İçeriğe geç

Yanlış kişiye aşık oldum

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Yanlış kişiye aşık oldum

Bölüm 2

Bir tesadüf değildi

Ertesi sabah okula giderken Kuzey'in söylediklerini düşünüyordum.

“Bu okulda herkese güvenme.”

Özellikle de kendisine güvenmememi söylemişti.

Normalde böyle bir cümle duyduğumda o kişiden uzak dururdum. Ama Kuzey'de beni rahatsız eden başka bir şey vardı.

Sanki söylediklerinin devamını getirmemek için kendini zor tutuyordu.

Sanki bana anlatması gereken bir şey vardı.

Okulun kapısından içeri girdiğimde Eylül beni koridorun başında yakaladı.

“Günaydın!”

“Günaydın.”

“Dün eve gidince Kuzey'i düşündün mü?”

Adımlarımı yavaşlattım.

“Hayır.”

Eylül kahkaha attı.

“Yalan söylüyorsun.”

“Ne alaka?”

“Çünkü Kuzey'in adını söylediğim anda yüzün değişti.”

“Yüzüm değişmedi.”

“Değişti.”

“Eylül.”

“Tamam, tamam.” Ellerini kaldırdı. “Ama gerçekten merak etmiyor musun?”

“Neyi?”

“Kuzey'i.”

“Hayır.”

Bu kez Eylül ciddi bir ifadeyle bana baktı.

“Bence etmelisin.”

“Neden?”

“Çünkü dün sana söylediklerinden sonra seni koridorda tek başına onunla gördüm.”

Kalbim bir an hızlandı.

“Bizi mi gördün?”

“Evet.”

“Ne zamandı?”

“Okul çıkışı.”

Demek bizi görmüştü.

“Ne konuştunuz?”

“Hiçbir şey.”

Eylül kaşlarını kaldırdı.

“Nehir.”

“Gerçekten.”

Ona Kuzey'in söylediklerini anlatmak istemedim. Nedenini bilmiyordum ama içimde bir his, bu konuşmanın sadece ikimizin arasında kalması gerektiğini söylüyordu.

Sınıfa girdiğimizde Kuzey yerindeydi.

Bu kez pencereye bakmıyordu.

Doğrudan bana bakıyordu.

Göz göze geldiğimiz anda bakışlarını kaçırmadı.

Ben de kaçırmadım.

Aramızdaki birkaç metrelik mesafe bir anda çok daha kısa gelmişti.

Sonra öğretmen içeri girdi ve herkes yerine geçti.

Ders başladı.

Yaklaşık yirmi dakika sonra öğretmen elindeki kâğıtları dağıtmaya başladı.

“Bu dönem için bir proje çalışması yapacağız. İkişerli gruplar oluşturacaksınız.”

Sınıfta hemen sesler yükseldi.

Herkes arkadaşının yanına geçmeye başladı.

Eylül bana döndü.

“Biz birlikte olalım.”

“Tamam.”

Tam o sırada öğretmen isimleri kendisinin belirleyeceğini söyledi.

İçimde kötü bir his oluştu.

Öğretmen listeyi eline aldı.

“Eylül ve Mert.”

Eylül hayal kırıklığıyla bana baktı.

“Ne?”

“Ben de Nehir'le...”

Öğretmen devam etti.

“Nehir ve Kuzey.”

Sınıfta birkaç kişi aynı anda “Ooo” diye ses çıkardı.

Yüzümün ısındığını hissettim.

Kuzey ise hiçbir tepki vermedi.

Sadece sandalyesini geriye itti ve ayağa kalktı.

Yanıma geldi.

“Görünüşe göre beraberiz.”

“Şanssızlığım.”

Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

“Ben de aynısını düşünüyordum.”

“Harika.”

“Harika.”

Aynı anda söyleyince birkaç saniye birbirimize baktık.

Sonra ikimiz de başka tarafa döndük.

Dersin geri kalanında projeyi konuşmak zorunda kaldık.

Kuzey'in sandalyeyi çekip yanıma oturması bile sinirlerimi bozuyordu.

“Konumuz ne?”

“Şehir tarihi.”

“Sen araştır.”

“Emir mi veriyorsun?”

“Hayır.”

“Öyle söyledin.”

“Nasıl söylediğimi sen nereden biliyorsun?”

Bana döndü.

“Çünkü yüzün ele veriyor.”

“Benim yüzümü bu kadar iyi okuyabildiğini bilmiyordum.”

Kuzey bir an sustu.

“Bazı şeyleri tahmin etmek zor değil.”

“Mesela?”

“Mesela şu an bana kızgınsın.”

“Doğru.”

“Bir de merak ediyorsun.”

“Ne merak ediyorum?”

“Beni.”

Kalbim hızlandı ama belli etmemeye çalıştım.

“Yanılıyorsun.”

“Öyle olsun.”

Ders bittiğinde Kuzey ayağa kalktı.

“Bugün kütüphanede çalışalım.”

“Ben tek başıma da yapabilirim.”

“Biliyorum.”

“Öyleyse?”

“Proje iki kişilik.”

“Tamam.”

Çantamı aldım.

“Kaçta?”

“Dört.”

“Olur.”

Kuzey giderken arkasından baktım.

Tam sınıftan çıkacağı sırada durdu.

Başını çevirip bana baktı.

“Ve Nehir...”

“Ne?”

“Dün söylediğimi unutma.”

“Hangisini?”

“Bana güvenme.”

Sonra çıktı.

Bütün gün boyunca bu cümleyi düşündüm.

Saat dört olduğunda kütüphaneye gittim.

Kuzey çoktan gelmişti.

Masada birkaç kitap duruyordu.

“Geç kaldın.”

“İki dakika.”

“Ben iki dakikadır buradayım.”

“Dram yapma.”

Gülümsedi.

“İlk kez güldüğünü gördüm.”

“Ben gülmüyor muyum?”

“Bana gülmüyorsun.”

“Belki sebebi sensindir.”

Kuzey başını eğip kitabı açtı.

“Olabilir.”

Bir süre sessizce çalıştık.

Kütüphanede yalnızca sayfa sesleri vardı.

Sonra bir kitabı almak için aynı anda uzandık.

Parmaklarımız kısa bir an birbirine değdi.

İkimiz de elimizi geri çektik.

Kuzey bana baktı.

Ben kitabı aldım.

“Sen al.”

“Hayır, sen al.”

“Bir kitap için kavga etmeyeceğiz herhalde.”

“Ben kavga etmiyorum.”

“İyi.”

Tekrar çalışmaya başladık.

Bir süre sonra masanın üzerinde duran telefonum titredi.

Ekrana baktım.

Bilinmeyen bir numaradan mesaj gelmişti.

“Kuzey'e güvenme.”

Kaşlarımı çattım.

Mesajın hemen ardından ikinci bir mesaj geldi.

“Sana anlatmadığı şeyi öğrenmeden ona yaklaşma.”

Başımı kaldırıp Kuzey'e baktım.

O hâlâ kitabına bakıyordu.

Telefonu sessize alıp masaya bıraktım.

“Bir şey mi oldu?” diye sordu.

“Hayır.”

Bana baktı.

“Emin misin?”

“Evet.”

Kuzey birkaç saniye yüzümü inceledi.

Sonra elindeki kalemi bıraktı.

“Nehir.”

“Ne?”

“Bana yalan söyleme.”

“Sen de bana söyleme.”

İlk kez yüzündeki sakin ifade kayboldu.

“Ne demek istiyorsun?”

“Hiç.”

Ayağa kalktım.

“Ben eve gidiyorum.”

“Daha bitirmedik.”

“Yarın devam ederiz.”

Çantamı aldım.

Kütüphaneden çıkarken arkamdan geldi.

“Nehir.”

Durdum.

“Telefonuna kim mesaj attı?”

Döndüm.

“Bunu nereden biliyorsun?”

“Yüzünden anladım.”

“Beni izlemeyi bırak.”

“İzlemiyorum.”

“Öyleyse neden her şeyi fark ediyorsun?”

Kuzey cevap vermedi.

Aramızda birkaç saniyelik sessizlik oluştu.

Sonunda sadece şunu söyledi:

“Çünkü seni uzun zamandır fark ediyorum.”

Kalbim hızlandı.

“Ne zamandır?”

Kuzey'in gözleri bir anlığına değişti.

Sanki yanlış bir şey söylemişti.

“Boş ver.”

“Hayır. Ne demek istedin?”

“Hiçbir şey.”

Yanımdan geçip gitti.

Ben olduğum yerde kaldım.

Uzun zamandır.

Bu iki kelime kafamın içinde dönüp duruyordu.

Kuzey beni nasıl uzun zamandır fark etmiş olabilirdi?

Ben bu okula daha yeni gelmiştim.

Ve o gece, eve döndüğümde telefonuma bir mesaj daha geldi.

Bu kez numara gizli değildi.

Mesajın altında yalnızca bir isim vardı:

Kuzey.

Mesajı açtım.

“Nehir, sana anlatmadığım bir şey var.”

Bölüm sonu

4 yorum