İçeriğe geç

Yalanlar ve gerçekler bxbxi

Bölüm 4 · 4 dk okuma

Yalanlar ve gerçekler bxbxi

Bölüm 4

BÖLÜM 3

Sabah erkenden üşüyerek uyandım. Battaniye incecik, pike daha da ince. Kilerin soğuğu kemiklerime kadar işlemişti. Titriyordum, hem üşüyordum hem terliyordum. Astım yine tutmuştu gece, nefesim hırıltılı çıkıyordu. Daha fazla bu evde kalmak istemiyordum. Gözlerimi açtığım anda karar verdim: çıkacaktım.

Yavaşça kalktım. Sırtımdaki yaralar hâlâ sızlıyordu, her hareketimde kemer izleri geriliyordu. Üstümü giydim dün giydiğim aynı okul formasını, çünkü başka temiz kıyafetim yoktu. Sessizce kapıyı açtım, koridordan geçtim. Ev hâlâ uyuyordu. Annemin horultusu, babamın içki kokusu… Hiçbir şey değişmemişti. Kapıyı usulca kapattım, anahtarı cebime attım ve dışarı çıktım.

Hava buz gibiydi. Yürürken adımlarım ağırlaşıyordu. Okula kadar yol uzun geliyordu bugün. Bacaklarım titriyor, kemiklerim sızlıyordu. Gözlerimi zor açıyordum, sanki kirpiklerime ağırlık bağlanmıştı. Yorgundum. Çok yorgundum. Ama duramazdım. Durursam düşerdim.

Okul bahçesine vardığımda bizim çocuklar oradaydı. Ata, Çisem ve Çiğdem. Gülerek bir şeyler konuşuyorlardı, sesleri uzaktan bile sıcak geliyordu. Ata beni görünce hemen ayağa kalktı, koşar adım yanıma geldi.

“Efgan aşkım gelmiş!”

Dedi yine o şakacı sesiyle. Ata gay değildi, hoşlandığı bir kız vardı aslında. Ama benimle böyle konuşurdu hep, “aşkım, güzelim, prensesim” diye… Şaka olsun diye. Ciddiye almıyordum. Ama o kelimeler bile içimi ısıtıyordu bazen. Kimse bana öyle seslenmezdi.

Çisem yanıma geldi, yüzüme dikkatle baktı. Kaşları çatıldı.

“Efgan, iyi misin? Solgun görünüyorsun.”

“İyiyim,” dedim zorla gülümseyerek. “Sadece fazla uyuyamadım. Yorgunum.”

Bu sefer Çiğdem konuşmaya başladı. Çisem’in a ikizi aynı koruyucu bakış, aynı keskin dil. Çiğdem sinirle burnundan soludu.

“Yine o ailen olacak kişiler mi sana zarar verdi? Bir gün elimde kalacaklar, söylüyorum sana.”

“Yok bir şey, gerçekten.”

“Emin misin?”

Kafa salladım. Ama salladığım anda başım döndü. Dünya bir an kaydı, midem bulandı. Yine de belli etmemeye çalıştım. Dişlerimi sıktım.

“Hadi sınıfa gidelim,” dedi Ata, koluma hafifçe dokunarak.

Hep beraber sınıfa yürüdük. Ata’yla yan yana oturduk, Çisem ve Çiğdem de ön sıradaki sıralarına geçtiler. Sınıf sıcaktı, kalorifer yanıyordu. Ama ben hâlâ üşüyordum. Titriyordum. Midem bulanıyordu, başım zonkluyordu, gözlerim yanıyordu. Sanki biri kafatasımın içini mengeneyle sıkıyordu.

“Ben biraz uyuyacağım,” dedim kısık sesle.

Ata hemen döndü, telaşla yüzüme baktı.

“Efgan, sen iyi misin? Neyin var? Sen hiç derste uyumazdın.”

“Sakin ol be Ata. Bir şeyim yok. Sadece uykum var. Biraz dinleneceğim, o kadar.”

“Eminsin değil mi?”

“Eminim.”

Gülümsedi, elini uzatıp kızıl saçlarımı karıştırdı. Parmakları sıcaktı. Ben de gülümsemeye çalıştım, ama dudaklarım titriyordu. Gözümü açacak gücüm bile yoktu artık.

“Uyu güzelim. Ben seni öğle arasında uyandırırım.”

Gülümsedim zayıfça ve kafamı kollarımın arasına gömdüm. Gözlerimi kapattım. Karanlık geldi, ama bu sefer rahatlatıcıydı. Uyudum.

……

“Efgan… uyan hadi, öğle arası oldu.”

Birinin sesini duyuyordum, ama gözlerimi açamıyordum. Kafamı kaldıramıyordum. Vücudum taş gibi ağırdı.

“Neden uyanmıyor Ata?”

Bu Çisem’di.

“Bir dur Çisem, uyandırmaya çalışıyor… Ata!”

Sonra alnımda bir el hissettim. Soğuk, ama nazik. İrkildim hafifçe.

“Efgan yanıyorsun! Çok ateşin var!”

Ata’nın sesi telaş doluydu, titriyordu.

Ata, Çisem ve Çiğdem’in sesleri birbirine karıştı. Konuşuyorlardı, ama kelimeler bulanıklaşıyordu.

“Ata ne yapacağız?”

“Hastaneye götüreceğim.”

“Biz de geliyoruz.”

Ata beni kollarımdan tutup yavaşça kaldırdı. Gücüm yoktu, ayaklarım yere basmıyordu neredeyse. Beni sırtına aldı. Sırtı sıcaktı, güçlüydü. Başım omzuna yaslandı.

“Başım dönüyor…” diye fısıldadım.

“Geçecek güzelim. Dayan.”

Ata her zaman böyleydi. Öz abi gibi. Bana “güzelim” derken bile sesinde bir koruma vardı. Yanımda olduğunu hissettirirdi hep. O gün de öyleydi.

……

Hastanede uyandım galiba. Kolumda bir sızı hissettim ufak, iğne gibi. Serum takmışlardı herhalde. Gözlerimi yavaşça açtım. Karşımda Ata, Çisem ve Çiğdem. Üçü de bana bakıyordu. Ata hemen yanıma geldi, elimi tuttu. Eli sıcaktı, avucumda titriyordu hafifçe.

“Nasılsın?”

“İyiyim,” dedim. Sesim çatallı çıktı.

Çiğdem bu sefer sinirle baktı bana. Gözleri doluydu, ama öfkesini bastırıyordu.

“Nasıl hasta oldun Efgan?”

“Bilmiyorum…”

“Bize anlatmadığın şeyler mi var?”

“Yok.”

“Emin misin?”

“Evet.”

Ama emin değildim. Kendi kendime bile yalan söylüyordum belki. Soğuk kiler, sırtımdaki izler, geceleri donarak uyumak, astım krizi geçirirken sesimi çıkarmamak… Bunları anlatamazdım. Anlatsam ne değişirdi ki? Onlar zaten yanımdaydı. Bu bile yeterdi bazen.

Ata elimi daha sıkı tuttu.

“Biz buradayız. Tamam mı? Ne olursa olsun buradayız.”

Gözlerim doldu. Gözyaşımı göstermemek için başımı çevirdim. Ama Ata gördü. Parmaklarıyla çenemi tutup yüzümü kendine çevirdi.

“Ağla istersen. Biz seni yargılamayız.”

O an ağlamadım. Ama içimde bir şey kırıldı iyi anlamda kırıldı. Yıllardır taşıdığım o buz gibi yük biraz eridi sanki.

Çisem yatağın kenarına oturdu, saçlarımı okşadı.

“Sen bizim Efgan’ımızsın. Unutma bunu.”

Çiğdem de yaklaştı, sesi yumuşamıştı.

“Bir daha yalnız başına hasta yatmayacaksın. Anlaştık mı?”

Kafa salladım. Bu sefer başım dönmedi. Çünkü etrafımda onlar vardı.

Ve o an, ilk kez gerçekten hissettim:

Belki de sevilmeye layıktım.

Belki de yalnız değildim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.