İçeriğe geç

YANLIŞ BAŞLAYAN ÜNİVERSİTE HİKAYESİ

Bölüm 4 · 4 dk okuma

YANLIŞ BAŞLAYAN ÜNİVERSİTE HİKAYESİ

Bölüm 4

Üç haftadır aynı sınıftaydık. Üç haftadır aynı koridorlardan geçiyor, aynı amfilerde oturuyor, aynı kantinde çay içiyorduk. Ve ben üç haftadır adını bile bilmiyordum. Şimdi dönüp bakınca komik geliyor. Bir insanı bu kadar merak edip onunla tek bir düzgün cümle kuramamış olmak gerçekten tuhaf. Ama yaşayan bilir. Bazen insan konuşmaktan değil, konuştuğu anda büyünün bozulmasından korkuyor. Benim korkum da biraz buydu galiba.

O gün ders çıkışında Mert ve Serkan'la kantine inmiştik. Artık iyice kaynaşmıştık. Üniversitenin ilk haftalarında kurulan arkadaşlıklar garip oluyor. Bir ay önce birbirinizin varlığından haberiniz yokken bir bakmışsınız her gün beraber vakit geçiriyorsunuz. Mert yine her zamanki gibi konuşuyordu. Nasıl bu kadar konuşmayı becerdiğini hâlâ anlamış değilim. Bir insanın her konu hakkında fikri olabilir miydi? Meğer oluyormuş. Serkan ise tam tersiydi. Az konuşuyor ama konuştuğu zaman bütün masa gülüyordu. İkisi bir araya gelince ortam zaten kendiliğinden akıyordu. Ben ise her zamanki gibi yarım kulakla onları dinliyordum. Çünkü gözlerim yine istemsizce sınıfın diğer tarafını arıyordu.

Ve onu gördüm.

Arkadaşlarıyla birlikte kantinin girişinden içeri giriyordu. Kalbim yine anlamsız şekilde hızlandı. İnsan bir süre sonra alışır sanıyor.

Alışmıyor.

"Yine başladı."

Mert'in sesiyle kendime geldim.

"Ne başladı?"

"Kardeşim kız beş metre öteden geçti, senin göz bebekleri büyüdü."

Serkan kahkahayı patlattı.

Ben ise çayıma odaklanıyormuş gibi yaptım.

"Abartıyorsunuz."

"Yok."

"Abartmıyoruz."

Tam o sırada kantinde boş yer arayan kalabalığın arasında Burçin ve arkadaşları bizim masaya doğru yöneldi. Tesadüf işte.

Koca kantinde başka boş yer kalmamıştı. Masamızın yanındaki masaya oturdular. Hayatım boyunca bu kadar çay içmemişimdir. Sırf heyecandan önümdeki bardağı kaç kere doldurduğumu hatırlamıyorum. Bir yandan Mert'in anlattığı hikâyeye gülmeye çalışıyor, bir yandan da kulaklarım tamamen yan masadaydı.

Sonra beklemediğim bir şey oldu. O kız ayağa kalktı. Bazen çok fazla oturduktan sonra ayağa kalkarsınız ve bir anda gözleriniz kararır ya. Ha bu sefer onun ayağa kalıkışta benim gözlerim karardı. Aşkın gözü kördür lafı buradan mı geliyor acaba haha.

Neyse, kız doğrudan bizim masaya geldi.

"Afedersiniz."

Üçümüz aynı anda kafamızı kaldırdık.

"Telefon şarj aletiniz var mı?"

Mert daha ağzını açamadan ben çantama saldırmıştım. Normalde bir şeyi bu kadar hızlı bulamam. Ama o gün şarj aleti iki salisede elimdeydi. Mert ölüyorum bir bardak su ver dese belki üşenir Serkanı çağırırdım. Ben de böyle bir insanım maalesef.

"Var." dedim.

İlgili aşk parçası gülümsedi.

"Gerçekten mi?"

"Evet."

"Hayatımı kurtardın."

Hayatımı kurtardın.

O cümleyi aylarca unutamadım.

Muhtemelen herkese söylüyordu. Ama o gün bana söylemişti. Şarj aletini aldı. Tam dönecekken durdu. Bir an düşündü. Sonra bana baktı, harika bir ses tonu.. hayal etsem o kadar güzelini, o kadar yakışanını bulamazdım.

"Bu arada ben Burçin."

İşte o an. Üç haftadır merak ettiğim isim. Üç haftadır zihnimde onlarca farklı tahmin yürüttüğüm isim. Sonunda karşımdaydı.

Heyecandan ağzım kurumuştu ancak tiz bir sesle "Metin"diyebildim.

"Memnun oldum Metin."

Sonra masasına döndü. Ben ise yerimde kaldım. Muhtemelen birkaç saniye. Belki daha fazla. Bilmiyorum. Mert omzuma vurdu.

"Sonunda kızın adını öğrendin kerata."

Serkan kahkahayla güldü.

"Oha oğlum abartmayın kutlama da yapalım mı?"

Metin: "Beyler tanışma burada kalmamalı, ne yapmalıyım muhabbet bitmesin."dedim.

Mert pis pis sırıtarak;

"Kanka tam adamına sordun, kızdan şarj aletini geri alırken aynı sınıfta olduğumuzu memleketini, nerede kaldığını falan sor. Devamında sohbet akar zaten sen merak etme"

Yarım saat kadar çocuklarla masa hokeyi oynadıktan sonra, ki söylemesi ayıptır iyi oynarım. Burçin yanımıza geldi.

"Şarj aleti için teşekkür ederim."

"Rica ederim ne demek."

"Ben de masa hokeyi oynamak istiyorum, oynar mıyız?"

Burçin'den böyle bir teklifi açıkcası beklemiyordum.

"Tabii oynarız."

Bu sırada halihazırda üç tur bana kaybetmiş olan Mert elindeki diski bıraktı. Karşımda artık tüm zarafetiyle Burçin vardı.

Şimdi Burçin'in güzelliğinden gözlerimin alındığını, kalbimin hızlandığını, gözümün karardığını ve asla iyi bir oyun çıkaramadığımı düşünüyor olabilirsiniz, asla öyle bir şey olmadı 8-0 yendim Burçin'i. Valla hayatının aşkı da olsa masa hokeyi benim kırmızı çizgimdir kimseye tolerans gösteremem.

Burçin açıkcası bozulma ve oyundan zevk alma arasında bir şeyler yaşıyordu. Oyun oynarken Mert'in verdiği muhabbet taktiklerini de uygulamayı unutmamıştım. Memleketinden, kaldığı yurttan, hatta yurdundaki oda arkadaşlarından bile bahsetmişti. Masa hokeyi onun da açılmasını sağlamış, aramızdaki ilk tanışma buzlarını eritmişti. Burçin'in yanında Eda adında bir arkadaşı daha vardı, Eda ile bizim çocuklar da birkaç el oynadılar ve artık ayrılma vakti gelmişti. Kendimi elinden oyuncağı alınmış bir çocuk gibi hissediyordum. Burçin'e döndüm,

"İsterseniz yurdunuza kadar eşlik edebiliriz."

Burçin söze girmeden önce Eda atıldı.

"Teşekkürler ama önce fotokopiciye ve markete uğramamız lazım."

Burçin, bu sözler üzerine bir şey diyemedi sadece,

"Evet, hem sizi de yormak istemeyiz" diyebildi.

Eda cadısı yüzünden, Burçin'le biraz daha konuşma şansımı kaçırmıştım. Ama kurdun dişine kan değmişti artık. Bugün olmazsa yarın yine konuşmanın bir yolunu bulacaktım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.