🖤🤍
İnsan bir yere geri döndüğünde iki ihtimal vardır.
Ya hiçbir şey değişmemiştir…
ya da her şey fazlasıyla değişmiştir.
Benim için ikincisiydi.
Araç yavaşladığında kalbim normalden daha hızlı atıyordu.
Sokak aynıydı.
Ama değildi.
Aynı binalar, aynı lambalar, aynı sessizlik…
ama artık hiçbir şey tanıdık gelmiyordu.
“Burada mı?” dedi Eren.
“Evet,” dedim.
Sesim sakindi.
Ama içim…
değildi.
Araç durdu.
Kapıyı açtım.
İnmeden önce bir saniye durdum.
Sonra…
indim.
Karan da indi.
Hemen arkamda.
“Yakınımda kal,” dedi.
“Bu benim evim,” dedim.
“Artık değil.”
Bu cümle…
gerçekti.
Kapıya yürüdüm.
Adımlarım yavaştı.
Ama geri dönmedim.
Kapı hâlâ aynıydı.
Ama kilit…
kırılmıştı.
İçime bir şey çöktü.
“Zorla girilmiş,” dedi Emir arkadan.
“Hayır,” dedim.
Herkes bana baktı.
“Bu bir davet.”
Bu kelime…
fazla doğruydu.
Kapıyı ittim.
Açıldı.
İçeri girdim.
Hava…
soğuktu.
Ama sadece sıcaklık olarak değil.
Bu ev…
yaşayan bir yer gibi değildi artık.
Salon.
Her şey yerli yerinde.
Ama…
fazla düzenli.
“Kimse bir şeylere dokunmasın,” dedi Eren.
Ama ben zaten dinlemiyordum.
Gözlerim etrafı tarıyordu.
Detayları.
Küçük şeyleri.
Bir çerçeve.
Eğik.
Yaklaştım.
Düzelttim.
Altında bir şey vardı.
Kâğıt.
Kalbim hızlandı.
“Bir şey buldum,” dedim.
Karan hemen yanıma geldi.
Kâğıdı açtım.
Tek bir cümle.
“GEÇ KALDIN.”
Yine.
Parmaklarım sıkıldı.
“Bu bir oyun,” dedim.
“Evet,” dedi Karan.
“Ve beni buraya çekti.”
“Ve başardı.”
Bu cümle…
acıydı.
Bir ses geldi.
Üst kattan.
Herkes aynı anda başını kaldırdı.
“Orada biri var,” dedi Emir.
Ben çoktan merdivene yönelmiştim.
“Derin, dur!” dedi Karan.
Ama durmadım.
Merdivenleri çıktım.
Adımlarım hızlıydı.
Kalbim…
çok hızlıydı.
Kapıya geldim.
Yatak odası.
Kapı aralıktı.
Yavaşça ittirdim.
İçeri girdim.
Ve…
Donakaldım.
Oda değişmemişti.
Ama ortasında…
bir sandalye vardı.
Ve sandalyede…
bir telefon.
Çalıyor.
Kalbim duracak gibi oldu.
Yavaşça yaklaştım.
Karan arkamdaydı.
“Dokunma,” dedi.
Ama çok geçti.
Telefonu aldım.
Ekrana baktım.
Numara yoktu.
Sadece…
tek bir kelime:
“AÇ.”
Parmağım titremedi.
Açtım.
Sessizlik.
Sonra…
bir nefes sesi.
Yavaş.
Soğuk.
“Sonunda,” dedi ses.
Donakaldım.
“Sen kimsin?” dedim.
Sessizlik.
Sonra…
“Yanlış sorular soruyorsun,” dedi.
Bu ses…
tanıdık değildi.
Ama…
yabancı da değildi.
“Beni neden seçtin?” dedim.
Kısa bir duraksama.
“Çünkü sen seçildin,” dedi.
Bu cevap…
yeterli değildi.
“Bu ne demek?” dedim.
“Geçmişin,” dedi.
Kalbim sıkıştı.
“Geçmişin seni buraya getirdi.”
Karan yaklaştı.
Telefonu elimden almaya çalıştı.
Ama bırakmadım.
“Ne istiyorsun?” dedim.
Ses hafifçe güldü.
“Gerçeği.”
“Ben de,” dedim.
“Hayır,” dedi. “Sen gerçeği istemiyorsun.”
Bu cümle…
içime oturdu.
“Ben gerçeği yaşatacağım.”
Bir an…
nefesim kesildi.
“Ne demek bu?” dedim.
Ama cevap gelmedi.
Hat kapandı.
Sessizlik.
Telefon elimde kaldı.
Karan sertçe aldı.
“Bu bir tuzak,” dedi.
“Zaten biliyorum.”
Ama bu sefer…
sadece tuzak değildi.
Bu…
başlangıçtı.
Ve en kötü kısmı:
Ben artık oyunun içindeydim.
Geri dönüş yoktu.
🖤🤍
Selammm bebislerrr
Veee
Görüşürüz bebislerr
Seviliyorsunuzzz
🖤🤍