Kırmızı alarm ışıkları bütün koridoru kana boyamıştı.
Siren sesleri beton duvarlarda yankılanıyor, tavandaki lambalar düzensiz şekilde yanıp sönüyordu.
Atlas olduğu yerde donmuştu. Koridorun sonunda duran kadın hâlâ ona bakıyordu. Yüzü... Annesinin yüzüydü. Aynı gözler... Aynı gülümseme... Yıllardır rüyalarında gördüğü yüz...
Kadın bir adım attı.
"Atlas."
Atlas'ın gözleri doldu.
"Anne..."
Kadın başını salladı.
"Ağlama. Vaktimiz yok."
Atlas bütün mantığını kaybetmişti.
"Sen... öldün."
"Hayır."
"Ben seni toprağa verdim."
Kadın derin bir nefes aldı.
"Sen sadece sana gösterileni gördün."
Atlas'ın boğazı düğümlendi. Telefon yeniden titredi. Ekranda yeni bir bildirim vardı.
YANKI UYARISI
Dinlediğin her kayıt gerçek değildir.
Atlas ekrana boş gözlerle baktı.
"Ne..."
"Gerçek değil mi?"
Telefon ikinci satırı yazdı.
Bazı yankılar üretilmiştir.
Atlas'ın dizleri titremeye başladı. Demek... Elif'in kaydı... Babasının sesi... Hepsi... Yalan olabilir miydi?
Tam o anda arkasındaki raflardan biri büyük bir gürültüyle devrildi. Toz bulutu koridoru kapladı.
Kadın bağırdı.
"Koş!"
Atlas refleksle koşmaya başladı. Kadın önünde ilerliyordu. Koridor bir labirent gibiydi. Sağa... Sola... Tekrar sağa...
Her köşede eski laboratuvar odaları vardı. Kapılarının üzerinde numaralar yazıyordu.
01
02
03
...
Atlas koşarken bir kapının camından içeri baktı. İçeride çocuk yatakları vardı. Duvarlarda renkli çizimler... Oyuncak ayılar... Kırık oyuncak arabalar... Sanki burası yıllar önce çocukların yaşadığı bir yurttu.
Ama her yatağın başucunda aynı metal sembol vardı. Telefonun arkasındaki sembol.
Kadın Atlas'ın kolundan tuttu.
"Bakma."
"Neden?"
"Onlar seni yavaşlatmak için bırakıldı."
Atlas anlamadı.
"Odalar mı?"
Kadın cevap vermedi. Koşmaya devam etti.
Koridorun sonunda büyük metal bir kapı vardı. Üzerinde tek yazı bulunuyordu.
HAFIZA ODASI
Kapı açıldı. İçeri girdiler. Atlas nefes nefese yere çöktü.
Oda tamamen beyazdı. Ortada tek bir sandalye vardı. Tavana bağlı kablolar aşağı sarkıyordu. Duvarların tamamı aynaydı.
Atlas aynalardan birine baktı. Kendi yansımasını gördü. Sonra... Yansıma gülümsedi. Ama Atlas gülmüyordu.
Bir adım geri çekildi. Yansıma hareket etmedi. Tam tersine... Yavaşça konuşmaya başladı.
"Geç kaldın."
Atlas'ın nefesi kesildi.
"Ayna..."
"Konuşuyor."
Kadın gözlerini kapattı.
"Dinleme."
Ama artık çok geçti. Aynadaki Atlas yürümeye başladı. Camın diğer tarafındaymış gibi görünüyordu. Sonra elini kaldırdı. Avucunu cama koydu.
Gerçek Atlas da istemsizce aynı hareketi yaptı. İki avuç birbirine değmiş gibiydi.
Bir anda odadaki bütün aynalar çatladı. Binlerce küçük parçaya ayrıldı. Her parçanın içinde farklı bir Atlas vardı. Birinde çocuktu. Birinde yaşlıydı. Birinde kanlar içindeydi. Birinde ise... Hiç doğmamış gibiydi.
Telefon yeniden titredi. Ekranda ilk kez yeni bir menü açıldı.
SIFIRINCI KAYIT
Atlas şaşkınlıkla ekrana dokundu. Telefon uyarı verdi.
Bu kayıt yalnızca bir kez dinlenebilir.
Kadın panikle bağırdı.
"Hayır! Açma!"
Ama Atlas çoktan dokunmuştu. Hoparlörden cızırtılar yükseldi. Ardından küçük bir çocuğun sesi duyuldu.
"Adın ne?"
Başka bir çocuk cevap verdi.
"Atlas."
İlk çocuk güldü.
"Hayır. O benim adım."
Sessizlik. Sonra kadın sesi duyuldu.
"Artık ikiniz de Atlas olacaksınız."
Atlas'ın kalbi duracak gibi oldu. Telefon kayda devam etti.
"Biri yaşayacak."
"Diğeri unutulacak."
Sonra silah sesi... Çığlıklar... Koşuşturmalar... Ve kayıt bitti.
Atlas olduğu yerde dondu.
"İkimiz..."
Kadın gözlerini kapattı.
"Artık öğrendin. Sen... Hiçbir zaman tek çocuk olmadın."
Atlas'ın bütün dünyası yıkılmıştı. Tam konuşacakken odanın kapısı yavaşça açıldı. İçeri siyah takım elbiseli yaşlı bir adam girdi. Elinde baston vardı. Yüzünde hafif bir gülümseme.
Atlas onu görünce dondu. Çünkü bu... Televizyonda yıllar önce öldüğü söylenen bilim insanı Prof. Selim Aras'tı.
Adam alkışladı.
"Harika. Yedi yıl sonra sonunda buraya ulaşabildin."
Atlas öfkeyle bağırdı.
"Bu deneyleri sen mi yaptın?"
Adam gülümsedi.
"Hayır. Ben sadece devam ettirdim."
Atlas yumruklarını sıktı.
"O zaman başlatan kimdi?"
Adam bastonunu yere vurdu. Odadaki bütün ekranlar aynı anda açıldı. Hepsinde tek bir görüntü vardı. Laboratuvarın güvenlik kamerası.
Tarih: 17 Ağustos 2007
Görüntüde beyaz önlüklü bilim insanları panik içinde kaçıyordu. Koridorun sonunda ise bir adam duruyordu. Elinde siyah telefon vardı. Yüzünü kameraya çevirdi.
Atlas'ın nefesi kesildi. Çünkü o adam... Kendisiydi. Ama bugünkü Atlas değildi. Yaklaşık kırk yaşındaydı. Saçlarında beyazlar vardı. Ve kameraya bakarak sadece tek cümle söyledi:
"Deney başarısız olmadı... Ben geri döndüm."
Görüntü bir anda kesildi.
Atlas'ın aklı durmuştu.
"Bu..."
"İmkânsız."
Prof. Selim yavaşça yaklaştı. Ve kulağına eğilip fısıldadı:
"İmkânsız olan tek şey... zamanın tek yönde aktığını sanmandı."
Tam o anda Atlas'ın cebindeki telefon çatlamaya başladı. Ekran kendi kendine ikiye ayrıldı. İçinden küçük, metal bir anahtar düştü. Anahtarın üzerinde tek kelime yazıyordu.
"SON."
Atlas şaşkınlıkla anahtarı eline aldı.
Prof. Selim gülümsemeyi bıraktı. İlk kez korkmuş görünüyordu. Ve sadece şu cümleyi söyledi:
"Hayır... O anahtarı bulmaman gerekiyordu."
Telefon tamamen kapandı. Koridordaki bütün ışıklar söndü. Karanlığın içinden aynı anda onlarca telefon titreşim sesi duyulmaya başladı. Sanki görünmeyen yüzlerce kişi... Atlas'ı arıyordu...