Polis geldiğinde hâlâ elimdeki kupayı tutuyırdum. Boştu ama sıcaktı hâlâ. Sanki kupayı bırakmadığım sürece zaman da akmıyordu.
Kafede siren sesi yoktu, bağırış çağırış da olmadı. Her şey... Sessizdi. Garip bir şekilde, herkes o kızı sanki biraz tanıyormuş gibiydi, ya da hepimiz onun yerinde olabilirmişiz gibi.
Yan masaydı olay yeri, ama gözler tam olarak bendeydi.
Bir polis yanıma yaklaştı, küçük bir defter çıkardı.
"Adınız?" dedi. Bir an boş boş baktım. "Pardon... Dalmışım, Derin ben" dedim. Sesim bile tanıdık gelmedi o anda. Sanki ben olay yerinin bir parçasıydım artık. Bir masa, bir sandalye, bir şahit.
"Onu tanıyor musunuz" dedi polis. Ben de " Hayır... Sanmıyorum" Ya da bilmiyorum.
O an kafamın içinden bir sahne geçti. "Affet beni, " Fısıötı gibi bir ses.
Gerçek miydi bu? Duyduğum bir şey miydi? Yoksa içimden geleni bir cümle?
Bir polis kupanın yanındaki küçük bir kağıdı aldı. Sadece bir kelime yazıyırdu.
~"Mira"
İlk kez bir isme tutundum. Ve içinde tuhaf bir sızı belirdi. Sanki bir şarkının ilk notası gibiydi bu kelime. Yarım kalmış bir şeyin başlangıcı.
Mira... Bu ismi neden daha önce duymuş gibi hissediyorum?
Henüz hiç bir şey bilmiyordum. Ama öğrenmek zorundaydım. Çünkü içimde bir şeyler yerinde olmaya başlamıştı. Ve bu, sadece bir cinayet değilmiş gibi hissediyordum.