Kapının arkasındaki ses kesildiğinde kimse konuşmadı.
Kuzey hâlâ elindeki fotoğrafa bakıyordu.
“Babam...”
Sesi neredeyse duyulmuyordu.
Eren kapıya yaklaşıp dışarı baktı ama karanlıktan başka bir şey göremedi.
“Bizi buraya getiren kişi gitti.”
Kuzey başını kaldırdı.
“Gitmedi.”
“Ne?”
“Bizi izliyor.”
Ben fotoğrafa baktım.
“Baban gerçekten hayatta mı?”
Kuzey cevap veremedi.
Eren fotoğrafı elinden aldı.
“Bu fotoğraf yeni.”
Kuzey şaşkınlıkla ona baktı.
“Nasıl anladın?”
“Fotoğraftaki saat.”
Babası kolunda bir saat taşıyordu.
Kuzey saate dikkatlice baktı.
“Bu saat...”
“Ne?”
“Babamın kaybolduğu gün üzerinde değildi.”
İçimde garip bir his oluştu.
“Demek fotoğraf yakın zamanda çekilmiş.”
“Evet.”
Kuzey kapıya yöneldi.
“Buradan çıkmamız gerekiyor.”
“Nasıl?”
Eren duvarın kenarındaki eski paneli gösterdi.
“Burada bir çıkış var.”
Paneli açtığımızda dar bir geçit ortaya çıktı.
Üçümüz sırayla geçtik.
Geçit bizi istasyonun arka tarafına çıkardı.
Dışarı çıktığımızda soğuk hava yüzüme çarptı.
Kuzey telefonunu çıkardı.
Ekranda bir bildirim vardı.
Bilinmeyen numaradan:
“Babanı görmek istiyorsan anahtarı bul.”
Altında bir konum vardı.
Kuzey mesajı bana gösterdi.
“Bu ne?”
“Bilmiyorum.”
“Konum neresi?”
“Eski liman.”
Eren başını kaldırdı.
“Oraya gidemeyiz.”
“Neden?”
“Çünkü orası Aras'ın kontrol ettiği bölge.”
Kuzey bana baktı.
“Sen eve git.”
“Hayır.”
“Nehir...”
“Bu artık benim de geçmişim.”
Kuzey bir süre sustu.
“Tamam.”
Ertesi gün okula gittiğimizde hiçbirimiz olanlardan bahsetmedik.
Sınıfta herkes normal davranıyordu.
Ama ben hiçbir şeyi normal göremiyordum.
Kuzey arka sırada oturuyordu.
Ders boyunca bir kez bile bana bakmadı.
Teneffüste yanına gittim.
“Bana kızgın mısın?”
“Hayır.”
“Öyle görünüyorsun.”
“Düşünüyorum.”
“Neyi?”
“Babamı.”
Yanına oturdum.
“Onu bulacağız.”
Kuzey bana baktı.
“Bunu söylemek kolay.”
“Ben de babam hakkında gerçekleri öğrenmek istiyorum.”
“Biliyorum.”
“Yani yalnız değilsin.”
Kuzey birkaç saniye sustu.
“Teşekkür ederim.”
İlk kez yüzünde gerçek bir gülümseme gördüm.
Ben de istemeden gülümsedim.
Tam o anda Eylül yanımıza geldi.
“Size bir şey göstereceğim.”
Elindeki telefonu bize uzattı.
“Bu sabah okulun önünde bunu buldum.”
Ekranda bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafta Kuzey ve ben vardık.
Okulun bahçesinde yan yana duruyorduk.
Fotoğraf birkaç saat önce çekilmişti.
“Bizi kim takip ediyor?”
Eylül omuzlarını silkti.
“Bilmiyorum.”
Kuzey telefonu aldı.
Fotoğrafı yakınlaştırdı.
Arka planda bir araba görünüyordu.
Plakasını okuyamadım.
Kuzey ise hemen tanıdı.
“Bu araba...”
“Ne?”
“Babamın arabası.”
Eylül şaşkınlıkla baktı.
“Babanın mı?”
“Evet.”
“Yani baban gerçekten burada mı?”
Kuzey cevap vermedi.
Telefonunu çıkarıp bir numarayı aradı.
“Kim bu?”
Karşı tarafı birkaç saniye dinledi.
Sonra:
“Emin misin?”
Bir süre daha dinledi.
“Tamam.”
Telefonu kapattı.
“Ne oldu?”
Kuzey bana baktı.
“Babamın arabası dün gece eski limanda görülmüş.”
Kalbim hızlandı.
“Öyleyse bu gece gidiyoruz.”
Kuzey başını salladı.
“Evet.”
Gece eski limana geldiğimizde hava kapalıydı.
Denizden gelen rüzgâr etrafı daha da sessiz gösteriyordu.
Kuzey önden yürüyordu.
Eren arkamızdaydı.
Bir depoya yaklaştık.
Kapının üzerinde küçük bir işaret vardı.
Benim kolyemdeki işaretle aynıydı.
“Burası.”
Anahtarı çıkardım.
Kapıya yaklaştırdığımda kilit açıldı.
İçeri girdik.
Depoda eski kutular, belgeler ve fotoğraflar vardı.
Kuzey raflardan birinde eski bir dosya buldu.
Üzerinde:
“PROJE — KUZEY / NEHİR”
yazıyordu.
“Bizim isimlerimiz.”
Eren dosyayı açtı.
İçinden çocukluk fotoğraflarımız çıktı.
Ama son sayfada daha garip bir şey vardı.
Bir çizelge.
İsimlerimizin yanında tarihler bulunuyordu.
Ve en altında:
“Plan başarıyla başladı.”
Kuzey'in yüzü gerildi.
“Bizi çocukken takip etmişler.”
Ben dosyayı çevirdim.
Son sayfada babamın imzası vardı.
Altında tek bir cümle:
“İkisini birbirlerinden uzak tutmak zorundayız. Çünkü biri diğerinin anahtarını taşıyor.”
Kuzey bana baktı.
“Biri benim.”
“Diğeri ben.”
Eren başını salladı.
“Evet.”
Tam o anda deponun dışından bir araba sesi geldi.
Kuzey ışığı kapattı.
Üçümüz sessizce kapıya baktık.
Bir araba durdu.
Kapı açıldı.
Ayak sesleri yaklaştı.
Sonra dışarıdan bir erkek sesi duyuldu.
“Dosyayı buldular.”
Başka biri cevap verdi:
“Evet.”
“Peki çocuk?”
“İkisi de içeride.”
Kuzey bana baktı.
Parmağını dudaklarına götürdü.
Sessiz olmamı işaret etti.
Sonra kapının arkasına geçti.
Kapı açıldığı anda dışarıdaki kişi içeri girdi.
Kuzey onu görünce olduğu yerde kaldı.
Adam başını kaldırdı.
Ve ben o yüzü gördüğüm anda neye uğradığımı şaşırdım.
Kuzey'in babası.