İçeriğe geç

Yangın Mevsimi

Bölüm 3 · 6 dk okuma

Yangın Mevsimi

Bölüm 3

Adını Aklından Geçirirken İki Kere Düşünmen Gereken Kadın

Eğer bana hayatını belli çizgilerle böl deselerdi galiba iki çizgi koyardım üç sınırı ayırmak için: ilk çizgi gece masallarla uyutulup sabah rüyalara uyandığım kısımdan sonra, ikincisi rüyalardan uyanıp kabuslarla karşılaştığım kısımdan kabusların hiç bitmediği kısmı ayırmak için.

Karşımda gri gözlerini yüzüme dikmiş duran adamsa ikinci çizgiden sonra bir çizgi daha çekmem için beni zorlamaya hazır gibi duruyordu. Ruhumu okuduğunu iddia edemezdim çünkü gözleri tam anlamıyla boş bakıyordu, öyle boş bakıyordu ki bir an karşısında olup olmadığımı sorgulamak istedim. O bana baktıkça ben de ona baktım, kaç saniye ya da kaç dakika sürdü bilmiyorum ama Mert arkasını dönüp gri gözlüyü görmeseydi daha da göz kırpmama yarışına devam ederdik diye varsayıyordum.

Mert'in "Abi, hoş geldin. Ben de Almina'ya bizim Gay Güven'i anlatıyordum. O da ruganmış da." diye başlayan girizgahı benim "Senin ağzına sıçarım rugan ne lan VEGAN VEGAN!" diye bağırmamla kesilmişti ki gri gözlü ikimize bir adım yaklaştı. Onun attığı adımla Mert ellerini önüne bağladı ve bana dönük olan yüzünü karşımızdaki en az benden yirmi santim uzun boyuyla dikilen adama çevirdi. Karşımızdaki adını bilmediğim siyahlı adam gri gözlerini bana dikmiş baya baya inceliyordu. Bu yaşıma kadar her dönem erkekler tarafından beğenilmeye alışıktım aslında. Hatta Selin'in bana bu kadar takık olmasının da sebebi genel olarak bu diyebilirdik. Ama bu karşımdaki gri gözlü beni beğeniyle değil de daha çok merakla inceliyordu.

Gri gözlü "Mert sen gidebilirsin, biz Almina hanımla bir konuşalım bakalım." dedi göz temasını kesmeden. Mert zaten önüne bağladığı ellerine bir de baş eğmesi ekleyip seri adımlarla yemekhaneden çıktı. Onun çıkmasıyla omuzlarımı dikleştirip az önce anlık olarak kopardığım göz temasını yeniden kurdum. "Almina..." dedi aramızdaki mesafeyi bir adım daha kapatarak "Kutsal toprağımda can bulan kırmızı çiçek. Dünyana hoş geldin.".

Adımına iade-i ziyaret ben de ona bir adım attım. Aramızdaki mesafe bir adım ya kalmıştı ya da kalmamıştı, işte tam olarak bu noktada aramızdaki boy farkının farkına varıyordum. "Yanlışın var gri göz" dedim "dirayetli, güçlü, savaşçı kadın demek. Ama illa kırmızı çiçek demek istiyorsan da şunu bil, senin kutsal toprağında açacak en son çiçek benim.". Beklediğim gibi gerildi. Hatta sanki biraz da sinirlendi "Koralp!" dedi üstüne basa basa "Kiminle konuştuğuna dikkat et.".

Afalladım, bir an ne diyeceğimi bilemedim ama toparlamam uzun sürmedi "Kimmişsin ki?" diye sordum tek kaşımı kaldırarak. Bir kere tek kaş kaldırabiliyor olduğumdan dolayı bile bana saygı duymalıydı, onun dışında varlığım yeterdi. "Bu gördüğün şehir var ya benim parmak uçlarımda can bulur, varlığı varlığımla vardır." diye fısıldadı "Yani yaşayacağın her şey benim sayemde, yaşayamayacakların da benim yüzümden.".

Gülümsedim, şaşırdı. Ama beni biraz tanıyor olsa şaşırmaz sadece başıma ne gelecek diye beklerdi. Yakardım çünkü, hem de aynı alevlerle yanmayı hiç umursamadan. "Ay çok korktum." dedim "Biraz sonra ağlayacağım, umarım ağlayan kadınlara zaafın falan yoktur.". Tam beklediğim gibi iyice sinirlendi ama bir cevap vermek yerine "Vegansan bunları yiyememişsindir, dün akşam dövdüğün adamların ödülü olarak başka bir şeyler ister misin?" diye sordu hâlâ aşırı gergin olan sesiyle.

Omuz silktim, normalde çok iştahlı biri olmama rağmen şu an canım istemiyordu. Kesin hasta olacaktım, bünyem değişiklikler konusunda hassastı. Normalde her koşulda Shrek kesilen ben değişimler konusunda bezelye üstünde uyuyamayan prenses oluveriyordum. "Ben bir baktırayım mutfağa sana uygun neler var, bugünden sonra da mahkûm numaranı söyle yeter senin için uygun bir erzak oluştururuz." dedi elini cebine atıp telsiz benzeri bir şey çıkarırken. Açıkça söyleyeyim bunu beklemiyordum, bundan önceki hapishanemde "Yemezsen yeme" denilip üç gün kendime göre yemek çıkana kadar aç beklemek zorunda bırakılmıştım. Fiziksel ihtiyaçlar için ideallerin bırakılmaması konusunda son derece katıydım. İstediğim kadar aç kalabilirdim ölmezdim ama ideallerimi bırakırsam o gün cenazemi kaldırırlardı.

"Teşekkür ederim." diye mırıldandım o mutfakla konuşup bana hayvansal gıdalar içermeyen ürünler getirmelerini söylerken. Başını hafifçe eğip gözlerini sıkıca kapatıp açtı, sanırım bu "Lutuf ettim, kıymetini bil." demekti şahsen öyle yorumlamıştım. "Ben şimdi gidiyorum, az sonra yemeğini getirecekler. Sen rahat rahat yemeğini ye ben biraz sonra Kemal'i yollarım sana yapacağın işi gösterir." dedi konuşmasını bitirdikten sonra. "Mert yok mu, bir de yeni biriyle tanışıp hafızamı boşuna doldurmayayım?" diye sordum. Az önce gayet stabil olan yüz ifadesi bir anda bozuldu, kaşlarını çatıp "Yok, onun işi var." dedi buz gibi bir sesle. "Tamam be sorduk sadece." diye karşılık verdim, o dengesizse ben double dengesizdim. "İyi!!" dedi arkasını dönüp giderken. Onun gidişinin ardından yaklaşık bir dakika çıktığı kapıya baktım.

Bu gerizekalı bana trip mi atmıştı şimdi!

Trip atıp gitmesine mi güleyim yoksa gidişinin üstünden on dakika geçmesine rağmen gelmeyen yemeğime mi söyleneyim bilemediğim anlarda, arkamdaki kapı açıldı ve yaşlı bir adam elindeki servis arabasını iterek getirdi. Zaten sonra yüzüme bile bakmadan geldiği yerden çıkıp gitti ama benim için bu hiç önemli değildi çünkü önümdeki enginar yemeği müthiş duruyordu. Hiç düşünmeden onu alıp masalardan en yakınına oturdum ve nezaket kurallarını hiç düşünmeden çatalımı alıp yemeğimi yemeye başladım. Müthiş olmuştu, onu bitirir bitirmez yanındaki elmayı kocaman ısırdım. Bir kere doymak dünyanın en güzel şeyiydi, mesela ben toksam her şeyi yapabilirdim.

Elmam daha bitmeden arkamdaki kapı açıldı, ben hiç istifimi bozmadan yemeğimi yemeye devam ederken 1.70 boylarında kızıl bir adam karşımdaki tabureye oturdu. "Ben Kemal" dedi "yemeğini çabuk bitir, seni çiftçilerin yanına götürmem lazım.". Çiftçiler mi demişti o? Umarım yanlış anlamışımdır çünkü benim elimi attığım şey kururdu. Hiç unutmam bundan üç yıl önce yolda yürürken bir pencerenin önünde mükemmel bir menekşe görüp ödünç almıştım eve getirir getirmez solmuştu. Bence ben sevgi verme konusunda çok eksiktim, hoş hiç görmediğin bir şeyi nasıl vereceksem...

"Çiftçiler mi? Canınızı seviyorsanız beni oraya yaklaştırmazsınız bile." diye yakındım hiç umrundaymışım gibi durmayan Bay Kemal'e. "Bu senin sorunun değil bizim sorunumuz." diye cevap verdi aksi aksi. Yok yok burada herkes bir ayrı gergindi, hayır yani ben de sütten çıkmış ak kaşık sayılmazdım ama arada espriler yapıyordum hiç olmazsa. "Aman be!" diye çıkıştım "Aç kalınca Alminacığım Alminacığım diye gelmeyin ama(!)". Ters ters suratıma bakmaya devam eden adama göz devirip ayağa kalkarak gitmeye hazır olduğumu gösterdim ama o buna sevinmek yerine kaşlarını daha da çattı ve "Bu boş tabaklar kendi kendine yıkanmayacak herhalde, mutfak şu tarafta." dedi az önce kadınların çıktığı kapıyı gösterirken.

" Ben mi yıkayacağım?" diye sordum, umuyordum ki hayır derdi çünkü bulaşık yıkamaktan nefret ederdim. "Evet kraliçe hazretleri, zahmet olmazsa(!)". Şimdi oturup ağlayacaktım, bana böyle söylenmemişti ama... "Hadi!" diye kulağımın dibinde bağıran adamı boğmamak için insan üstü bir çaba harcayarak servis arabasına bitirdiğim tabakları yerleştirdim ve ayaklarımı yere vura vura arabayı mutfağa götürdüm.

Boş olan mutfak oldukça gri olmakla beraber penceresiz duvarlarıyla da insanın ruhunu sömürmek için yapılmış gibiydi. "Ah," dedim kendi kendime "en azından mutfakta çalışmayacağım.". Kendi kendime söylenmeye devam ederek tabaklarımı alıp sanayi tipi çelik tezgaha götürdüm. Buradaki her şey gibi açılan musluktan akan su da fazla soğuktu, ellerim dona dona evyenin yanındaki fırçayla tabaklarımı yıkayıp köşedeki temiz bulaşık yığınlarının üstüne bıraktım. Son olarak soğuktan kıpkırmızı olmuş ellerimi de yıkayıp isteksiz ama kararlı adımlarla Kemal'in yanına döndüm.

''Hadi oyalanmayalım daha fazla, zaten geç kaldık bizi bekliyorlardı.'' diyerek arkasındaki varlığımı hiçe sayan adamı dik dik izlemekle yetinip sert adımlarla bu sefer ben onun önüne geçtim. Kimseyi takip etmezdim, eğer biri takip edilecekse o ben olmalıydım. Arkamdan "Sanki yolu biliyor gerizekalı." diye mırıldanan adamı duyana kadar yoluma devam ettim, tatlı tatlı ve usulca ama duyduğum anda tüm büyü bozuldu. Daha o ne olduğunu alayamadan çevik bir hareketle arkamı dönüp boyu boyumla bir olan adamın boğazını tek elimle kavradım ve kulağına yaklaşıp fısıldadım, "Bir daha adını aklından geçirirken bile iki kere düşünmen gereken kadına

sakın hakaret etme tatlım.".

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.