F: Bence artık sadece yazmak yetmiyor gibi hissediyorum
E: Ne demek istiyorsun
F: Yani yüz yüze konuşsak nasıl olur diye düşündüm
E: Ciddi misin
F: Evet ama seni zorlamak istemem
E: Yok aslında ben de düşünüyordum
F: Gerçekten mi
E: Evet ama biraz garip geliyor
F: Bana da geliyor 🙃
E: Bir yerde buluşalım o zaman
F: Neresi olsun
E: Kütüphane olabilir mi
F: Kütüphane mi
E: Evet sakin olur, daha rahat konuşuruz
F: Mantıklı aslında
E: Hem ilk buluşma için çok kalabalık olmaz
F: Tamam o zaman
E: Saat kaç
F: Öğleden sonra olur mu
E: Olur
F: Yarın o zaman
E: Yarın
⭐⭐⭐
Ertesi gün, F kütüphaneye erken geldi. Normalde bu kadar acele eden biri değildi ama bu sefer farklıydı. İçeri girer girmez etrafına baktı, sonra kendine sessiz bir yer bulup oturdu.
Zaman normalden daha yavaş geçiyormuş gibi hissettirdi. Arada kapıya bakıyor, gelen her adım sesinde başını kaldırıyordu.
“Ya tanıyamazsam” diye düşündü içinden.
Bir süre sonra kapı açıldı. E içeri girdi. F, onu fotoğraflarından tanıdığı için hemen fark etti. Ama yine de birkaç saniye sadece izledi.
E de etrafa bakıyordu, belli ki o da onu arıyordu.
F derin bir nefes aldı ve ayağa kalktı. Yavaşça E’ye doğru yürüdü.
“Selam…”
E başını kaldırdı, kısa bir duraksama oldu.
“Selam…”
İlk birkaç saniye biraz garipti. İkisi de ne diyeceğini tam bilemedi. Ama sonra, mesajlarda olduğu gibi konuşma yavaş yavaş akmaya başladı.
Kütüphanenin sessizliği içinde fısıltıyla konuşurken, aralarındaki o ilk mesafe de yavaş yavaş azaldı.
Bir süre sonra E hafifçe gülerek,
“Burada çok sessiziz konuşamıyoruz bile düzgün,” dedi.
F da gülümsedi.
“Evet istersen bir kafeye geçelim?”
Kütüphaneden birlikte çıkıp yakındaki bir kafeye doğru yürüdüler.
Kafede ortam daha rahattı. İnsanların sesi, kahve kokusu ve hareketlilik, o ilk gerginliği dağıttı.
Artık daha doğal konuşuyorlardı. Mesajlaşırken oluşan bağ, yüz yüze de kendini göstermeye başlamıştı.
F içinden,
“İyi ki erken gelmişim,” diye geçirdi.
Çünkü o an… her şey gerçekten başlıyordu.
