Atlas'ın avucundaki metal anahtar buz gibiydi.
Telefon tamamen kapanmıştı. İlk kez... Sessizdi. Ne titreşim... Ne bildirim... Ne de boğuk fısıltılar... Sadece ölüm sessizliği.
Atlas yavaşça başını kaldırdı. Karşısındaki Prof. Selim birkaç adım geri çekilmişti. Yüzündeki sakin ifade tamamen kaybolmuştu. İlk defa korkuyordu.
"Onu bana ver."
Atlas anahtarı cebine koydu.
"Hayır."
"Ne olduğunu bile bilmiyorsun."
"Biliyorum. En azından senden daha fazla biliyorum."
Prof. Selim hafifçe gülümsedi.
"Hayır çocuk... Aslında hiçbir şey bilmiyorsun."
Odanın bütün ekranları aynı anda açıldı. Yüzlerce güvenlik kamerası... Farklı yıllar... Farklı şehirler... Farklı insanlar... Ama hepsinin ortak bir noktası vardı. Hepsinin elinde aynı siyah telefon bulunuyordu.
Atlas ekrana yaklaştı. Bir kadın... Telefonu dinledikten sonra ağlamaya başladı. Başka bir adam... Koşarak evden çıktı. Bir çocuk... Telefonu yere atıp kaçmaya çalıştı.
Sonra görüntüler hızlandı. Birbiri ardına onlarca kişi... Yüzlerce kişi... Hepsi aynı telefonu taşıyordu.
Atlas'ın sesi titredi.
"Bunların hepsi..."
Prof. Selim cümlesini tamamladı.
"Başaramadı."
"Başaramadı derken?"
"Telefonu taşıyan hiç kimse hayatta kalamadı."
Atlas istemsizce cebindeki telefona dokundu. Bir anda bütün ekranlar karardı. Ortada yalnızca tek ekran açık kaldı.
Tarih... 2038
Atlas'ın gözleri büyüdü. Ekranda yaşlı bir adam vardı. Saçları tamamen beyazlamıştı. Yüzünde derin yaralar bulunuyordu. Ama o yüz... Atlas'ın yüzüydü.
Yaşlı Atlas kameraya baktı. Derin bir nefes aldı. Sonra konuşmaya başladı.
"Eğer bunu izliyorsan... Demek yine aynı yere geldin."
Atlas'ın dizleri titredi. Yaşlı Atlas devam etti.
"Şimdi Prof. Selim'e güvenmeye başladığını biliyorum."
Prof. Selim şaşkınlıkla ekrana baktı.
"Bu kayıt..."
"İmkânsız."
Yaşlı Atlas konuşmayı sürdürdü.
"Sana birazdan laboratuvarın gerçek yüzünü gösterecek. Annenin yaşadığını söyleyecek. Babanın ölmediğini söyleyecek. Hepsi doğru. Fakat..."
Bir anda görüntü cızırtıya girdi. Yaşlı Atlas son cümleyi bağırarak söyledi.
"En büyük yalan... KENDİN OLDUĞUNU SANMAN!"
Görüntü tamamen kesildi. Odanın içini ağır bir sessizlik kapladı.
Prof. Selim yavaşça Atlas'a döndü.
"Bu kaydı daha önce hiç görmemiştim."
Atlas öfkeyle bağırdı.
"Artık kimseye inanmıyorum!"
Tam o anda tavandan büyük bir patlama sesi geldi. Beton parçaları yere düşmeye başladı. Alarm yeniden çaldı. Hoparlörden mekanik ses yükseldi.
"TESİS KENDİNİ İMHA MODUNA GEÇTİ."
Duvarlar sarsılmaya başladı. Koridorun sonundaki demir kapılar tek tek kapanıyordu.
Prof. Selim Atlas'ın kolunu tuttu.
"Çabuk!"
İkili koşmaya başladı. Koridorun sonunda büyük, dairesel bir kapı vardı. Kapının ortasında anahtar deliği bulunuyordu.
Prof. Selim nefes nefese bağırdı.
"Anahtarı kullan!"
Atlas cebindeki metal anahtarı çıkardı. Tam deliğe sokacağı sırada... Telefon kendi kendine açıldı. Aylar sonra ilk kez farklı bir ses duyuldu. Bu ses ne annesinindi... Ne babasının... Ne de telefonun. Bu ses... Atlas'ın kendi sesiydi.
"Sakın açma."
Atlas dondu. Prof. Selim bağırıyordu.
"Çabuk!"
Telefon tekrar konuştu.
"Bu kapıyı açarsan... Kazanan yine onlar olacak."
Atlas'ın elleri titriyordu. Kime inanacağını bilmiyordu. Bir tarafta Prof. Selim... Diğer tarafta kendi sesi...
Tam karar vereceği sırada... Koridorun sonunda beyaz elbiseli küçük bir kız çocuğu belirdi. Yaklaşık sekiz yaşındaydı. Sessizce Atlas'a baktı. Sonra gülümsedi.
"Geç kaldın."
Atlas onu tanımıyordu. Kız elini kaldırdı. Parmağıyla duvarı işaret etti. Atlas dönüp baktı. Duvarda daha önce hiç görmediği bir kapı vardı. Ne haritada vardı... Ne planda... Hiçbir yerde görünmüyordu.
Küçük kız yavaşça fısıldadı.
"Gerçek çıkış orada."
Prof. Selim çılgına döndü.
"Hayır! Onu dinleme!"
Atlas bir adım geri çekildi. Tam küçük kıza doğru yürüyecekken... Kızın ayaklarının yere değmediğini fark etti. Havada duruyordu. Ve gölgesi... Yoktu.
Atlas'ın kalbi sıkıştı. Telefon son kez titredi. Ekranda tek satır belirdi.
"İlk kez doğru kapıyı gördün."
Atlas başını kaldırdı. Küçük kız... Ortadan kaybolmuştu. Ama duvardaki gizli kapı hâlâ açıktı. İçeriden soğuk bir rüzgâr esiyordu.
Atlas derin bir nefes aldı. Elini kapının koluna uzattı. Kapıyı açtı. İçeride tek bir oda vardı. Odanın ortasında eski bir masa... Masanın üzerinde tozlu bir defter... Ve kapağında büyük harflerle yazılmış tek bir isim:
YANKI KODU
Atlas yavaşça defteri açtı. İlk sayfada tek bir cümle yazıyordu.
"Bu kitabı okuyorsan... bunların hiçbiri ilk kez yaşanmıyor."
Atlas sayfayı çevirdi. İkinci sayfada kendi el yazısını gördü. Ama bunu hiç yazmamıştı. İlk satır şöyleydi:
"Merhaba Atlas. Ben sensin. Bu satırları on ikinci denemeden sonra yazıyorum."
Atlas'ın eli titredi. Defterin kalan sayfaları kanla yazılmış notlarla doluydu.
Tam okumaya başlayacakken... Odanın kapısı arkasından büyük bir gürültüyle kapandı. Ve defterin son sayfası kendi kendine açıldı. Orada sadece tek bir tarih vardı. Bugün. Ve altında tek cümle:
"Bu sayfaya ölüm şeklini sen yazacaksın."