Yıldızlar rüzgarın ahengine kapılmış vakarla ezgisini dinlerken gece tüm ihtişamıyla gökyüzünü süslüyordu. Her bir nokta birer bilye tanesi gibi etrafa saçılmıştı. Ay tüm asaletiyle tepede ışıl ışıl parlıyordu. Bu esnada ürkütücü bir his etrafını sardı. Artık yürümeye takati kalmadığında bir yere oturma ihtiyacı hissetti. Yorulmuştu. Acı bir yorgunluk üstüne çökmüştü. Evin önüne vardığında elleri anahtarını bulmak için karış karış çantasını talan ediyordu. Güç bela metal bir soğukluk hissettiğinde omzuyla kapı pervazına dayandı, anahtarı yuvasına yerleştirdi, iki defa çevirdi. Ardı sıra klik sesini duyduğunda kapıyı açtı. Şimdi loş bir ışık pencereden odaya süzülüyordu. Yeterli gelmedi, elleri duvarda ışığı açmak için rastgele bir mücadeleye girdi. Bugün her şey ona amansız bir ızdırap veriyordu. Yaşam, ona her zaman tatlı gelen bu yaşam şimdi ona acı ve ağır geliyordu. Babasını düşündü, dizlerini bir titreme aldı. Zorla birkaç adım attı, köşedeki sofaya oturdu. Sırtını duvara yasladığında yine soğuk bir ürperti bedenini sarmalamıştı. Fakat zihni yanıyordu, tıpkı bir kömürün ağır ağır yanıp sönmesi gibi, bir maden işçisinin aldığı sayılı nefesler gibi sanki babasının hâletiruhiyesi şimdi kendisine sirayet etmişti. Onu anlamak şimdi korkunç bir hayal... Artık mürde babasının gerçeklik düşüncesi, zihninde bir şeylerin zangır zangır titremesine oradan da bu efkârın tüm uzuvlarına yayılmasına sebebiyet veriyordu. Zamanında bu ebleh hallerine bir çeki düzen verseydi, ah keşke yapsaydı! Fakat ne çare? Başa sarabilir miydi? Tüm yaşanmışlıkları bir çırpıda silip atabilir miydi? Pişmanlıktan nasıl da kıvranıyordu! Babasını hiç kavrayamamıştı, onun kendisinin üzerine serdiği gölgesini ve ne kadar dirayetli olduğunu neden şimdiye kadar sezememişti? Aralarındaki bu duvar neydi? Onun kıymetini anlamak için yokluğunu görmek mi gerekiyordu? Düşündü. Tüm bu ahval içerisinde babasıyla geçirdiği zamanları hatırlamaya çalıştı. Bazı anlar, şefkatin ve samimiyetin etraflarını sardığı zamanlar vardı. Fakat ne çıkardı? Zihnini bir uğultu sardı. Şimdi sanki salt kömürün kokusunu duyumsuyor, birbirinin üzerine geçmiş yıkıntıların altında babasına ait heyulalar görüyor fakat bu artık çok uzak diyarlarda , nerede olduğu belirsiz buhranlı bir anı. Derin bir nefes çekti, nefesin soluk borusuna takıldığını sandı. Boğazını tırmaladı. Gece, hiç bitmeyecek bir azap gibi uzun ve itaatkârdı. İsyan etmek istedi. Gözlerinden akan yaşlar damla damla yanaklarına yuvarlandı. İşte o an fark etti. Tek istediği babasının karşısında dilediğince ağlamaktı. Sabaha kadar hiçbir şey söylemeden sadece ona bakmak ve ağlamak. Şimdi ağlıyordu hiçbir şey söylemeden, usulca fakat babası yoktu. Sadece gözlerine baktığında bile dilinin ucuna kadar gelip düğüm olan kelimeleri hiçbir şey söylemeden anlayan babası artık yoktu ve hiçbir zaman onun karşısında gözyaşları kuruyana kadar ağlayamayacaktı.
Bölüm 2
Gece Boyunca Izdırap
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.