Gecenin huzurlu sessizliği, Aden ile Altay’ın bulunduğu evin duvarlarına sinmişti. Perdeler hafifçe salınıyor, camdan süzülen şehir ışıkları loş bir parlaklıkla odayı dolduruyordu. Yalnızca mutfaktan gelen çay kokusu ve fonda çalan kısık bir müzik vardı çevrede. Saat ilerlemişti, ama ikisinin de uyumaya niyeti yoktu. İç dünyalarında, geceyi bölmeye kıyamayacak kadar özel bir an vardı. Beraber oturdukları geniş koltukta, yan yana ama bir adım ötesine geçmeye henüz cesaret edememiş gibiydiler. Aralarındaki mesafe birkaç karıştı yalnızca. Yine de o birkaç karış, kalplerindeki çırpınışın yankısıyla doluydu. Altay başını hafifçe çevirdi, Aden’e baktı. Onun profili, sarı ışık altında daha da yumuşamıştı. Gözlerinde her zaman olan o keskin ama derin bakış bu kez daha da savunmasız görünüyordu. Kalbi göğsünde hızla atarken, elleri dizlerinde sabırsızlıkla kenetlendi. Derin bir nefes aldı. “Sana bir şey söylemek istiyorum,” dedi, sesi yavaş ama kararlıydı. “Ama... kelimeler yeter mi bilmiyorum.” Aden ona döndü, bakışları Altay’ın gözlerine sabitlendi. Gülümsedi — öyle bir gülümseme ki, içinde güven vardı, sıcaklık vardı, yıllardır beklenen bir rahatlama gibi. “Sözlerin önemli, ama hissettirdiklerin daha kıymetli,” dedi sessizce. Altay’ın eli, düşünmeden Aden’in eline uzandı. Parmakları onun ince, zarif elleriyle buluştuğunda ikisi de kısa bir an duraksadı. Zaman ağırlaştı sanki. Her şey, o iki elin birleştiği noktada yoğunlaştı. Kalp atışları senkronize olmuş gibiydi. Aden’in başı, bir refleksle Altay’ın omzuna yaslandı. Altay, bu yakınlığı, Aden’in ona güvenmesini, ona ait hissetmesini hissedebiliyordu. Bir süre konuşmadılar. Ne gerek vardı ki? Sessizlik, artık boşluk değildi. Aralarındaki duyguların yankılandığı, dokunmanın konuştuğu bir alan olmuştu. Altay usulca başını Aden’e çevirdi. Onun gözleriyle yeniden buluştuğunda, her kelime anlamsızlaştı, ama kalbindekileri yine de söylemek istedi. “Herkesin bir hikâyesi vardır,” dedi kısık bir sesle. “Ama benimki... seninle tamamlanacak.” Aden’in gözlerinde, önce bir parıltı oluştu. Sonra bir tebessüm yayıldı dudaklarına. Elini kaldırdı, Altay’ın yüzüne nazikçe dokundu. “Ve ben de seninle,” diye fısıldadı. Zaman durmuştu. Ya da hızlanmış... O anın gerçekliğini kaybeder gibi, birbirlerine doğru eğildiler. Nefesleri birbirine karıştı, sıcaklıkları aynı ritme girdi. Altay, Aden’in dudaklarına yaklaşırken bir an tereddüt etti, ama Aden o mesafeyi kapattı. Dudakları, ilk defa buluştuğunda dünya sessizleşti. Bu öpücük, ne aceleciydi ne de yalnızca tutkudan ibaretti. İçinde kırılganlık, güven, umut ve aitlik vardı. Altay’ın eli Aden’in sırtına kaydı, Aden onun gömleğini hafifçe tutarak daha yakın olmak istedi. Zaman kavramı silindi; yalnızca hisler vardı. Bir süre sonra ayrıldıklarında, göz göze kaldılar. Altay, gözlerinde hâlâ titreyen duygularla, “Beni hep böyle hissedecek misin?” diye sordu. Aden, başını hafifçe eğerek gülümsedi. “Evet, hep... Ama bu sadece başlangıç.” Yavaşça birbirlerine sarıldılar. Aden, Altay’ın göğsüne yaslandı, Altay kollarını onun etrafına doladı. O an, dünyada yalnızca ikisi vardı. İçlerinde artık eksik hiçbir şey kalmamış gibiydi.
Bölüm 34
34. Bölüm
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.