"Hafif hafif mi başlayayım? Ama neyse sana sormayacağım." Ne saçmalıyordu bu ya?
"Anlat dedim ama masal değil, gerçek neyse onu."
"Tamam ben de öyle yapacağım."
"O zaman niye yapmıyorsun?"
"Sen sor diye." Yine başlıyoruz.
Anlatıcam gibiydi ancak bir şeyden korkuyormuş gibi bir hali vardı. "Belki de ilk defa bu kadar birini kırmaktan korkuyorum."
"Sen beni öyle kolay kolay kıramazsın. Ben ailesinin 16 yıl 11 ay boyunca hiç sevmediği biriyim. Ben kalbimi ve aklımı çelik duvarların arasına alalı çok oldu."
"İşte seni sevmeyen ailen aslında senin ailen değil. Sonunda be söyledim!"
"Nasıl yani?" Ne demek ailen değil? Ailem değilse kimdi onlar? Ne yani hayatım yalan mıydı? Bütün o kavgalar... Bağışırlar. Beni o yüzden mi seviyorlardı?
"Evet öyle. Nedenini de merak ediyor musun? Etmiyorsan da söyleyeceğim."
Söylesin bakalım...
"Olay aslında uzun zaman öncesine dayanıyor. 22 yıl öncesine." Vay anasını ben daha çekirdek bile değilmişim. "22 yıl önce senin bildiğin adıyla Pharp'ın kurusu tarafından bir deney başlatıldı: değişkenler deneyi. Bu deneyde embriyo halindeki bebeklerin genetiği değiştirildi. Tabi ki bunun için bazı kadın ve erkeklere bunu destekleyici hormonlar verildi. Aslında büyük ihtimalle 22 yıldan daha öncesine dayanıyor bu çünkü hormonlar yapay olarak üretildi. Ve genlerin değişmesi için de farklı hormonlar üretildi Her neyse, ilk deney grubu 30 kişiydi. 6'sı doğmadan önce öldü. 9'u normal olmayarak doğdu ama öldürülmedi. Hala farklı alanlarda denek oluyorlar. 15'i ise deney alanında sağlıklı ve normal şekilliydi. Ve sen de o 15'in içindesin."
Whar dedin gülüm? Yüzümün şeklinden hiç bir şey anlamadığı kesindi. Biraz duraksadı. "Yavaş yavaş anlat, sindirmesi zor oluyor sonra."
"Peki, şimdi ailenin neden olmadığı kısma gelelim. Aslında yok değil de nerede bilinmiyor . Yani... Her neyse. Genetiği değiştirilmiş bebekler gelişirken biraz sorun çıkartıyordu. Yani normal bir bebeğe göre daha hareketli ve daha güçlü oluyordu. Yani tekmelediğinde falan... Bir çok denek kadın çok zor dayandı ve... "
Durdu.
"Evet ve? Sonrası yok mu bunun?"
"Yavaş yavaş anlat dedin ya."
"Tamam boş ver devam et."
"Anne deneklerin hepsi doğumdan en fazla 3 ay sonra öldü. Bazıları intihar bazıları ilaçlara dayanamadı. Yani hepsi ölmedi aslında biri yaşıyor ama yatalak kaldı. Hiç de konuşmuyormuş. Öyle biliyorum yani. Demek istediğim, annen de doğumdan kısa süre sonra vefat etti. Babanı ve diğerlerinin babalarını ise... Bilmiyoruz, kim olduklarını ve nerede olduklarını da. Tabi yaşıyorlarsa."
Şimdi ben daha doğmadan bir denek olmuştum ve bunu şimdi öğreniyorum. Bütün bu olanlar çok anlamsız geliyordu. Deneyler, ölüler, kayıp babalar. Gerçek ailem öldüyse, o boktan evde benim ne işim vardı ve onlar kimdi? Eğer yaşıyorsa babam beni nasıl böyle birilerine emanet edebiliyordu? Veya bir başkası bunu nasıl yapabiliyordu?
"O zaman benim o boktan evde bunca yıldır ne işim var?"
"Seni emanet edebilecekleri en güvenli yer olduğunu düşündüler. Yani şuan ondan çok emin olamadım ama... Böyle düşünmelerinin sebebi ise, anne dediğin kişi aslında teyzen ve baba sandığın kişi de enişten aslında. Bir de kuzenin var ablan sandığın. Sanırım onların olayı bu kadar kalanını duymak ister misin?"
"Kalanı biraz bekleyebilir. Artık ne zaman olur bilmiyorum ama sadece ben sorana kadar anlatma." duymak istemiyordum. Bu kadarı bile çok fazlaydı. Yarı yarıya bir insan değildim ve ailem sandıklarım akrabalarım çıkmıştı. "Yani ben istersem onların yanında kalmayabilir miyim?"
"Aslında tam olarak öyle değil. Yani daha tam olarak reşit değilsin ve velayetini onlarda. Tabi onlar da isterse farklı evlerde yaşaman bir şekilde sağlanabilir ancak istemezlerse yanlarında yaşamaya şimdilik mecbursun. Bir şansın daha var ama... Şimdilik kesin olmayan bir şans. Fazla tutunma diye söylemiyorum."
Keşke söyleseydi. Bir yolunu bulur kesinleştirirdim o şansı.
"Matilda izleyelim mi? Güzel bir film bence. " Tam şu anda aklına gelmek zorunda mıydı Lather manyağı? Önemli bir şey konuşuyoruz burda. Sarı çiyan İn reddeteceğini düşünüyorum ki ikisinin arasında çok anlamlı bakışlar geçti. Çiyan biraz kızdı sonra soru sorarcasına baktı. Ne yapıyorsun dercesine. Kabul etmeyeceği belliydi. Sonra Lather dudaklarını büzdü ve "Lütfeeeennnn" diye bağırdı. Cidden bağırdı ama. Sesin etkisiyle biraz irkildim. Xavier fark etmiş olacak ki Lather'ın çimdirdi. O da bana yavru kedi bakışlarıyla bakarak özür diledi. Sanırım buna alışması cidden zor olacaktı. İkisi de bir şey soracakmış gibi ağızlarını açtı ama açtığı gibi geri kapattılar.
Olay tatlıya bağlandığında Xavier filmi açmaya koyulmuştu. Matilda çocuk filmi değil miydi ya? Ben mi yanlış hatırlıyorum. İzlememiştim ama arkadaşım anlatmıştı. Çok eski bir arkadaşım. Korkaklığı yüzünden beni yarı yolda bırakan arkadaşım. Onun Korkaklığı onun suçu bizim değil. Buranın tehlikeli bir şehir olduğunu bile bile korunmadan geziyordu. Ona o iğrençliği yapan kişi haklı değil ama dikkat olmalıydı.
Haklısın.
Ama sen kimsin?
...
Kütüphanede gördüğüm korkunç suratlılardan iz yoktu. Gülüyorlardı. Hem de beklediğimden çok fazla gülüyorlardı. Ben de onlara katılıp aylardır gülmediğim kadar güldüm. O kadar çok güldüm ki yanaklarım ağrıdı. Aslında komik bir şey yoktu. Hatta film biraz duygusal bile sayılabilir. Kızın telekinezi yeteneği vardı ve bu hayatını kolaylaştırıyordu. Keşke benim de böyle yeteneklerim olsa. Lather filmle dalga geçiyor ve o kadar komik şeyler söylüyordu ki. Dışarıdan bakıldığında çok içine kapanık, duygusal bir yırtıcı kuş gibi gözükse de hiç de öyle biri değildi. Küçük çocuklarda olan neşe onda da vardı. Kaç yaşındaydılar acaba? Sorsam kızarlar mı?
Yerimden kalktım ve sormaya gittim. Harika! Başımıza yine bela alacağız.
"Siz ikiniz kaç yaşındasınız?" sanırım yanlışlıkla kaşlarımı çattım.
"Yoksa yaşımıza göre bizi yaptıklarımızla mı yargılayacaksın. Diğer bir çok kişi gibi. Mutlu olmamız sana da mı suç gibi geliyor?" Sürekli yargılanma ve tekrar olması korkusu... Bunu biliyorum. Bana da yapılırdı boş eleştiriler. Kendini eleştirmem sanan sümdükler tarafından söylenilen gurur ve özgü en kırıcı, söyleyen için hiçbir önem arz etmeyen birkaç kelime. Ve hayat boyu aynı şeyin yaşanacağı korkusu.
"Şu dediklerinden bile nasıl bir yerde yetiştiğiniz anlaşılıyor ki. Ve hayır sizi yargılamak için değil merak ettiğim için soruyorum. Kafasının içinin turşu suyuyla yıkanması gereken kişileri herkes gibi sanma lütfen. Ve ayrıca yaşınızı cidden merak ediyorum."
Bana yine mal görmüş gibi bakıyorlardı. Büyük ihtimalle doğru demiştim ve bu tezimi çürütmek için yapıyorlardı. Sonra ikisi beraber üzerime doğru yürümeye başladılar. Kaçmak istedim ama nereye gidecektim ki? Evden çıkamazdım ve kapıyı da onlar kapatmıştı. En azından arkamda boş bir alan vardı. Çok da sıkışmış sayılmazdım.
"Senin gibi bir ergen bizim nasıl bir yerde yaşadığımızı nereden bilebilir ki? Sen küçük, aptal, sakar ve ne dediğini bilmez bir aşüftesin. Ne gördün ki sen? Ne yaşadın ki? İşe yaramaz bir pislik olduğun hakkında sanırım teyzen ve kuzeninle hemfikiriz. Eniştenin seni sevdiği bile yok zaten. Kimse seni sevmiyor tamam mı? Bunu o küçük aptal beynine soksan iyi edersin. Bizim hakkımızda konuşman bile seni öldürmemiz için bir sebep. " Benden uzunlardı ve üzerime eğilip konuşuyorlardı. Ve hoşuma gitmediğini bile bile bağırıyordu. Sanırım korkmamaya başlamıştım çünkü titriyordum. "Bu seferlik tolerans göstereceğiz ancak bir kez daha olursa..." eliyle boğaz kesme işareti yaptı. Şimdi yine normal hallerine dönmüşlerdi. Kütüphanede gördüğüm hallerine. Ve ciddi gibi görünüyorlardı. Çoklu kişilik bozukluğuna sahip olabilirler miydi acaba? Bunu da sorarsam beni kesin öldürürler diye düşündüm ve sormadım.
Saat daha yeni gece 11 olmuştu ama yanlarında durmak istemiyordum. "Uyuyabilir miyim?"
"İndiğimiz odaya çık ve uyu. Ve sakın sabah biraz önceki gibi olayım deme!" koymadığı bir kuralı çiğnemiştim sanırım ve o da benim koyduğum bir kuralı çiğniyordu. Son bağırması zaten düzgün kontrol edemediğim duygularımın kendinden geçmesine neden oldu. Bir anda gözlerim doldu. Görmemeleri için elimden geleni yaparak odadan çıkıp yukarıdaki odaya gittim. Gözlerim beni dinlemez bir şekilde birkaç saattir biriktirdiği yaşları akıtıyordu. Lather mendilleri nereye koymuştu acaba? İlk aklıma dolap geldi ve oradaydı. Ağladığım için burnum da akmıştı. Göz yaşlarımdan sonra burnumu da sildim ama sadece akan şey sümük değildi. Burnum kanıyordu. Harika adam 2 dakikada korkudan damarlarını çatlattı. Birkaç ay burada kalırsan kan kaybından ölürsün. Kaçmanın bir yolunu bul.
Haklıydı.
Yine.
Ama kimin sesiydi bu? Ben mi hayal ediyordum yoksa gerçekten o ses var mıydı? Uzun zamandan beri duyuyordum ve bunun nasıl olduğunu merak ediyordum.
Öğlende kırılmamdan korkan kişi biraz önce dediklerini Umursamamıştı. Hem de hiçbir şekilde. Sandalyeleri bulamadığım için kapının kenarına oturdum. Burnumun kanaması birkaç dakikada azalmıştı ama göz yaşlarım hala durmuyordu. Durmasını beklemeyip uyumaya karar verdim. Çünkü beklersem sabah bile olabilirdi.
Hızlı bir şekilde yerimden kalktım. Ama bu kötü bir fikirdi. Kan kaybettikten sonra hızlı ayağa kalkmak başınızın dönmesine ve gözlerinizin bir süre kararmasına neden olabiliyordu. Yarı görür yarı görmez yatağa doğru yürüdüm ve kendimi üzerine attım. Sanırım burnum hala kanıyordu. Ama sabaha kadar kanarsa büyük ihtimalle ölürdüm. Bu da bu lanetli dünyayı çekmeme gerek kalmayacağı anlamına geliyordu. Yüzüstü yatmıştım. Burnumu da yastık silsin artık. Çok geçmeden de uyuyakaldım.
...
Xavier'ın bakış açısından:
"Abi biraz abarttık mı sanki ya?" Abartmak mı? Az bile bu ona. Daha fazlasını hak ediyordu. Bizim hayatımıza karışamazdı.
"Abartmak mı? Az bile yaptık. Bizim yaşımızda bize ne yaptılarsa onu yapmalıydık." bizi önce döverler sonra da hava yağmurlu veya karlıysa saatlerce dışarıda bekletirlerdi. Aç susuz saatlerce soğukta kalırdık. Kırbaçladıklarını bile hatırlıyorum. Bir lafı bile kaldıramayacaksa koşa koşa dışarı çıksın ve onu kolayca öldürebileyim.
"Ama bize yapılanlar onun suçu değildi ki?"
"Onun suçuydu! Eğer ne kadar özel olduğunu erken fark etseydi bize hiçbir şey yapılmazdı!"
"O zamanlar 10 yaşında bir çocuktu."
"Biz de çocuktuk! Biz çok büyüktük sanıyorsun? Bana gelmiş hala onu savunuyorsun!" daha çok gençtik. Ben 15 o da 14 yaşındaydı.
"Evet çünkü uyurken dediklerini sen duymadın! Ağlarken ki sayıklamalarını duymadın! Hiçbir şeyi duymadın! Eğer biraz önce sana uymasaydım ve onun tarafını tutsaydım beni öldürürdün. Ama bu sefer o kendini öldürücek! Denemedi mi sanıyorsun? 8 yaşında uyuşturucu komasına girdi o! Evdekiler uyuşturucu bağımlısıydı ve ne bulduysa kullandı! Ne 14 ne de 15 yaşındaydı. Bir ay uyanmadı o! Sonra her şeyi unuttu. Ve öyle uyandı. Kimseyi hatırlamıyordu. Ben de küçüktüm ve en azından kendimi kurtarayım dedim. O günden beri kim bilir neler yaptılar ona! Bacağındaki ve kollarındaki kesiklerden de haberin yoktur tabi ki! Niye sürekli kazak giyiyor sanıyordun ki! Ama yine de en çok bizim canımız acıdı değil mi abi? Öyle değil mi?"
Ne diyeceğimi bilemedim. Bunlar doğru muydu? Kendini mi kesiyordu yoksa başkası mı kesiyordu? Daha o yaşta ne yapmışlardı ki o kadar çok uyuşturucu almaya gerek duymuştu? Ölmeyi mi planlıyordu cidden? O zaman neden o bilgileri Pharp'a gönderiyordu? Kendini kurtaramam ama başkaları kurtulsun istiyor. "Sen ciddisin öyle değil mi?"
"Şaka yapar gibi bir halim mi var?" Yoktu. Hem de hiç.
Lather'ı ilk defa böyle görüyordum. Bu kadar kızgın ve bu kadar ciddi. Belki de yanında olduğum süre boyunca şimdiye kadar hiç bana bağırmamıştı. Sanırım ona önem veriyordu. Kim yıllardır görmediği birine önem verirdi ki? Saçmalık, tamamen saçmalık.
Belki ben de biraz ileri gitmiş olabilirdim ama o da bizim hayatımıza karışmasaydı. Yaptığının bir açıklaması olamaz. Kendini öldürmeden ona baksan iyi olur.
Yapardı . Kendini öldürürdü. Belki Lather bana çok kızacaktı. Ama benim işime gelirdi. En sonunda mecburen biri onu yok etmek zorunda kalacaktı. Fazla bağlanmadan olsa iyi olurdu, yani bence.
Birileri benim duygusuz olduğumu, bir cani olduğumu söylüyordu. Belki öyleydi ama bu benim değil beni yetiştirenlerin suçuydu. Ben hiçbir şey yapmadım. Ben masumum. Külahıma anlat. Uzun zamandır bu ses ya da kişi beni rahat bırakmıyordu. Acaba deliriyor muydum? Ne zaman akıllı oldun ki?
Düşünmemek için mutfağa gidip kendime soğuğundan bir su aldım. Ekim ayı bitmek üzereydi ama hala soğuk su içerek kendimi hasta etmeyi planlıyordum sanırım. Biraz da acıkmış olduğumu fark ettim. Mia yoktu ve bir şeyler hazırlamaya üşendiğim için meyve yemeğe karar verdim. Dolaptan bir elma kaptım ve kocaman bir ısırık aldım. "Ama sen niye ekşisin ki?" Lather da gitmişti ve ben bir elmayla konuşuyordum. Deli olduğunu demiş miydim?
Elmayı çabucak bitirip odama çıktım. Soğuk bir duşa ihtiyacım vardı. Kafamı toplamam gerekiyordu. Hemen banyoya girip musluğu açtım. Soğuk suyun altında belki yarım saat boğunca durdum. Su bana iyi geliyordu. Sormadan sorgulamadan sadece iyi geliyordu. Keşke başka bir şeyler de öyle olsaydı.
İyi şeylere hasret yaşıyordum.
Ve ona rağmen hiç kimseye iyi davranmıyorsun.
Bu kadar haklı olmak zorunda mısın?
Sanırım zorundaydı.
...
İnsanın vicdanına yenik düşmesi çok kötü bir şeydi. Gurur kırıcı. Acınası. Düşündüğümde fark ettim ki, dediklerinde haklıydı.
Bizi çok fazla gereksiz yargılamışlardı. Ben de onu öyle biri sanmıştım. Buraya kadar normaldi ancak o öyle olmadığını belirtmişti. Ben niye sinirlenmiştim o zaman? Canını acıtmıştım sanırım ve bunu çabuk bir şekilde çözmeliydim yoksa Lather da benimle konuşmazdı.
Lather, beni uzun zamandır yalnız bırakmayan tek kişi. Küçüklükleri aynı evde geçtiyse bir bağları olmalıydı. Bence bunu sormamda bir sakınca var mıydı acaba? Sormadan nasıl bilebilirim ki? Hemen esnek bir şort ve bol bir tişört geçirdim ve Lather'ın odasına koştum. "Gelebilir miyim? Bir şey sormalıyım."
"Gel, ama hızlı ol uyumak istiyorum"
Odaya girdiğimde zaten yatağına yatmış olmasına rağmen kalktı. Hala bani abisi olarak görüyordu. "O komadan uyanınca hiçbir şey hatırlamadığım için evden kaçtığını söylemiştin ya, aynı evde kaldıysanız bir bağınız olmalı diye düşündüm ve ne olduğunu merak ettim. Sorun değilse anlatsana."
"Çok mu merak ediyorsun? En büyük bağımız ikimizin de hata olması. Bence yeterli bir açıklama."
"Hadi ama lütfen merak ediyorum."
"Çok merak ediyorsun. Annem olacak kişi lise bittiği gibi o zamanki sevgilisinden çocuk yapmış. Çok harika değil mi? Yeni bebek ve yeni hayat. Hamile kalınca ailesi istememiş ve onu evden kovmuş. Bir süre bakım evinde kalmış ama orası da istememiş. Sonrasında bulanın kendini ve ailesini fantazilere dizdirdiğim deneyine katılmış dışarılarda kalmamak için. Ölüceğinden haberi olmamış ve bir çocuk daha doğurup ölmüş. Gökten 3 elma düşmüş biri sana biri bana biri de belki de şuan senin yüzünden ölmüş olan kardeşimin başına. "
Kardeşler miydi? Hiç benzer yanları yoktu ama?
Kız yarı yarıya insan değil ki nasıl benzer olsunlar.
Onlar kardeşti.


