---
📕 YALACILAR
4. Bölüm – Sessiz çığlık
Sabah kalktığımda garip bir sessizlik vardı. Banyoya gittiğimde musluğu açtım ama su akmadı. Elimle vanayı çevirdim, tık yok. Kalbim, sanki su borusuyla birlikte tıkanmış gibiydi.
Olmamalıydı.
Bugün o yerin açılmaması gerekiyordu. Daha zamanı vardı...
Koridora çıktığımda öğrenciler panik içindeydi. Mira hemen yanıma geldi:
— “Su yok! Hocalar depoya bakmamızı istiyor!”
Ezra’nın umursamaz sesi duyuldu arkamdan:
— “Kesin yine biri musluğa ayakkabı sıkıştırmıştır. Hatırlıyor musunuz, geçen sene de olmuştu.”
O gülüyordu, ama ben nefes alamıyordum.
Su deposu…
O yer, o kokuyu hatırlıyordum. Geceleri hâlâ rüyamda duyuyordum o uğursuz metal kapağın sürtünme sesini. Parmaklarım titredi.
Gitmeyin... Lütfen oraya gitmeyin.
Söyleyemedim.
Sesim boğazımda düğümlendi.
Kai çoktan önden yürümeye başlamıştı. Her zamanki gibi sessiz ama dikkatliydi. Ben arkasından sürüklendim. İçimde çığlıklar yükselirken dudaklarım mühürlüydü.
---
Su deposunun önüne vardığımızda, paslı kapak açıktı.
Koku, daha uzaktan yüzümüze çarptı. Seth geriye çekildi, Mira ağzını kapattı. Ezra bir adım attı ama sonra durdu. Ciddileşmişti. Bu kez hiçbir espri yoktu dudaklarında.
Sonra Kai içeri baktı.
Ben o an, gözlerimi kapatmak istedim. Ama yapamadım. Gözlerim, o korkunç görüntüye mıh gibi çakıldı.
Su deposunun içinde, bir ceset.
Simsiyah saçlar suyun üzerinde yüzüyordu. Gözleri görünmüyordu. Yüzüstüydü.
Ama ben tanımıştım onu.
Kimin olduğunu biliyordum.
Ve eğer biri daha oraya dikkatli bakarsa, onlar da bilecekti.
Hayır. Hayır. Hayır.
Dizlerimin bağı çözüldü. Duvara yaslandım. Gözlerim, cesede değil... onun yanına bırakılan şeye kaydı.
Bir not. Küçük, ıslanmış bir kağıt parçası:
“Sır tutmak, bazen ölüm getirir.”
Kai yanımda belirdi. Gözleri üzerimdeydi.
— “Aria… Tanıyor musun onu?”
Yutkundum. Başımı salladım. Hayır. Tanımıyormuş gibi yaptım. Ama o gözlerini benden ayırmadı. Sanki içimi okuyordu.
Ezra’nın sesiyle irkildim:
— “Birimiz... birimiz polisi aramalı, değil mi? Şaka değil bu...”
Mira neredeyse ağlayacaktı. Lara zaten depoya bile bakamadan geri çekilmişti.
Ve ben…
Ben sadece sessizce bir şeyler çiziyordum yere. Parmaklarım iradem dışında hareket ediyordu.
Farkında olmadan bir şekil çizmiştim:
Bir göz.
O’nun sembolü.
Kai'nin bakışlarını hissettim.
Ayağa kalktım. Ayaklarımın altı boş gibiydi. Titreyen sesimle yalnızca bir cümle fısıldayabildim:
— “O burada...”
Kimse anlamadı.
Ama ben biliyordum.
Cesetler sadece ölüm taşımazdı.
Bazen hatırlatırdı.
Unutmaya çalıştığın şeyleri…
Gerçekleri…
Ve kimin seni izlediğini.
---