YALACILAR
17. Bölüm: Gerçek son
---
Kalbim göğsümde deli gibi çarparken, sessizlik ağır bir örtü gibi etrafı sardı. Kai hâlâ tek bir adım bile atmıyor, bakışlarını üzerimden çekmiyordu. Her hareketi, her nefesi, sanki zamanı yavaşlatıyordu. İçimde korku ve merak bir araya gelmiş, karmaşık bir düğüm oluşturmuştu.
— “Aria… bunu açıklığa kavuşturmalıyız,” dedi Mira, sesi titrek ama kararlıydı. “Senin hislerini anlıyoruz, ama bu… tehlikeli.”
— “Tehlikeli?” diye mırıldandım kendi kendime, kalbim bir yandan korkudan, bir yandan da heyecandan çırpınıyordu. “Belki de tam da bu yüzden… çekici geliyor.”
Seth hâlâ gülümseyerek araya girdi, ama sesi artık biraz daha ciddi:
— “Tamam, tamam… ciddi olalım. Ama bakın, ben hâlâ şaka yapıyorum… sanırım?”
Lara, Seth’in bakışındaki ciddiyeti fark ederek sert bir bakış attı, sonra bana döndü:
— “Kalbini dinleyebilirsin, ama gözlerini açık tut. Kai’nin geçmişi, onunla olmayı kolaylaştırmıyor. Bu, sadece duygular değil… gerçek bir tehlike.”
Kai nihayet konuştu. Sesinin derinliği, mekânda yankılanıyor gibiydi, tüylerimi ürpertti:
— “Gerçekten bilmek istiyorsan, fısıldamam… ama kim olduğumun gölgesi, seni korkutabilir. Yine de… hâlâ yanımda duruyorsun, değil mi?”
Kalbim sanki bir kez daha sıkıştı. Arkadaşlarım uyarıyor, aklım tehlikeyi hesaplıyordu; ama içimde bir ses, Kai’nin karanlık tarafının aslında beni tamamladığını fısıldıyordu. İçimde, korku ve çekim öyle bir dans ediyordu ki, ne hissettiğimi kendim bile tam olarak anlayamıyordum.
Mira adım attı ve elimi tuttu, gözlerindeki endişe bana doğrudan çarpıyordu:
— “Aria… ne olursa olsun, yalnız değilsin. Ama… dikkat et. Seni kaybetmek istemem.”
Seth araya girerek, hâlâ alaycı ama biraz daha tedirgin bir tonla:
— “Yani, fena bir durum bu. Kai’yle ilgili hikâyeleri duydunuz, ama… cidden, dikkat edin. Bu, romantik bir dizi değil. Bu… başka bir şey.”
Lara, Seth’e sert bir bakış attı, sonra derin bir nefes aldı ve fısıldayarak bana doğru eğildi:
— “Kalbin ne istese de… aklınla düşün. Kai’nin geçmişinde bıraktığı izler… sadece söylenti değil. İnsanlar kayboldu, bazen geri dönmediler. Lütfen bunu unutma.”
Gözlerimi Kai’ye çevirdiğimde, onun bakışlarıyla içimde bir ateş yandı. Korku ve çekim birbiriyle çarpışıyor, kalbim bunu kabullenmek istemiyordu. İçimde bir parça, onun karanlığına doğru çekiliyordu, sanki beni çağırıyordu.
Ve o an, fark ettim ki: bir kez bu karanlığa adım attığımda, geri dönüş olmayacaktı. Sanki her nefesimde, her bakışımda, hayatım bir adım daha Kai’nin dünyasına kayıyordu.
Derin bir nefes aldım ve kendime fısıldadım:
— “Ne olursa olsun… bunu bilmek zorundayım.”
O anda Kai hafifçe yaklaştı, yalnızca birkaç adım, ama bu mesafe bile kalbimin hızını iki katına çıkardı. Ellerimiz neredeyse değiyordu. Sessizliği bozan tek şey, dışarıdaki rüzgârın camlara çarpma sesi ve kalbimin kendi ritmiydi.
Kai’nin gözlerinde bir anlığına bir kırılma gördüm; belki de içinde sakladığı o karanlık, bir nebze de olsa hafifledi. Ama ardından tekrar soğuk ve yoğun bakışlarına gömüldü. İçimde hem korku, hem de anlaşılmaz bir çekim vardı—ve ikisi birbirini boğacak kadar yakındı.
Seth, Mira ve Lara bir adım geriledi, bana sessizce bakıyor, ne yapacağımı anlamaya çalışıyordu. Ama artık yalnızdım; kararım sadece bana aitti. Kalbimle aklım bir savaşa tutuşmuş, ben ise bu savaşın tam ortasındaydım.
Ve ben fark ettim ki… ne olursa olsun, Kai’nin karanlığına adım attığımda, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.