İçeriğe geç

Yakaza Öyküleri

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Yakaza Öyküleri

Bölüm 1

Dumanlı Kafa

Ilık bir sonbahar gecesinde Ay, gökte sallanırken yıldızlar etrafını çepeçevre sarmıştı. O ise karaca kirpiklerini kırpmadan gözlerinin önündeki bu ziyafete âfiyetle bakmakla meşguldü. Sanki bir daha hiç göremeyecekmiş gibi şöleni son defa seyrediyor, her dem bu güzellikten mahrum kalacakmışçasına bakışlarını zerre kadar ondan ayırmıyordu. Başını geriye yatırdı, sırtını sallanan sandalyesine yasladı. Şimdi yaşananlar hiç yaşanmamış, dünyadaki bu varoluş mücadelesinde tek damla ter dökmemiş gibi bir boş vermişlik vardı üzerinde. Düşündü; Kendisini değil, kendisi olmayanları. İnsanın yaradılışındaki bu letâfeti başka nerede arayabilirdi? Fakat insan nasıl da karmaşık bir mahluk idi öyle? Böylesine bir fıtrat başka hangi canlıya verilmişti de insan kendini bu kadar hakir görmüş olabilirdi? Hilkatinde yüksek bir kavrayış olmasına rağmen nasıl aklı kıt davranabilirdi bu varlık? Merak etti. Yaşamında kendini bildi bileli bunu sorguluyor, ne zaman aklına gelse anlayamamanın verdiği hırçınlık zihnine üşüşüyordu. Yıllar yılı kovaladıkça çevresine olan duyarlılığı hep artmıştı. Şimdiyse dünyasının değiştiğini seziyor, yalnız bir yönde akan bu zamanın ona hangi insanları getireceğini ve o insanların neleri değiştireceğini düşünüyordu. Ama o muayyen hep aynı anlarda kalmak isterdi. Değiştireceğini düşündüğü bir şeylerin olmadığını zannetmek ne büyük bir saadetti! Sadece kendi varlığının dumanlı ve kesif hissi sakinleşmesi için yeterliydi. Zaten hep zamanın akışına boyun eğmemiş miydi? Ne olurdu tek bir an, değeri paha biçilemez olan, sadece bir an’a takılıp kalsaydı? İlerlemeseydi o zaman da şu an’a gelmeseydi. Fakat yaşam devridaim halindeyken zaman akmazsa insan sıkılmaz mı? Yaşam öyle şeye yakışır mıydı? Ona yaşamak denir miydi? Bir zindanın içinde yok olmadan çürüyüp gitmek insana izafe edilir miydi? Öyleyse kafesin içinde hep aynı beslenip bakılmak daha mı iyi, kafesin altın olduğu için? Değilse dışarı çıkıp suyun akışına kulak versen, yaşamının yettiği yere kadar çırptığın o kanatlarla zamanın içinde süzülmenin verdiği o his altın kafese galip gelmez mi? Paha biçilemez anların içinde takılıp kalmak altın kafes ise tüm gücünle gökyüzünde uçmak, sonunun ne olacağını bilmeden akışın yoldaşı olup kanat çırpmak o kafesten de evla değil midir? Öyleyse bildiğin sonu olmayanı mı dilersin yoksa bilmediğin sonu mu? Elbette sen sonu olmayanı dilersin. Lakin yine sen değiştireceğin bir şeylerin olmadığını zannederken değişiyorsun, seni bilmediğin sona götüren işte budur. İnsandan başka hiçbir canlıya verilmeyen bu anlayış insanın budalaca davranmasının sebebidir. Çünkü pek çok düşünceye yelken açan bu kaptan kendini anlamakta, yaşamını idame etmekte tam bir miçodur!

· Artık rüzgarın esintisi yanı başında fısıltılar halinde uğulduyordu, ıslık sesi bir hayli mayıştırmıştı. Gözlerini kapattı, şimdi geceden bağımsız karanlık zihnine perde misali inmişti. Duruldu, demlendi. Ay yavaş yavaş zirvedeki yerini bırakırken o içerisinde yaşadığı tüm zelzeleye karşı bitap düşmüş, yine de zihniyle yaptığı bu münakaşadan muazzam bir ölçüde zevk almış bir halde eskisinden daha dinç ve berrak bir duyguyla uykuya dalmadan önce sadece zihninin değil ruhunun da arındığını hissediyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.