Sabahın ilk ışıkları, Ankara’nın gri siluetini yavaşça aydınlatıyordu.
Lara, gözleri uykuyla yarı kapalı, evden çıktı.
Bir hafta içinde yaşanan fırtınalar, sarsıntılar hâlâ içindeydi; ama o, güç toplamaya çalışıyordu.
Otobüs durağına doğru yürürken, düşünceleri geçmişin izlerini, Mert’in fotoğraflarını ve Aras’ın ona dair artan şüphelerini didikliyordu.
“Gerçekleri bulmalıyım… Çünkü bu sadece benim savaşım,” diye mırıldandı kendi kendine.
Otobüs geldiğinde, kalabalık arasına karıştı.
Yer bulmakta zorlandı, sonunda bir köşeye oturdu.
Ama o an, başının içinde bir ağırlık hissetti; bulanıklaşan görüşüyle etrafı solgunlaştırdı.
“Ne oluyor bana?” diye düşündü Lara, kalbinin hızını hissetmeye çalışarak.
Ama bir anda, gözleri karardı ve dünya, soğuk ve sessiz bir boşluğa dönüştü.
Otobüsteki insanların telaşı yükseldi.
Bir genç adam ona doğru koştu, destek olmaya çalıştı; bazıları panik içinde yardım istedi.
Lara, kendine gelmeye çalışıyordu ama güç yetmiyordu.
Kafasında fırtınalar kopuyor, kalbinde bilinmez bir korku büyüyordu.
O anlarda, otobüs sanki durdu; zaman yavaşladı, nefesler tutuldu.
Lara için yaşam, ince bir ipte sallanıyordu.
Ve o ipi koparmamak, sadece onun değil; Aras’ın ve Elif’in ellerindeydi.