Maçtan sonraki günlerde konuşmaları daha da samimi hale gelmişti. Aralarındaki mesafe neredeyse tamamen kaybolmuştu.
Bir gün konuşurlarken konu E’nin resim kursuna geldi.
⭐⭐⭐
F: Bu arada senin resim kursun vardı dimi
E: Evet, haftada birkaç gün gidiyorum
F: Nasıl geçiyor
E: İyi aslında, kafa dağıtıyor
F: Görmek isterdim
E: Gel o zaman
F: Ciddi misin
E: Evet, neden olmasın
F: Tamam gelebilirim
E: Beklerim o zaman
F: Ama bir şartla
E: Ne
F: Yaptığın resimleri göstereceksin
E: Gösteririm
F: Anlaştık
⭐⭐⭐
O gün geldiğinde E kursa her zamanki gibi gitmişti ama bu sefer içten içe farklı bir heyecan vardı. Çünkü biri onu izlemeye gelecekti.
Bir süre sonra kapı açıldı. F içeri girdi. E hemen fark etti ve hafifçe gülümsedi.
F yanına yaklaştı.
“Rahatsız etmiyorum umarım,” dedi.
E başını salladı.
“Yok, iyi ki geldin.”
F etrafa bakarken E’nin çizimlerine göz attı. Masanın üzerinde yarım kalmış bir resim vardı.
“Bu ne çizimi?” diye sordu.
E biraz utangaç bir şekilde,
“El çizimi çalışıyorum,” dedi.
F yaklaşıp dikkatlice baktı. Kağıttaki el detayı oldukça gerçekçiydi; parmakların gölgesi, çizgiler hepsi ince ince işlenmişti.
“Cidden iyiymiş bu,” dedi.
E gülümsedi ama belli ki biraz utanmıştı.
“Daha bitmedi aslında.”
F gözlerini resimden ayırmadan,
“Bitmiş hali nasıldır düşünemiyorum,” dedi.
E tekrar çizmeye başladı, F ise sessizce onu izledi. Ama bu sessizlik bu sefer rahatsız edici değildi.
Ders bittikten sonra birlikte dışarı çıktılar.
Biraz yürüdükten sonra F durdu.
“Ben de sana bir şey aldım,” dedi.
E şaşırdı.
“Ne gerek vardı ki”
F hafifçe gülümsedi.
“Sen bana aldın ya”
Elindeki küçük kutuyu uzattı.
E açtı. İçinde yıldızlı bir bileklik vardı.
Bir an durdu.
“Bu çok güzel,” dedi yavaşça.
F sadece gülümsedi.
E bilekliği takarken kısa bir an F’ye baktı.
O an ikisi de anladı
Artık bu sadece tesadüf değildi.