Üniversitede ilk günün en büyük yalanı şudur:
“Herkes çok hızlı arkadaş olur.”
Olmaz.
Herkes sadece birbirine tutunmaya çalışır. İlk dersin ardından koridora çıktığımızda kalabalık daha da büyümüştü. Herkes birilerini bulmuş gibiydi. Sanki görünmez bir kural vardı: yalnız kalırsan kaybediyorsun. Ben duvar kenarından yürüyordum. Yavaş. Ama aslında etrafı dinleyerek. İnsanlar isim soruyordu. Bölüm soruyordu. Instagram soruyordu. Ben hiçbirini sormuyordum. Çünkü henüz kimseye “ben buradayım” demek istemiyordum.O sırada biri yanımdan geçti.
“Sen de mi yeni geldin?”
Kısa, direkt bir soru.
Başımı çevirdim.
Benden biraz daha rahat görünen bir çocuktu. Üzerinde fazla düşünülmemiş ama “ben buraya uyum sağlarım” diyen bir hali vardı.
“Evet,” dedim.
“Ben Metin.”
“Ben Mert,” dedi. “Bir de Serkan var, onu da sayıyorum artık çünkü ayrı gezmiyor.”
Gülümsedim.
İlk kez o gün biriyle konuşurken zorlanmadım. Biraz ileride iki kişi daha vardı. Biri sürekli etrafı süzen, konuşurken bile ortamı ölçen bir tipti. Diğeri daha sessizdi ama dinliyordu. Mert elini salladı.
“Gel lan.”
Sanki uzun zamandır planlanmış gibi. Ama hiçbir şey planlanmamıştı. O masaya oturduğumuz an bir şey değişti. Kimse bunu söylemedi ama herkes aynı şeyi düşündü:
“Biz bir grup olduk galiba.”
Ama aslında değildik. Sadece aynı anda yalnız kalmamayı seçmiştik. Konuşmalar başladı.
İlk klasikler:
“Memleket neresi?”
“Yurt mu ev mi?”
“Bölüm zor mu acaba?”
Cevaplar önemli değildi. Önemli olan konuşuyor olmaktı. Ben konuşurken bir ara başımı kaldırdım. Ve onu gördüm. Cam kenarındaki kız. Hâlâ oradaydı ama bu sefer yalnız değildi. Yanında o sürekli konuşan kız vardı. İkisi bir şey tartışıyordu. Ya da tartışmıyordu, emin değildim. Ama dikkat çekiyo du. Ben farkında olmadan sustum. Mert bunu fark etti.
“Ne oldu?”
“Yok bir şey,” dedim.
Ama yalan söyledim. Çünkü “bir şey” vardı. Ve ben ne olduğunu bilmiyordum.
O an Serkan konuştu.
“Bu arada sınıfta herkes birine bakıyor gibi ya, fark ettiniz mi?”
Mert güldü.
“İlk gün travması bu.”
Ben bir şey demedim. Ama içimden düşündüm:
“Ben sadece bir kişiye bakıyorum.” Dersler bittiğinde dışarı çıktık. Grup artık dağılmıyordu. Kimse “hadi görüşürüz” demiyordu.
Çünkü zaten birlikte yürüyorduk. Sanki doğal bir şeymiş gibi. Tam kapıya yaklaştığımızda Mert durdu.
“Şuraya oturalım mı?”
Kimse hayır demedi. Çünkü hayır demek için bir neden yoktu. Bankta otururken ilk kez gerçekten etrafa baktım. Ve onu tekrar gördüm. Ama bu sefer daha net. Yanındaki kızla birlikte yürüyordu. Gülüyordu. Bir şey anlatıyordu. Ve o an şunu fark ettim: Ben onu tanımıyordum ama… Günümün geri kalanını o belirliyordu. Mert bir şey söyledi. Serkan güldü. Ben de güldüm. Ama aslında dinlemiyordum. Çünkü artık kafamda başka bir şey vardı: “Bu okulda sadece dersler başlamamıştı.” Ve en kötü kısım şuydu: Ben yeni bir hayat kurduğumu sanıyordum. Ama aslında sadece birine takılıp kalmaya başlamıştım.