Gizem'den;
Annem ile sohbetimizden sonra odama geçtim. Abimin gelmesini bekliyordum. Bir süre geçince kapı açılma sesi geldi ve ıslık sesi hemen odadan çıktım saate baktığımda saat 12'ydi. Annemler uyuyordu. Odadan çıkmam ile abimle karşılaşmam bir oldu. Yüzünde güller açıyordu. Hemen kolundan tutum ve içeriye çektim. Ne olduğunu anlamadan zorda olsa yatağa oturttum ve sonra
" Anlat abim anlat " dedim. Her şeyi detaylıca anlattı. Biz bunları romantik bir yemek yesinler diye gönderiyoruz hemen kavgaya karışmışlar. İçimde tutamayarak konuştum.
" Ben sizi romantik yemeğe göndereyim. Siz kavgaya karışın iyi mi ama ay abi kabul eder demiştim dimi birde yanağından mi öptü " dedim. Sonra güldü ve konuştu.
" Ne anlatıyorum kızım ben burada öptü tabi. " Dedi Abim gururla. Güldüm onun bu haline.
" Valla yengem var artık ben buna kalkıp oynarım " diyip kalktım ve gecenin bu vaktinde yani 12.45'de sesizce erik dalı açtım ve oynadım. Abim de katıldı sonra kendiliğinden Damat Halayı çaldı. Hatta bir yerde görmüştüm bir sözünde herhalde ' abim şimdi evleniyor sıra da bana geliyor " diye bir sözdü herhalde ne kadar doğru orası muamma.
Abim bunu duyunca kafama vurdu bir tane tabi vurmak denilirse dokundu aslında yalandankafamı tuttum ve
"Ya abi ben mi açtım sanki Allah Allah kafama niye vurdun şuan da ya " dedim. Sonra konuştu.
" Ben kardeşimi kimseye vermiyorum Allah Allah " dedi güldüm ona. Sonra biraz daha oynayınca odamdan kovdum onu resmen çünkü çok yorgun duruyordu. Yatağıma uzandım. Yine aklıma Demir geldi ve içimdeki hislerimi Işıl'a anlatmaya karar verdim o bana yardım ederdi ne de olsa.
Düşüncelerim ile uykuya daldım. Sabah olunca tekrar kalktım ve banyoya gidip işlerimi hallettim ve hazırlanmaya başladım. Uzun zamandır hiç etek giymiyordum. Hava bugün güneşliydi. Eylül ayında olsak bile desenli bir etek ve üstüne beyaz bir tişört giydim. Krem rengi bir çanta aldım. Saçlarımı ise ördüm. Ayakkabı olarak da beyaz adidas giydim

( Gizem'in kıyafeti ve saçı temsili )
Evden çıktım ve arabama bindim. Arabamı yaptırmıştım çok şükür ki. Arabamı çalıştırdım ve şirkete sürdüm. Işıl Hanım bugün yine geç gelecekti. Alper Bey yakalarsa biterdik. Şirkete geldiğimde. Alper Bey ile toplantıya gidecektik. Işıl bugün neden gelemeyeceğini söylemedi ama söylerdi illaki. Hemen girdim ve dosyalarımı aldım ardından Alper Bey seslendi.
" Hadi Gizem " dedi soğuk sesiyle. İnsanı 100 kilometre öteden korkutan bir sesi vardı hemen arkasından çıktım bende. Arabaya bindiğimizde toplantı alanına geldik sunumu ben yapacaktım. Toplantı başlamıştı.
Daha Dün ;
Yazar Anlatımı;
Işıl şirketten çıkmıştı. Bugün Derin erken çıkmıştı abisine yardım için. Tatlı tatlı gidiyordu. İlk önce eve uğramadan parkta biraz yürümek istedi. Parka geldi ve arabasını park edip indi arabadan. Tek başına babaları anneleri ile oynayan çocuklara bakıyordu. Burukça gülümsedi.
Babası onu hiç sevmemişti ki. Hemde hiç. Hiç bir zaman parka getirmemişti mesela. Annesi ona hem anne hem baba olmuştu. Aynı zamanda kardeşine de yani Emir'e de. Babası küçük yaşta terk etmişti onları. Işıl çok ağlamıştı. Ondan sonra duygusuz biraz da soğuk birine dönüşmüştü. Bunu ona babası yapmıştı. Sadece sevdiklerine sıcak davranırdı.
Salıncağa baktı çok severdi o salıncağı bir o kadar da nefret ederdi. Bunun sebebini belki başka zaman öğreniriz. Salıncakta ki kıza baktı. Babası arkasında sallıyordu kızı
" Baba hadi daha hızlı " diye bağırıyordu kız. Gözleri doldu. Kafasını havaya kaldırdı. Ağlayamazdı. Daha sonra oraya bakarak yürümeye devam etti. Birden hızlıca kenara çekilmesi ile şoka girmesi bir oldu kafasını kaldırıp baktığında yine oydu. Kaşlarını çattı. Noluyo derecesine baktı.
Mert ise hiç konuşmadan kenardaki bisikleti gösterdi ve konuştu.
" Bisiklet çarpıyordu kızım aklın nerde senin " diye sitem etti. Işıl hemen kendini kurtardı ve
" Sanane nerdeyse nerde sana mı hesap vericem " dedi kızarak. Bu aksiliğinin sebebi eski anılarıydı. Babası ile olan o kötü anılar... Hiç iyi anısı olmamıştı ki zaten. Şaşkın bakışlar ile Mert ona bakarken Işıl gözlerini kapattı ani sinir ile insanlara kötü davranmaması gerektiğini biliyordu ama kontrol edemiyordu arada. Gözlerini açtı ve konuştu.
" Kusura bakma biraz sinirliyim de sana patladım ben " dedi. Mert ise gülümsedi ve
" Sorun değil Dağ keçisi " dedi. Ardından ikiside aynı anda konuştu.
" Ne geziyorsun bu saatte " dediler. Daha sonra cevap olarak yine aynı cevapları verdiler.
" Hava almak için " dediler. İkiside güldü buna. İleride kağıt helva satan bir satıcı vardı. Işıl etrafına bakarken onu gördü ve gülümsedi ardından yaptığı şeyi telafi etmek için Mert'e döndü ve
"Kağıt helva sever misin " dedi. Işıl çok severdi. Mert için aynı şeyi diyemeyiz. Mert ise ona baktı ve
" Eh işte uzun zamandır hiç yemedim pek sevmem " dedi. Işıl kaşlarını çattı ve konuştu.
" Nasıl sevmezsin hadi gel ben alırım ikimize de " dedi ve kolundan tutarak sürüklemeye çalıştı. Mert ise güldü ve onu sürüklemesine izin verdi. Daha sonra Işıl gitti ve onlara iki tane kağıt helva aldı. Birini Mert'e uzattı ve birini de kendisine aldı. Her ne kadar Mert ben alayım desede Işıl kendisi aldı.
İlerideki banka gidip oturdular ve parkı seyretmeye başladılar. Işıl tatlı tatlı kağıt helvasını yerken Mert onu izliyordu. Daha sonra Işıl konuşmak için Mert'e döndü ve izlendiğini farketti.
" Noldu neden yemiyorsun beğenmedin mi gidip başka türünü alayım mı " diye sıraladı. Daha iki üç hafta önce tanıştığı kadına nasıl bu kadar bağlandım diye düşünüyordu Mert. Sonra konuştu.
" Yok yok beğendim öyle daldım sadece " dedi. Işıl kafasını peki anlamında salladı ve salıncaktaki çocuk ve babasına baktı. Hâlâ oradaydılar. Sessizce ikiside kağıt helvasını yedi. Bitirince ise ayağa kalktılar Işıl tam yürüyecekken ayağını burktu birden Mert onu ani refleks ile tuttu. Daha sonra Işıl hafif inledi. Ayağını burkmuştu. Mert onu tekrar oturttu ve eğildi.
" Ya hayır ya şuan ayağıma bir şey olamaz Alper beni dilimler" dedi. Mert kaşlarını çattı. Sevgilisi var mı diye düşündü ve içinde tutamayarak sordu.
" Sevgilin mi " dedi. Işıl daha da kaşlarını çattı ve konuştu.
" Yok be ne sevgilisi patronum. Baya katı birisidir de kendileri ayağıma bir şey olursa ben yarın nasıl gideyim şirkete " dedi. Mert kendi hallerine anlam veremedi ama içinden bir oh çekti ve konuştu.
" Tamam o zaman hastaneye gidiyoruz " dedi. Işıl gözlerini belerterek ona baktı.
" Hastanelik bir şeyim yok zaten ki " dedi. Mert ise onu dinlemedi ve kucağına aldı ani alışı ile kollarını boynuma doladı Işıl.
" Ya bak bileğim de o kadar kötü ağrı yok indirsene beni " dedi. Mert ise cıkladı yürümeye başladı ve konuştu.
" Doktor musun sen " dedi. Işıl ise inatla
" Sen doktor musun " dedi. Mert
" Hayır işte ama doktora gidiyoruz " dedi. Gözlerini devirdi Işıl ve konuştu.
" Sevgilin falan kızmasın beni kucağına aldın " dedi. Mert önüne bakarken net bir sesle
" Sevgilim yok " dedi. Işıl ise inatla
" Nişanlın kızar o zaman " dedi. Mert tekrardan konuştu.
" Nişanlım da yok " dedi. Işıl içinden kahkaha atıyordu ama sinir edecekti ilk önce
" O zaman karın kızar " dedi. Mert yukarıya baktı ve sabır çekerek.
" Hayatımda kadın yok " dedi. Sonra Işıl konuştu.
" Hiç mi yok " dedi. Mert ise ona döndü.
" Olmasını mı isterdin " diye soru yöneltti. Işıl bunu beklemiyordu ne diyeceğini bilemedi ve konuyu değiştirerek.
" İndir beni " dedi. Mert ise tekrar cıkladı ve
" Yok " dedi. Işıl ise sinirle
" Ona yok buna yok indir işte hem belin falan ağrır " dedi bahaane uydurarak biliyordu tabikide polisti sonuçta. Tek kaşını kaldırdı ve Işıl'a vakti Mert.
" Polisim kızım biz senden 100 tane taşıdık hafifsin zaten" dedi. Işıl ise göz devirdi.
" Belki benden 1000 tane taşıdın ne bileyim ben " dedi. Mert yukarıya bakarak sabır çekti. Işıl kahkahasını tutmak için dudaklarını ısırdı. Bıraksın diye sinir ediyordu ama gayet de eğleniyordu. Arabanın yanına gelince Işıl'ı hafif bir kutu gibi tek eliyle tuttu ve diğer eliyle kapıyı açtı Işıl'ı arabanın içine koydu. Işıl'ın itirazlarını duymadan kapıyı kapatıp kendi koltuğuna geçti Mert.
Işıl daha da itiraz edemedi. Ardından başını cama yasladı ve yolu izledi. Ara ara da mızmızlanmayı unutmadı. Hastaneye geldiklerinde Mert arabadan indi ve Işıl'ı tekrar kucağına aldı. Işıl konuştu.
" İyi alıştın bıraksana beni " dedi. Mert hiç bir şey demedi ve kucağında Işıl ile hastaneye girdi. Doktorun odasına kadar Işıl'ın uzun olan delisin sen temalı paragrafını dinledi en sonunda Işıl'ı doktor tedavi etti ve Mert'e dönerek.
" Boşuna telaşlanmışsınız kız arkadaşınız gayet iyi biraz ayağını yormaması gerek sadece " dedi. Işıl ise konuştu
" Dedim ben san- bir dakika ne " diyerek şaşkınca doktora baktı. Kız arkadaşı mı demişti. Doktor ise konuştu.
" Sevgili değil misiniz ben görünce öyle sandım da " dedi. Işıl konuşacakken Mert konuştu.
" Teşekkür ederiz " dedi ve Işıl'ı yne kucağına aldı ardından ise ilaç reçetesini. Doktora baş selamı verdi ve kucağında Işıl ile çıktılar. Eczaneye kadar da Işıl'ın yine uzun olan kızma paragrafını dinledi. Ara ara ise cevap verdi. Dağ keçisi demeyi de unutmadı.
Eczaneye girdi ve ilaçları aldı. Ardından arabaya girdi. Tam konuşacakken Işıl'ın kafasını cama yaslamış kollarını birbirine bağlamış ve cenin pozisyonu alarak uyuduğunu gördü. Ceketini çıkardı ve Işıl'ın üzerine örttü.
Eve götürdü onu. Biliyordu evini. Demir'i ziyarete gidecekken Işıl'ın o apartmandan yanında Efe ile görmüştü. Gülerek çıkıyorlardı. Işıl'ı uyandıracaktı fakat uyandıramadı. Bir iki kere seslense bile duymadı. Ardından kucağına aldı tekrardan ilaçlarını da aldı. Işıl zaten evdekilere mesaj atmıştı. Ayağımı burktum hastanedeydim adlı bir mesaj arabadayken atmıştı.
Buna annesi ve Yağız şaşırmıştı çünkü Işıl asla bi burkma için hastaneye gitmezdi. Ardından katına bastı Mert. Daha sonra kapının önüne geldi ve kapıyı çaldı. Kapıyı Işıl'ın annesi açmıştı.
" İyi akşamlar abla " dedi Mert utana sıkıla. Annesi kaşlarını çattı ve hemen Mert konuştu.
" Merak etme polisim ben abla. Mert Keskin " dedi ve ekledi.
" Işıl'ın arkadaşıyım da arabada uyuyakaldı. Uyanmayınca da ben getirmek zorunda kaldım " dedi. Annesi ise gülümsedi ve karşısındaki terbiyeli yakışıklı çocuğa baktı ve konuştu.
" Öyledir o oğlum uyuyunca uyanmaz " dedi ve kenara geçti.
" Geç oğlum geç " dedi. Emir odadan çıktı ve
" Anne ablam geldi mi " dedi ve Mert'e baktı kaşlarını çatarak. Annesi ise konuştu.
" Oğlum ablanın arkadaşıymış. Işıl uyuyunca o getirmiş " dedi. Mert konuştu ve
" Polis Mert Keskin " dedi. Kafasını salladı sadece Işıl'ı yatağına bıraktı ve ilaçlarını annesine teslim ettikten sonra çıktı Mert.
Şimdiki Zaman;
Gizemden;
Toplantı olacak yere geldik ve Alper Bey ile arabadan indik o önden ben arkasından girdik kafeye. Toplantı için gelecek kişileri gördüğümüzde yanlarına gittim ve oturduk. Tam toplantı bittikten sonra içeriye eli bıçaklı bir adam girdi ve bağırdı.
" Nerdesin lan Kenan " diye bağırdı herkesin bakışı oraya döndüğünde kaşlarımı çattım. Bir kaç kişi hemen polisi ararken Kenan olduğunu düşündüğüm adam elinde bıçakla kalktı ve karşısındaki adama doğru yürüdü. Herkes korkup masanın altına çökerken. Ben ve Alper Bey çökmedik. Adamlar laf dalaşına girmişlerdi biri biraz uzağımda yanımda bir de karşımdaydı.
" Ben sana o parayı vereceksiniz demedim mi lan " diye bağırdı. Kenan olduğunu düşündüğüm adam da
" Vercez dedik ya lan ne boş yaptın" dedi. Garsonlar kenarda köşede sinmişlerdi. Alper Bey ise tam yanımda oturmuş birlikte izliyorduk. Toplantı yaptığımız kadınlar çökmüştü. Adam tekrar konuştu.
" O para bugün verilecek " dedi. Acaba hangi para diye geçirmeden edemedim. Tam Kenan konuşurken birden içeriye polisler de daldı. Başta Demir olacak üzere gözlerim onu bulurken o da benimkini buldu ve yanımdaki Alper Bey ile bana baktı. Sonra ise adamların yanına gittiler. Kafe büyüktü. Sonra ise Demir konuştu.
" Ne bağırıyorsunuz lan burada insanların içinde " dedi. Sivil giyinmişti. Daha sonra konuştu Kenan
" İşinize bakın kardeşim " dedi. Salak adam polis ne diyorsun sen daha diyecekken sustum. Demir tek kaşını kaldırdı. O sırada arkadan ise Kenan'ı tutmak için biri geldi. Ben ise sadece durmuş olanları izliyordum. Demir aniden karşıdaki polise onay verdi. Polis Kenan'ın elindeki bıçağı aldı hızlıca ve hemen bir kaç hareket ile yere çöktürdü. Helal valla. Bu Kenanda harbi salaktı. Yemek bıçağı ile korkutuyordu insanı.
Eş zamanlı olarak Demir aniden karşıdaki adamın bıçağını aldı ve onu da yere çöktürdü diğer polisler hemen adamı kelepçelerken herkes bağırış çağırış içindeydi. Barış ise elini iki yana sallıyordu. Birden kan aktı elinden elini kesmişti. Hemen ayağa kalktım ve herkes bağırırken yanına gittim. Bana baktı ve konuştum.
" Elin kesilmiş. " Dedim ve kolunu tuttum tam götürecekken dışarıdan gelen kişinin bağırma sesi ile durdum ve şok olmuş şekilde gelen kişiye baktım.
" Alper Poyraz " diye bir bağırma sesi duyuldu.
~ 21. Bölüm Sonu ~
Selamlarr
Nasılsınızzz
Yine ve yine olaylı bir gün olaysız günümüz yok tabikide maşallah. JWBSMABZKANZMSN
Bölüm hakkındaki düşüncelerinizz nelerr ??
Eveet Mert ve Işıl hakkında neler düşünüyorsunuz.
Peki ya sizce restorantı basan kimdi ??
Gelecek bölümde görüşmek üzereee 🎀
Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayınnn 💖
Sizleri çok seviyorumm 💕
Sağlıcakla kalınnnn
Hoşçakalınnn
♡