Masmavi gözlerine gelen güneşin
rahatsız etmesi ile:
Deniz karan
- hayır beş dakika daha
lütfen.
Diyerek başını -küçük bir çocuğun
huysuzluyla- yastığa gömdü. Ancak bu
aşaĝıda tüten, tatlı çilek kokusunu
almasına engel olmadı. Gözlerini tekrar
açtı. Siyah saçları öyle dağınıktı ki bir
aslanı andırıyordu. Burnuna gelen koku
annesinin taptaze, kendi yetiştirdiği
çileklerden geliyordu. Yataktan fırladı ve
aşağıya koştu. Babası "Yunus Karan" onu
görür görmez elinde ki pastayı arkasına
sakladı. Deniz sabırsızca babasının ne
sakladığına bakmaya çalıştı.
Yunus Karan
-küçük prens'imiz nihayet uyanabilmiş.
Dedi içten bir sıcaklıktaki gülümsemesi
eşliğinde. Karan ailesinin başıydı Yunus.
Gerçi Yunus, oğlu Deniz ve gözünden bile
sakınıp, delilercesine aşık olduğu karısı
Ecem dışında başka Karan yoktu. Yunus
ailesini trafik kazasında kaybetmiş, sonra
da yetimhane'ye düşmüştü. Her şeye
rağmen bir avukat olmayı başarmış. Hatta kendini geliştirerek patronu olduğu bir ofis bile açmıştı. Avukat olmak istemesinin nedeni: ailesinin kazasına neden olan araç sahibinin onlara yardım etmek yerine kaçıp gitmesi ve kim olduğu tespit edilemediği için ceza verilmemesi üzerine, adaleti sağlamak ve yaymak için avukat olmayı kendisine görev bilmiş. Sanki o kaza da ölmediği için ailesine ödediği bir bedel gibi benimsemiş adaleti, ancak yedi yaşına yeni giren oğlunun, doktor olmasını diliyordu. Oğlunun bu kadar büyümüş ve erdemli, iyi kalpli bir insan olmasından gurur duyuyordu. Deniz yedisine girer girmez sanki o bir çocuk değilmiş'te yetişkin bir kahramanmış gibi görüyordu oğlunu. Gözleri gibi masmavi ve hayat vereceği için adını Deniz koymuştu. Deniz babasına soran bakışlar atarken, Ecem Karan bülbülü andıran sesi ile baba oğulun yanına geldi.
Ecem Karan
-babası üzme benim Deniz Yıldızımı
Denize "Deniz Yıldızım" derdi Ecem.
Oğlunun bir Deniz yıldızı kadar masum
ve temiz olduğunu bilerek, Ecemin
kızılımsı saçları ve yeşille
süslenmiş olan gözleri, gerçek bir orman
resmiydi. Yunusla üniversite de tanışmış,
önce arkadaş, sonra aşık olmuşlar. Ailesi
yunusun hikayesini öğrenince ilişkilerine karşı çıkmış. Hatta Amerika'ya onlarla beraber götürmeye çalışmışlar. Ama Ecem 20 yaşında olmanın verdiği güç ile bunu durdurmuş, Yunusla okulu bitirdikten sonra küçük bir ev kiralayıp,evlenmişler. Ailesi Ecemi evlatlıktan red edi, mirastan men etmişler. Ama nafile Ecemin umrunda olmamış. Çok yetenekli bir aşçı olup, küçük, mütevazı bir pastacı dükkanı açmış. Ailesini bir daha hiçbir zaman görmemiş. Yunus ona baskı yapsa da onları görmek istemediğini söylemişti, içten içe onları ne kadar özlese de onlara kızgın ve kırgındı. Onlar hakkında bildiği tek şey Amerika'ya gittikleriydi. Ecemden çok uzaklara, Denizin hiçbir zaman
tanımayacağı bir dayısı ve Ecemden küçük olan bir teyzesi vardı. Yunus Ecemin sesiyle arkasında ki, taze çileklerle süslenmiş, minik bir doğum günü pastasını arkasından çıkardı. Ecem ve Yunus oğullarının yaş gününü büyük bir coşkuyla kutladılar. "İyi ki doğdun Deniz " yazıyordu pastanın üstünde. Ayrıca yedi şeklinde bir mum vardı.
Deniz heyecanla gözlerini yumdu ve
dilek dileyerek mumu üfledi.
Yunus
-benim büyük oğlum bu sefer ne diledi bakalım?
Deniz
-ama söylersem kabul olmaz ki.
Ecem
-hiç olur mu öyle şey, şimdiye dek ne dilersen almadık mı? Hadi çekinme de söyle.
Deniz
-yirmi yaşıma kadar her doğum günümü sizinle kutlamayı
diledim.
Yunus
-vay kerata, yirmi yaşından
sonra bizden kaçacak mısın yoksa?
Dedi alaycı bir ses tonuyla.
Deniz
-yok, hayır o zaman arkadaşlarımla Kutlayacağım. Koca adam olacağım sonuçta.
Yunus
-büyüdün de adam mı oldun bakayım sen?
Dedi kahkaha ile.
Ecem
-babası, Deniz Yıldızımızı rahat bırakalım da pastayı keselim.
Yunus ve Deniz bu fikre sevinmişti. Baba
oğul ecemin yaptığı pastalara
bayılırlar'dı. Pasta kesildi, yendi ve
hayvanat bahçesine gitmek için
hazırlanıldı. Yunus yetimhanedeyken farelerden çok korkardı, diğer çocuklar onunla alay eder ve hoş olmayan şakalar yaparlardı. Yunus, Deniz'in yılan veya timsahlar'dan bile korkmamasını istediğinden sık sık hayvanat bahçesine gelirlerdi. hatta Ecemin bayılıp kalacağını bilmese eve evcil yılan bile alırdı. Deniz annesinin tam tersine yılanlara çok ilgi göstermiş veyahut timsah ve aslanları beslemek
istemişti. - Yanlız yavru olanlara izni
vardı - Yunus oğluyla gurur duyuyordu bir kez daha. Ecem ise bunun bir çılgınlık olduğunu düşünüyor ve deniz için endişe ediyordu. Yunus arabasına binmeden önce, Deniz'in emniyet kemerini sıkıca takmış ve Deniz'e trafik kurallarını saymaya başlamtı. Deniz bundan bıkmış olsa da annesinin ricası üstüne itiraz etmeden, dinliyordu Yunusu. Trafik kazasından sonra Kalan travmaları kendini böyle belli ediyordu. En sonunda hayvanat bahçesine varıldı. Ve ilk iş olarak yılanları görmeye gidildi. Ecemin bakmaya bile korktuğu Kobra yılanlarına Deniz hayranlıkla bakıyordu. Hayvanat bahçesi turu bittikten sonra, Ecemin pastahane'sin de Deniz'in arkadaşları ile kutlayacağı asıl doğum gününe gidilecekti. Deniz kendini bu
sürüngenlere kaptırıp, büyülense de
gitme vakti gelmişti. Arabaya giderken
Deniz'in tüm konuşması yılanlar ve
onların yaşamı hakkındaydı. Deniz babası ile konuşurken, bir baloncu gördü. Deniz babasına alıp alamayacağını sordu, Deniz asla şımarık değildi -hele de aç gözlü- ailesinin iznini alırdı her zaman. Babası ona izin vermişti. Yalnız Ecem çoktan arabaya vardıkları için daha sonra alabileceklerini söyledi. Deniz ses
çıkarmasa da yüzü düşmüştü, buna
dayanamayan babası.
Yunus
-bırak gitsin, bizde arabaya binelim, uzak mesafede olsak'ta buradan onu görebiliriz. Kocaman çocuk oldu artık.
Ecem
-iyi maden ama çabuk ol, hızlı gel, dikkat et yola.
Yunus oğluna parayı verip, Ecemle
arabaya bindi. Deniz koşa koşa baloncuya gitti ve yılan şeklinde bir balon aldı. Annesi ve babasına el sallarken, Yunusun arabayı çalıştırması ile Ecem ve Yunusun içinde olduğu araba havaya uçtu. Deniz olduğu yerde dona kalmış ve etrafında ki çığlıkla kaçanların arasından gelen, kendini kaybetmişcesine sesleri, duyamıyordu. Gözleri kararıyordu derken bir adamın onu kollarının arasına alıp, koşmaya başlaması ve siyah bir arabaya
bildirmesine, karşı koyamadı bile. Deniz
arabadan çıkan alevlerle, yüreğinin
derinliklerinin yandığını hissetti. Kimdi
bu insanlar, annesi ve babasını neden
göremiyordu? Neydi o alevler, o
dumanlar, yüreğine işleyen o yangın?
Annesinin ona Deniz yıldızım dediği yankılandı kafasının içinde. Ve sonra
karanlık çöktü gözlerine...


