İçeriğe geç

Yalnız

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Yalnız

Bölüm 2

Grant’ı tanıyormu?

Sabah olduğunda hemen saate baktım ve saatin 12.41 olduğunu gördüm, baya şaşırdım normalde asla bu saate kalmazdım. Hemen ayağa kalkıp lavaboya gittim. Ev o kadar sakindiki daha önceden burda yaşamasam tek yaşadığımı düşünebilirdim, ama bu gayet normal bir olaydı. Çünkü ev halkı asla bu saate kadar işlerini bırakmazlardı. Lavaboda işimi bitirdikten sonra midemden ufak gurultular geldi, mutfağa gitmem gerektiğini anladım. Hızlı adımlara mutfağa gittiğimde yuvarlak ahşap masanın üstünde iki tane benim için pişmiş, ve plastik tabakta olan yumurtam duruyordu. Kokusundan bile bu efsane yumurtanın ablamın eseri olduğunu anlayabiliyordum. Hemen yerime geçtim ve çatalımı elime aldım, çatalı yumurtaya batırdım minik bir parça alıp tam ağızıma koyacakken.

“Kış uykusuna yattığını düşünmüştüm, şaşırttın beni”

diyen bir alaycı ses çıktı, arkamı döndüğümde erkek kardeşim olan Robert’in o sinir bozucu gülüşü ile karşılaştım. Bozuntuya vermedim ve gülerek

“bak sen şu işe, Robert büyümüşte dayağımdan korkmamaya başlamış”

dedim ve kardeşim hızlı bir şekilde konuşarak

“Pekala anladım, afiyet olsun en güzel ablam”

dedi ve hızlıca odasına gitti. Her zamanki Robert’ın sinir bozuculuğunu da gördüğüme göre artık masanın ortasında olan çiçeği izleyerek, ablamın soğumuş olsa bile tadı efsane olan yumurtamı yiye bilirdim. Fakat damağımda tadı kalan sıkıntı bana bu güzel yumurtayı yememe izin vermiyordu. Hatta zehir yiyormuş gibi hissettiriyor ve beni boğuyordu. Ama bu tadın ana maddesi yıpranmış ablamın konuştukları değildi, daha farklı bir zehirdi ve bu beni fazlasıyla rahatsız ediyordu. Gözlerimden yaş akıtsam sanki o laneti içimden çıkaracaktım, ama öyle olmamıştı. Hemen ardından ailemizin en küçük üyesi Mira’nın o melekle yarışa bilecek sesi kulağıma işitti, ağlıyordu! Hemen sesin olduğu tarafa gittim. Ses beni evimizle yan yana olan parka götürdü fakat ağlama sesleri yok olmuştu fakat bu durum beni iyi hissettirmedi. Kardeşimi gördüğümde benim tıpa tıp aynım olan bir peluş bebekle göz göze geldim, nefesim kesildi. Bu peluş bebek kardeşime veriliyordu yaklaşık 7 yaşlarında olan tatlı bir çocuk tarafından. Bebeği gören kardeşim sevinçten havalara uçtu, görüyorumki bebeğe bayılmıştı. Hemen sonra yanlarına gittim, kardeşimin boyuna gelebilmek için eğildim ve şunu söyledim.

“Bak sen şu işe, benim meleğim beni yeni arkadaşı ile tanıştırmak iste mi?”

Bana o güzel büyük gözleri ile bakarken şu cevabı verdi

“tabiki! Çok isterim, ismi grant annesi ile buraya yeni tasınmışlar. Ne yazıkki annesinin işleri çok yoğun olduğu için zamanının çoğunu buradaki parkta geçiriyor.”

Bu kelimelerden sonra kafam iyicene karıştı, bunun nedeni ZAMANIN ÇOĞUNU BU PARKTA GEÇİRİYOR cümlesiydi. Evimiz parkla dip dibe olduğu için parka gelip giden herkezi görür hatta o parkın sahibi bendim bile denilebilir. Fakat bu çocuğu asla bu parkta görmediğime emindim, her şey bir yana bu çocuk asla benim kardeşimle yan yana olduğunu bile hatırlayamıyorum. Başka bir problem vardıki oda benim peluş bebek versiyonumdu, o bebeğe baktıkça içime korku gelmiyor değildi. Hemen sonradan kardeşim beni şoklar içerisine sokacak bir cümle kurdu, dediği şey. “Ablacım dün Grant ile ben bizim evimizde oyun oyanamaya gidebileceğini söylemiştin, şimdi gidebilir miyiz.”

gözlerim faltaşı gibi açıldı bunun nedeni bu çocuk ile ilgili hiç bir şey hatırlamıyor olmamdı. Fakat nedendir bilmem o an bunu onayladım ve sanki her şey normalmış gibi çocuklarla beraber yaşlanmış evimize gittik.

Oturma odasında onlar oynuyor ben izliyordum. Ne kadarda saçma ama, tanımadığım bir insanı tanıyor gibi yapıyor ve onu evime götürüyordum. Ve bunu neden yaptığım hakkında hiçbir fikrim yoktu. Bu düşünceler içinde bir insanın şu an yapabileceği en aptalca şeyi yaptım, uyuya kaldım. Uyandığımda yerimde ufak bir değişim yoktu, ama kardeşim ve tanıyamadığım çocuğun yeri değişmişti, odada değillerdi! Bunu farkedince birden doğruldum fakat saç derimde gözümden yaş akıtacak bir acı hissettim. Hemen yan tarafıma baktım ve çocuk saçımı örüyordu. Benim ona baktığımı hissettiğinde

“Mira acıktığı için yemek yemeğe gitmişti, bende sıkıldığım için senin saçını örmek istedim. Eğer korkuttuysam üzgünüm. Beni af edebilirimsin?”

Dedi benim gözlerimin içine bakarak. Korkudan bacaklarım titriyordu, çocuğun anlayamadığım bir enerjisi vardı. İnsanı istemesede korkutmayı çok iyi biliyordu. Herhangi bir şey diyemeden Mira’nın bir büyüğü olan kardeşim Richard elinde en sevdiği oyuncağı yani kırmızı arabası ile içeri daldı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.