Kuzey'in “Koş” demesiyle düşünmeden hareket ettim.
Koridor boyunca ilerlerken arkamdan ayak sesleri geliyordu. Kuzey hemen yanımdaydı. Merdivenlere ulaştığımızda kolumdan tutup beni başka bir koridora çevirdi.
“Nereye gidiyoruz?”
“Arka çıkış.”
“Bizi takip ediyor.”
“Biliyorum.”
“Kim o?”
“Şimdi konuşma.”
“Ben konuşacağım!”
Kuzey bir anda durdu.
“Çünkü o adamın kim olduğunu bilmeden sana hiçbir şey söyleyemem.”
“Ben zaten hiçbir şey bilmiyorum!”
“Tam olarak sorun da bu.”
Yüzüne baktım.
Kızgın görünüyordu ama gözlerinde başka bir şey vardı.
Korku.
Benim için korkuyordu.
“Benden neden bu kadar korkuyorsun?” diye sordum.
“Senin başına bir şey gelmesinden korkuyorum.”
Bu cümleyle ikimiz de sustuk.
Kuzey bakışlarını kaçırdı.
“Gitmemiz lazım.”
Arka kapıdan çıktık ve okulun arkasındaki sokağa ulaştık. Birkaç dakika boyunca hızlıca yürüdük. Sonunda Kuzey durdu.
“İyi misin?”
“Bilmiyorum.”
“Başın dönüyor mu?”
“Hayır.”
“Emin misin?”
“Evet.”
Kuzey derin bir nefes aldı.
“İyi.”
“Şimdi anlat.”
“Neyi?”
“Her şeyi.”
“Her şeyi anlatamam.”
“En azından o adamı.”
Kuzey birkaç saniye sustu.
“Adı Aras.”
“Annem de onun adını söyledi.”
“Annen onu tanıyor.”
“Sen de tanıyorsun.”
“Evet.”
“Ne zamandır?”
“Babam öldüğünden beri.”
“Babamın vasiyetinde onunla ilgili bir şey vardı.”
Kuzey kaşlarını çattı.
“Ne yazıyordu?”
“Aras'ın kim olduğunu öğrenmeden anahtarı kullanmamam gerektiği.”
“Baban bunu yazdıysa bir sebebi vardır.”
“Ben de öğrenmek istiyorum.”
Kuzey cebinden telefonunu çıkardı.
“Bana vasiyetin fotoğrafını gönder.”
“Niye?”
“Çünkü bir şeyi kontrol edeceğim.”
Fotoğrafını gönderdim.
Kuzey uzun süre ekrana baktı.
Sonra yüzü gerildi.
“Ne oldu?”
“Bu yazı.”
“Ne var?”
“Bu, babanın el yazısı değil.”
Kalbim duracak gibi oldu.
“Ne?”
“Babanın el yazısını daha önce gördüm.”
“Emin misin?”
“Evet.”
“Öyleyse biri vasiyeti taklit etmiş.”
“Bence evet.”
Bir süre hiçbirimiz konuşmadık.
Sonra telefonum çaldı.
Annem arıyordu.
Açtım.
“Nehir, neredesin?”
“Okuldayım.”
“Yalan söyleme.”
Annemin sesi titriyordu.
“Kuzey yanında mı?”
“Evet.”
“Telefonu ona ver.”
Telefonu Kuzey'e uzattım.
“Bayan...”
Annem bir şey söyledi.
Kuzey'in yüzü aniden değişti.
“Ne zaman?”
Bir süre dinledi.
“Tamam.”
Telefonu kapattı.
“Ne oldu?”
“Eve dönmemiz gerekiyor.”
“Annem ne dedi?”
“Aras eve gitmiş.”
İçimden soğuk bir ürperti geçti.
“Ne?”
“Annen güvende ama evde yalnız değil.”
“Kim var?”
Kuzey cevap vermedi.
“Kim var?”
“Babamın eski ortağı.”
Aras.
“Eve nasıl girebildi?”
“Bilmiyorum.”
Hemen eve gitmek istedim ama Kuzey kolumdan tuttu.
“Dur.”
“Annem orada!”
“Tek başına gitmeyeceğiz.”
“Ne yapacağız?”
“Önce birini arayacağım.”
“Kimi?”
Kuzey telefonunu çıkardı.
Bir numarayı aradı.
“Benim.”
Karşıdaki kişiyi duyamıyordum.
Kuzey kısa bir süre konuştu.
“Evet, anahtar onda.”
Sonra bana baktı.
“Hayır, ona zarar gelmesine izin vermeyeceğim.”
Telefonu kapattı.
“Kimdi?”
“Bir arkadaş.”
“Adı?”
“Şimdilik bilmesen daha iyi.”
“Sen gerçekten hiçbir şeyi kolay anlatmıyorsun.”
“Çünkü her anlattığım şey seni daha fazla tehlikeye sokuyor.”
“Belki de zaten tehlikenin içindeyim.”
Kuzey bana baktı.
“Evet.”
“Ve bunun sebebi sen misin?”
Bir an sustu.
“Belki.”
Bu cevabı beklemiyordum.
“Ne demek belki?”
“Seninle tanışmam tesadüf değildi.”
Kalbim hızlandı.
“Ne?”
“Bu okula geldiğini öğrendiğim gün seni takip etmeye başladım.”
“Beni mi takip ettin?”
“Evet.”
“Niye?”
“Çünkü babamın bıraktığı son notta senin adın vardı.”
Sessizlik.
“Benim adım?”
“Evet.”
“Ne yazıyordu?”
Kuzey gözlerimin içine baktı.
“‘Nehir'i bul. Ama ona kim olduğunu söyleme.’”
Nefesimi tuttum.
“Kim olduğumu?”
“Evet.”
“Ben kimim?”
Kuzey cevap vermeden önce uzun süre yüzüme baktı.
“Bilmiyorum.”
“Yine mi bilmiyorum?”
“Çünkü babam o kısmı yazmamış.”
“Peki neden beni bulmanı istemiş?”
“Onu öğrenmek için seninle yakınlaştım.”
Kalbim sıkıştı.
“Yani... benimle arkadaş olmak bile planının bir parçasıydı?”
Kuzey hemen cevap vermedi.
Bu sessizlik yeterliydi.
Bir adım geri çekildim.
“Demek bana söylediklerinin hiçbir anlamı yoktu.”
“Nehir...”
“Bana yaklaşma.”
“Beni dinle.”
“Hayır.”
Tam arkamı dönmüştüm ki Kuzey'in sesi geldi.
“Başta seni bulmak için yaklaştım.”
Durdu.
“Sonra... seni korumak istedim.”
Ona baktım.
İlk kez ne söyleyeceğini bilmiyordu.
Ben de ne hissedeceğimi bilmiyordum.
Tam o sırada telefonuma yeni bir mesaj geldi.
Bilinmeyen numara.
“Kuzey sana gerçeğin yarısını anlattı.”
Ardından bir fotoğraf geldi.
Fotoğrafta ben vardım.
Ama fotoğraf birkaç yıl önce çekilmişti.
Yanımda ise Kuzey duruyordu.
İkimiz de çocuktuk.
Fotoğrafın altında tek bir cümle vardı:
“Siz birbirinizi ilk kez bugün görmediniz.”
Kuzey fotoğrafı gördüğü anda yüzü bembeyaz oldu.
“Bu fotoğraf...”
“Ne?”
Kuzey gözlerini fotoğraftan ayırmadan fısıldadı:
“Bu fotoğrafın çekildiği gün babam öldü.”