Ellerimi bahçe kapısından içeri giren kıza sallayarak Ali Bey'e gitmemiz için işaret ettim. Gökyüzünü izliyor bir kez daha hayranlığı karşısıda büyüleniyordum. Kim bilir kimler benimle aynı an da gökyüzüne bakıyordu. Sahi benim kadar korkmuş olanlar da var mıydı hayatta? Gözümden akan damla yanağımdan yavaş ama geçtiği yeri yakarcasına kayarak elimin üzerine düştü. Ve bir tane daha, bir tane daha...
"Yıldız Hanım iyi misiniz?" Ali Bey arabayı yavaşlatarak gözlerini bana çevirdi. Gözlerinin içinde her zaman ki gibi sevgi ve endişe gizliydi. "Biraz hava almak ister misiniz?" kafamı olumlu anlamda hızlıca sallayınca oturduğu koltuktan kalkarak arabanın arkasından dolaştı ve kapımı açtı. Gözyaşlarım görüşümü bulanıklaştırsa da arabadan kurtularak kendimi dışarıya attım. Biraz sonra tükenecekmiş gibi havayı içime çekiyor. Geri bırakmak istemiyordum.
Ali Bey ilerideki bankı gösterdiğinde kolumla gözlerimi silerek yavaşça yürümeye başldım. İkimiz de banka oturup karşımızdaki denizi izlemeye başladık. "Hatırlıyor musunuz küçükken hep deniz kenarına kadardınız." dediği şeyle dudaklarım kıvrıldı, çok iyi hatırlıyordum. "Gelen kimseyi istemez 'Ali amcayı istiyorum ben' derdin." o da gülümseyerek kafasını yere dikti ve sonradan tekrar kaldırdı.
"Ben sizi o günden beri kendi çocuklarımdan ayırmadım. Ne kadar bir babanın size yapabileceği şeyleri yapamasam da her zaman arkanızda bir gölge gibi korumak istedim." sağ eliyle sol bileğini avucunun içine alarak sıktı. "Okulunuzdaki babalar günü etkinliğine katıldığımı hatırlıyor musunuz? Babanız işlerinden dolayı katılmamıştı. O gün kenarda sessizce ağlayan kızı hiç unutmadım. Unutmam da." gözlerini denizden çekerek yaşlarla dolu gözlerime baktı.
"Peki neden ben o kızı tekrar görüyorum yavrum?" hıçkırıklarım denizin dalgaların sesine karışırken yavaşça bana yanaşarak kollarını sırtıma sardı ve kafasını saçlarımın üzerine yerleştirerek bir öpücük bıraktı. Ağlamam daha da kuvvetlenirken boğuk seslerle konuşmaya başaldım." He-her şey birbirine g-girdi." kollarını açarak beni serbest bıraktı ve kendini dikleştirdi. "Her şey çıkmaz bir sokağa girmiş gibi ama benden bir çıkış bulamamı istiyorlar. Her şeyi geride bırakıp yeni bir yaşama başlamak istiyor ama ondan kurtulamıyorum." denizin kokusunu içime çekerek devam ettim. "Ben ne yapacağım?"
"Hayat bir deniz gibidir kızım. Sende bu denizin ortasında yaşamaya çalışan kırık bir kayıksın. Ama bilmen gerekiyor ki. O kayık asla olduğu yerde durmayacak ve rüzgar onu karadan karaya sürükleyecek. Yani hiçbir şey yapmasan da bir yere varacaksın."
"Ama bir şeyler yaparsan en azından gidebileceğin limanı seçebilirsin."
Ali Bey'e el sallayarak kapıyı açtım. Salonun ışıkları yanıyordu, muhtemelen babam eve dönmüştü. İstemeyerek de olsa gözüm oraya kaydığında gördüğüm sima ile ağzım açılmış ellerim titremeye başlamıştı. Annem ve babam gülümseyerek sohbet ediyordu. Gözlerim kararmaya başladığında duvardan tutunarak kendimi merdivenlere attım. Onca sözün ardından tekrar birleşmişlerdi, her zaman olduğu gibi. Yine zararlı çıkan tek kişi bendim, rezil olduğumla kalmıştım. Gözlerim dolmaya başladığında elimin tersiyle silerek ayağa kalktım. Madem onlar her zaman istediğini yapabiliyorlardı bende yapabilirdim. Hayatımda yoklarmış gibi davranacaktım.
***
"Ve bu fonksiyonun cevabı 6 çıkıyor. Anladınız mı çocuklar?" sınıf ölmüş bir vaziyette hocaya bakarken anlayışlı bir şekilde gülerek masasına geçip önündeki kağıtlarla ilgilinmeye başladı. Yanımdaki Görkem'e döndüğümde kolunun üzerine yatarak uyuduğunu gördüm. Bu aralar çok yorgun gözüküyordu. Ama neden olduğunu bir türlü anlayamıyordum. Acaba uyku sorunları mı çekiyordu? Zilin çalmasıyla içinde bulunduğum mutsuz halden çıkarak gülümsemeye başladım. Görkem de esneyerek bana gülümsedi ve ayağa kalktı. "En sevdiğim şey yemek yemek sanırım."
"Aşk olsun Huriyem en çok beni sevmiyor muydun?" Furkan'ın sesini yanımda hissetmemle gülümseyerek ona döndüm. "Senden sonra kankacığım." Furkan kafasını sallarken Görkem gözlerini devirdi. "Hepinizi seviyorum kurbağalarım benim." kollarımı omuzlarına atarak kafalarımızı birleştirdim. Aslı'yı almak için sınıfına gidiyorduk. "Kurbağa ne be?"
"Kanka işte birisi seni öpecek prens olacaksın. O yönden dedi herhalde." Görkem Furkan'a açıklama yaparken tek kaşını havaya kaldırmış bir şekilde ona bakıyordum. "Yoo küçükken yakalayıp ameliyat ediyordum onları. Çok güzeli." ellerimi birleştirip gülümsediğimde Furkan açık kalmış ağzıyla bana bakmaya başladı.
"Cani." onaylamayarak göz devirdim ve koridoru dönmemizle üçümüz de olduğumuz yerde kaldık. "Hay maşallah!" ağzımdan çıkan kelimeyle Furkan'ın nefes alış verişleri daha da hızlanmaya başladı. "Kim bu lavuk?" gözlerimi büyüterek Furkan'a döndüm onu ilk defa bu kadar ciddi görmüştüm. Biraz da haklıydı sanırım. Bende sevdiğim kişiyi başka bir erkekle görsem sinirlenirdim.
"Aslı'nın üç yıllık platoniği onların mahallesinde oturuyor. Onun için bu okula gelmişti." ikimiz de şaşkın gözler ile Görkem'e bakarken anlamamış gözler ile bize bakmaya devam etti. Ağzıyla' Ne var? 'dediğinde gözlerimle Furkan'ı göstererek ona döndüm. Görkem ise ağzı açık bir şekilde Aslı ve Furkan arasında mekik dokuyordu." Furkan? "elimi omzuna attığımda yeni fark etmiş olacak ki kendini toparlayarak arkasını döndü.
" Yıldız biz şu dün görüştüğümüz işi mi konuşsak? " onu kafamla onaylayarak peşinden giderken Görkem'de sınıfa doğru yürümeye başlamıştı. Kütüphaneye geldiğimizde kendimize köşede bir yer bularak oturduk. "Furkan iyi misin?" bir an da kafasını kaldırıp gülümsemeye başladı. "Çok iyiyim. Neden kötü olayım ki. Zaten beğeniyordum sadece, hoşlanmıyordum ondan."
Gözlerinin içindeki ümit kırgınlığı görmek canımı acıtsa da konuşmaya devam etmedim. Geçiştirmek için dediğini çok iyi anlıyordum. "Furkan, Serkay bana kendisinin yaptığını söyledi."
Furkan telefonunda açmaya çalıştığı videoyu kapatarak bana döndü. "Ama, nasıl?" gülümseyerek bilmiyorum derecesinde kafamı salladım. Yanımdan kalkarak kapıya yöneldi "Benim, benim biraz işim var." ve hızlıca kapıdan çıktı. Ne kadar üzüldüğünü göstermek istemiyordu. Sanki her zaman mutluymuş gibi davranmak onun en büyük silahıydı.
Nefesimi dışarıya üfleyerek kafamı sandalyenin arkasına yasladım. Onlar üzülürken benim dimdik durup onlara destek olmam lazımdı. Yerimden hızlıca kalktığım sırada başımın dönmesiyle sendeleyerek bir iki adım geriledim. Kolumdaki eller ile kafamı kaldırdığımda gördüğüm kahverengi parlak gözler ile hemen kendimi toplayarak dikleştim. "İlk gün dediğim şeyi hatırlıyor musun iyilik meleği olacaksan bile kendini düşünmelisin." sözleri her zaman aklımda olduğu için kafamı salladım. "Şu an onların bana ihtiyacı var."
"Peki senin kime ihtiyacın var?" söylediği sözler alnımın kırışmasına sebep olurken gözlerimi tekrar gözlerine diktim. "Benim kimseye ihtiyacım yok." kalbimin hızlı atışıyla heyecanlanarak bir adım daha attım ve aramızdaki mesafeyi daha da kapattım. "Peki sen neden benimle bu kadar ilgilisin?" gözlerim kazanacağımı bildiğim savaşın mutluluğuyla daha da kısılırken o kendini bir adım geriye attı. "Se-"
Duyduğum ses ile etrafımdaki insanlara baktığımda herkes kargaşa içinde koşuşturmaya başlamıştı. "Yangın! Yangın oluyor!" koridordan gelen ses ile endişeli gözlerimi Oğuz'a çevirdim. İkimiz de birbirimize bakıyor hareket edemiyorduk.
Elimdeki sıcaklıkla gözlerim bir an oraya kaydıktan sonra hızlı adımlar ile peşinden koşmaya başladım. Herkes birbirini ittiriyor acele ile dışarı çıkmaya çalışıyordu. Şu an görünürde ne bir duman ne de ateş vardı. Kalabalığın içinde sıkışarak koşarken alt katın merdivenlerine yöneldik. Çıkış kapısını gördüğümğümüzde Oğuz biraz daha hızlanmıştı. Parmaklarım elinden kayarken biraz daha hızlanmaya çalışsam da ayağımın kaymasıyla ellerim ellerinden ayrıldı ve kendimi yerde buldum.
Ayağa kalkmak istiyordum ama üzerimden geçen kalabalık buna engel olmakla beraber daha da yere yatmamı sağlıyordu. Yerdeki elime basılmasıyla acıyla çığlık attım ve kendimi geriye doğru atsam da büyük bir gücün omzuma basmasıyla gözyaşlarım dökülmeye çoktan başlamıştı. Elimle omzumu tutmaya çalışıyor acısıyla dudaklarımı dişliyırdum. Önümde durup aceleyle hareket eden ayakları gördüğümde şaşkınlıkla başımı kaldırdım. Geri mi dönmüştü?
Göz göze geldiğimizde hemen gözlerini kaçırıp arkasını döndü ve sırtına binmeme yardımcı olmaya çalıştı. Etraftaki kalabalık azalsa da endişe yüzünden kimse ne yaptığını bilmiyordu. Hafif inlemeler ile sırtında yerleştiğimde hızlıca ayağa kalktı ve çıkış kapısına doğru koşmaya başladı. Aniden gelen beyaz ışık gözlerimi acıtırken etraftaki insanları izlemeye başladım. Herkes endişeden ne yaptığını bilmiyordu.
Sırtından indiğimde hızlıca yanında uzaklaşarak bizimkileri aramaya başladım. Bir yandan omzumu tutuyor bir yandan da içerde olmamaları için dua ediyordum. Görüş alanıma sarı saçların girmesiyle derin bir nefes vererek yanlarına koştum ve sıkıca sarıldım. Sarılınca çıkan acıyla dişlerimi sıktım. "Size bir şey oldu sandım, çok korktum." Furkan sıkıca sarıldıktan sonra alayla gülümsemeye başladı.
"Beni kaybetmekten korkman çok normal değil mi tatlım?" gülümsediğimde Aslı ile Görkem'in de yanına giderek sıkıca sarıldım. O sırada gözüme ilişen Oğuz ile beraber Aslı'dan ayrılarak ağacın yanında tek başına oturan Oğuz'un yanına hızlı adımlarla yürüdüm ve bir adım mesafe bırakarak karşısında durdum. Beni fark etmiş olacak ki kafasını kaldırdı. Gözlerimiz denk geldiğinde ondan kaçırarak ayaklarıma bakmaya başladım ve kısık çıkan sesimle ekledim. "Teşekkür ederim."
Favori karakteriniz kim?
-Yıldız
-Aslı
-Furkan
-Görkem
-Oğuz
-Asya
-Serkay
-Can