanki.
Boş bir bank bulup kendini attı hemen oraya bacakları daha fazla taşıyamadı Işıl'ı.
Hayat herkese adil olamıyordu. Herkesi mutlu edemiyordu bazen.. Işıl'ı da bu yönden vurdu babasından... Çok sevdiği babasından vurdu... Ya da babası vurdu hep vurdu her yönden... Bazen vurduğu bir tokattı bazen de söyledikleri bir tokattı...
Babasının söyledikleri beynininde dolaşıyordu özellikle son dedikleri sessizce akıttı göz yaşlarını. Eliyle yüzünü kapattı ve önüne eğildi düşündü tekrar ve tekrar o bunları hakedecek ne yapmıştı.
Seni sevmedim demişti babası kimse sevmeyecek demişti öz kızım olmayan kızı bile senden daha çok sevdim diye yüzüne haykırmıştı.
Kendisini öz babası bile sevmezken kim severdi ki...
İçli içli ağladı sessizce ne yapsa durduramıyordu. Ağlamakla buldu çaresini her göz yaşı yüzünü kapattığı avuç içine aktı bazen dayanamadı ve yere aktı.
Yanına oturan Mert'i farkedemedi bile algıları kapanmış durumdaydı. Omzuna dokunan bir el ile yavaşça ellerini yüzünden çekti ve eğik halde yukarıya doğru baktı.
Karşısında dik bir şekilde oturup ona bakan bir Mert'i beklemiyordu bunu da açıkça belli ediyordu.
Işıl'ın ağlamaktan gözleri ve burnu kızarmıştı. Gözleri ayrıyeten dolu doluydu. Mert'e baktı sessizce. Ardından konuştu Mert
" Niye ağlıyorsun kim ağlattı seni anlatmak ister misin " diye sordu mahçup bir ses ile. Işıl ise onun gibi dikeldi ve kafasını hafif yana eğdi ardından Mert'in gözlerine bakarak konuşmaya başladı.
"Anlatsam dinler misin " dedi fısıltı şeklinde. Sevdiklerinden başka kimseye güvenmeyen Işıl Duman Mert Keskin'e anlatmak istedi güvenmek istedi ona...
O kadar dolup taşmıştı ki Mert'e içini dökmek istedi. Evet kolay güvenemezdi. Ama içindeki ses ona yanılmayacağını anlayabileceğini söylüyordu.
Hep korktu Işıl kimseye belli etmesede güvenmekten hep korktu. Belkide korkusunun sebebi o çok sevdiği babasına güvenmek isterken hatta her şeye rağmen güvenirken babasının onu yüz üstü bırakmasıydı.
Duran Parlak kendi öz kızına bıraktığı tek dersi kimseye güvenmemesi gerektiğiydi.
Kendi öz babası bile onun güvenini boşa çıkarırken Işıl nasıl başkalarına güvenebilirdi ki..
Mert şaşırmış şekilde Işıl'a bakarken usulca kafasını salladı. Onu dinleyecekti. Hiç konuşmadan hem de canı yanmış mıydı Mert'in Işıl öyle bir ağlıyordu ki öyle bir üzgündü ki ilk defa tanık oluyordu.
Çünkü Işıl babasından sonra kimseye içindeki duvarlarını yıkmamıştı hep o duvarları dik tutmuştu...
Duran Parlak kızına yaptığı şeyler ile hiç yıkılmayacak duvar ördürmüş soğuk biri olmasına sebep olmuştu...
Işıl o duvarları babası onu bırakıp gidince örmüştü içindeki yangını kimseye göstermek istememişti. Hep dik durmuştu.
Ama şuan sadece karşısındaki bu adama güvenmek ona anlatmak istiyordu. Sanırım bu bir ilkti.
Işıl tekrardan biraz eğildi ve karşıya döndü parkta oynayan çocuklara... Sahi o hiç yaşayamamıştı çocukluğunu hayat ona erken yaşta büyümeyi öğretmişti...
Ellerini ise dizlerinin üzerinde birleştirdi. Dolu gözlerine inat konuşmaya başladı.
" Babam... Beni annemi kardeşimi yani bizi ben çok küçükken bıraktı... Ortaokuldaydım. Okulumun ilk günü ortaokul yılının ilk günü... Herkes mutlu gülerken bende o gün her çocuk gibi mutluydum... Almıştım sınıfıma aslında. " Dedi ve bir süre durdu. Mert meraklı gözlerle sadece yanındaki kızı dinliyordu.
" Okulun ilk günü bitti eve geldim. Tabi anneme ve babama anlatıcam neler olduğunu... " Dedi ve güldü burukça.
" Bana onca şeyi yapan adama okulumun ilk gününü anlatmak istemek ne komik değil mi... Bir görsen nasıl heyecanlıyım " dedi ve gülümsemesini sildi.
" Eve geldim daha okul çantamı bırakır bırakmaz babam ve elinde bir valiz gördüm... Ardından annemin kızarmış gözlerini bende sanıyorum ki babam iş tatiline gidiyor hep yaptığı gibi.." dedi ve devam etti.
" Beni gördü nefretle baktı ve ' uğursuz ' dedi. Annemin ağlamış gözlerini gördüm. O an anladım babam iş tatiline falan gitmiyor. Yanıma geldi ve ' geç şuradan ' dedi. Gözlerim doldu tabi ' baba gitme ' diye yakındım ağladım. " Dedi.
" Hep döverdi beni. Annem engel olmaya çalışınca hemen dışarıya atar kapıyı kilitler daha çok döverdi. Yağız'ı dövmeye kalkışırsa önüne geçer yine o dayağı ben yerdim... " Dedi göz yaşları aktı öylece sesi zorla çıkıyor gibiydi.
" Gitti...beni itti ve gitti arkasına bile bakmadan hemde. Küçükken hep istediğim Barbie evi vardı kocaman çok güzel çok isterdim. Küçüklük aklı ile gittim babama söyledim. ' Oldu birde senin isteklerinle uğraşayım ' diye bağırdı ve o gün bana verdiği sadece bir tokat oldu yine... " Dedi.
Mert yandan duran ellerini yumruk yaptı kim kızına böyle yapardı ki o adamı bulmak istedi bulup öldürmek istedi sadece. Bu kızın kalbini kıran adamı diri diri gömmek istedi. Işıl durmadı ve devam etti.
" Bugün oyuncakçının önünde bizi terk ettikten sonra gittiği kadın ve öz olmayan çocuğunu gördüm. Önünde eğilmiş gülerek bir şeyler diyordu... Bana,bize hiç bir zaman merhamet tınısı göstermeyen adam karısı ve kızına gülüyordu. " Dedi. Bir süre durdu havaya baktı ardından Mert'e döndü ve tekrardan burukça gülümsedi.
" Ben istediğim zaman tokat atan adam kızına o istediğim Barbie evini almış... " Dedi. Mert sadece baktı. Bu kız bunları hakedecek ne yaptı diye düşündü. Küçücük çocuk ne istedi diye. Şuan o tanıdığı Işıl değilde küçük Işıl konuşuyordu.
Bir yandan akıtıyor göz yaşlarını bir yandan anlatıyordu. Göz yaşları umursamazca akıyordu her yere. Sonra devam etti.
" Beni farketti.. sanırım karşısında eski Işıl var sandı tabi benim büyüdüğümü göremedi. Onun peşinden geldim sandı. Bana ben öz olmayan kızımı senden çok sevdim seni kimse sevmeyecek dedi. Öz babam ya benim öz babam bana hep yaptığı gibi sevmediğini söyledi. " Dedi.
Mert Işıl'a baktı sadece bir şey diyemedi. Ne diyecekti ki ? Işıl gülümsedi ve dikeldi yerinde Mert'e minnet duyarcasına baktı. Derin bir nefes verdi. Anlatmak içini dökmek ona iyi gelmişti. Bir süre bekledi ve ardından
" Teşekkür ederim... Belki ilk defa böyle birine anlattım. Dinledin... " Dedi. Mert sinirliydi bir hayli de üzgün babasına sinirli iken karşısındaki bu kıza üzüldü yaşayamadığı o çocukluğuna üzüldü. Bir ormanı andıran koyu yeşil gözleri Işıl'ın üzerindeydi.
Ardından Işıl hâlâ dolu olan kahverelerini elinin tersi ile sildi ve ayağa kalktı tam arkasını dönüp gidecekken Mert hemen kalktı ve
" Işıl " dedi. İlk defa ismi ile seslendi normalde inatçı,dağ keçisi gibi hitaplar kullanırdı. Işıl ise meraklı gözlerle ona döndü Mert ilk defa düşünmeden bir şey yaptı ve gidip Işıl'a sarıldı.
Işıl şok olmuş şekilde sadece dururken içinden gelmek istediğini yaptı. Evet Işıl ilk defa içinden istediği gibi düşünmeden yaptı ve kollarını Mert'e doladı..
Evet belki Işıl'ın babası tarafından hiç şansı olmamıştı ama belkide Mert tarafından şans ona yaver gidecekti. Hemde beklemediği kadar...
~ 25. Bölüm Sonu ~
Selamlarrr
Nasılsınızzz
Uzun zaman sonra yine ben ve yeni bir bölümmm
Bölüm hakkındaki düşüncelerinizz nelerr ??
Eveet konumuz çoğunlukla yazar anlatımı başlıktan da anlayacağınız üzere Mert ve Işıl oldu.
Işıl'ın babası hakkındaki düşünceleriniz neler ??
Peki ya Işıl'ın yaşayamadığı çocukluğu ile ilgili ne düşünüyorsunuz ??
Son sahnede nasıldı pekii ??
Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayınnn 💖
Sizleri çok seviyorumm 💕
Sağlıcakla kalınnnn
Hoşçakalınnn
♡