Okuldan eve döndüğümde ilk işim odamın kapısını kapatmak oldu. Çantamı yatağın üzerine bırakıp dün Aras’ın verdiği kıyafetleri çıkardım. Siyah tişört ve eşofman hâlâ temizlenmeyi bekliyordu. Onları elime aldığımda bu sabah yaşananlar yine aklıma geldi. Duşların olduğu yerde tek başıma kalmam, kapının açılmaması, nefesimin hızlanması... Sonra Aras’ın sesini duymam. Bütün o panik içinde onun geldiğini duyduğum anda nedense rahatlamıştım.
Bunu düşünür düşünmez kaşlarımı çattım. “Bir iyilik yaptı diye güvenmeye başladın sanma,” diye söylendim kendi kendime. Aras hâlâ sinir bozucuydu. Daha birkaç gün önce birbirimizin defterlerini ıslatıyorduk. Onun bana yardım etmiş olması bütün bunları bir anda değiştiremezdi. Yine de içimde küçük bir düşünce vardı ve ne kadar susturmaya çalışsam da gitmiyordu: Aras, düşündüğüm kadar kötü biri değildi.
Kıyafetleri çamaşır makinesine attım ve odama geçtim. Bir süre telefonla uğraştım, sonra Ece gruba mesaj attı. Mert yine ödev yapmadığını söylüyor, İrem ona kızıyor, Can da her zamanki gibi konuyla hiç alakası olmayan şeyler yazıyordu. Mesajları okurken gülüyordum ki Ece bir anda Aras’ın adını geçirdi.
“Bu arada Buse bugün Aras’la bayağı konuşuyordu.”
Mesajı görünce birkaç saniye ekrana baktım. Sonra hiçbir şey düşünmeden, “Ee?” yazdım. Ece hemen cevap verdi.
“Ee’si, kız çocuğun peşinde resmen.”
Telefonu elimden bırakıp yatağa attım. Buse’nin Aras’la konuşması beni neden ilgilendiriyordu ki? Aras istediği kişiyle konuşabilirdi. Buse de onunla konuşabilirdi. Hatta Aras’ın Buse’ye soğuk davranmasını beklemiyordum. Çocuk kimseye durduk yere kötü davranmıyordu zaten.
Telefonumu tekrar elime aldım ve Ece’ye “Bana ne?” yazdım. Gönderdiğim anda pişman oldum. Çünkü aslında bana gerçekten neydi? Hiçbir şey. Buse’nin Aras’tan hoşlanması beni ilgilendirmiyordu. Aras’ın onunla konuşması da ilgilendirmiyordu. Bunu kendime birkaç kez tekrar ettim. Nedense ne kadar tekrar edersem o kadar inandırıcı olacağını sanıyordum.
Akşam olduğunda makineden gelen ses kesildi. Kıyafetleri çıkarıp kuruttum. Birkaç saat sonra ikisini de güzelce katlayıp elime aldım. Artık geri verme zamanıydı. Aynı apartmanda oturduğumuz için bunun kolay olması gerekiyordu. Yine de Aras’ın kapısına doğru yürürken içimde garip bir heyecan vardı. Buna da anlam veremedim.
Zile bastım. Birkaç saniye sonra kapı açıldı ve Aras karşıma çıktı. Üzerinde gri bir tişört vardı, siyah saçları yine dağınıktı. Beni görünce kaşlarını kaldırdı. “Ne oldu?”
Elimdeki kıyafetleri ona uzattım. “Bunlar senin. Yıkadım.” Aras kıyafetlere baktı.
“Yıkamana gerek yoktu.”
“Biliyorum ama öylece veremezdim.”
Aras kısa bir gülümsemeyle kıyafetleri aldı. “Teşekkür ederim.”
“Bir şey değil.”
Tam dönüp kendi evime gidecekken Aras bana baktı. “Doğa.”
Durup ona döndüm. “Efendim?”
Birkaç saniye sustuktan sonra, “Bugün nasılsın?” diye sordu.
Kaşlarımı çattım. “İyiyim?” “
Sabah yaşananlardan sonra diyorum.”
Omuz silktim. “İyiyim dedim ya.”
Aras başını salladı. “Tamam. Sadece merak ettim.”
Nedense bu cümle içimde garip bir rahatlık oluşturdu. Bunu belli etmemek için hemen yüzümü başka tarafa çevirdim. Aras gerçekten merak etmişti. Bunu düşünmek hoşuma gitmişti ama bunun güvenmekle hiçbir ilgisi yoktu. Sadece... insan gibi davranmıştı. Hepsi buydu.
Tam o sırada içeriden Buse’nin sesi geldi. “Aras, kim geldi?” Kaşlarım çatıldı, Buse'nin Aras'ın evinde ne işi vardı?
Aras arkasına dönüp, “Doğa,” dedi. Buse birkaç saniye sonra kapının yanına geldi. Beni görünce gülümsedi.
“Sen miydin?” dedi.
“Evet,” dedim. Buse’nin bakışları Aras’ın elindeki kıyafetlere kaydı.
“Kıyafetlerini mi getirdin?” Başımı salladım.
“Evet.”
Buse hemen Aras’a döndü. “Ben de sana matematik ödevini soracaktım.”
Aras hiç garipsemeden, “İstersen içeri geç,” dedi.
“Olur,” diye cevap verdi Buse. Aras’ın ona karşı normal davranması nedense gözüme battı. Ama bunda garip olan hiçbir şey yoktu. Buse onun arkadaşıydı. Aras’ın onunla konuşması kadar normal bir şey olamazdı.
Buse içeri girerken bana döndü. “İyi geceler, Doğa.”
“İyi geceler.”
Kapı kapandığında birkaç saniye yerimde kaldım. Sonra kendi kapıma doğru yürüdüm. İçeri girerken aklımdan Buse ve Aras’ın konuşması geçiyordu. Neden düşündüğümü bilmiyordum.
Aras benim için hiçbir şey değildi.
En azından öyle olması gerekiyordu.
Odama geçip yatağıma uzandım. Sabah yaşananları düşündüğümde artık Aras’a karşı eskisi kadar öfkeli olmadığımı fark ettim. Hatta bir sorun olduğunda onun yardım edeceğini düşünmek içimi rahatlatıyordu.
Ama ona güvendiğimi kabul etmeyecektim.
Hayır.
Sadece artık onu eskisi kadar sinir bozucu bulmuyordum.
Belki biraz daha az sinir bozucuydu.
Hepsi buydu.