#cumartesi
Saat tam 08.30 olmuştu ama hala ortalarda yoktu. Sinirden delirmek üzereydim. İçeri girip ders çalışmaya başladım. Sonuç olarak benim de sınava çalışmaya ihtiyacım vardı. Kütüphanenin kötü yanı şuydu, en ufak bir ses bile çok kulağa batıyordu. O yüzden her zamanki rutin... Şarkı dinlemek. Kulaklığımı aramaya başladım. Masanın üzerine daha az önce koymuştum oysa ki. Sinirden elim ayağım titremeye başladı. Daha sonra bir anda kulağımın kenarında bir fısıltı duydum, "Daha sakin olmalısın". Bu sesi duyunca daha da sinirlendim. Çünkü Çınar bu fısıltıdan sonra kulaklığımı gözümün önünde sallamaya başlamıştı. Kısık sesle bir kahkaha attı. Eşyalarımı toplayıp "Dışarı çık" dedim kulağına. Ne olduğunu anlamadı ama gayet açıktı aslında. Kütüphane için fazla rahatsız ediciydi. Ona bir cafede çalışmayı teklif ettim. Saat daha erkendi.
—Neden kütüphanede çalışmıyoruz?
—Çünkü sen orada çalışamazsın. Seninle uğraşamam. Cafede atarsın kahkahalarını ama benim kütüphanemden uzak dur.
—Hey hey hey! Sakin olsana biraz. Ne bu gerginlik.
—Gergin falan değilim lütfen artık şu ders saçmalığı bitsin bir an önce.
—Benden bu kadar çok kurtulmak istiyorsan çok bir zamanın kalmadı. Kurtulursun bu akşama ama bence bana bir şans vermelisin.
—Ne şansı be!? Ne diyorsun sen?!
—Sakin! Sadece... Arkadaş oluruz belki diye düşündüm.
—Neden ben?
—Bilmiyorum. Neyse benim bildiğim güzel bir yer var hadi gidelim.
Benimle arkadaş olmak istemek mi? Evet kesinlikle benden hoşlanıyor. Aslında fena çocuk da değil yani. Biraz sakin kalıp flört mü etsem ki? Becerebilirsem neden olmasın? Evet karar verdim. Onun arkadaşlık için - ki hoşlandığı çok belli şu saatten sonra - istediği şansı kabul ettiğimi söyleyeceğim ona ders çıkışı. Yol boyunca susmak bilmedi. Tüm hayatını anlattı resmen. Neden bilmiyorum ama bu şekilde çok konuşup tüm özelini düşüncesizce yeni tanıştığı birine bir çırpıdan anlatan insanlara çok acıyorum. Bence büyük bir sorundu bu onun adına ama beni ilgilendirmez. Bu onun sorunu...
Sonunda cafeye varmıştık. Çıkardığım notları vs. hepsini masanın üzerine koydum. Çalışmaya başladık. Düşündüğümden daha berbattı. Hiçbir şey bilmiyordu. Hiç mi ders dinlemedin be çocuk... Konuyu anlatırken gözlerini benden ayırmadı. Daha önce hiç bu kadar iyi dinlememiş bile olabilirim. Beni dinlerken bazen dalıyordu ama toparlanması zor olmuyordu. Onunla vakit geçirmek hoşuma gitmişti tuhaf bir şekilde.
—Sonunda gülmeye başladın.
—Efendim?
—Sonunda diyorum, gülmeye başladın. Aslında güzel bir gülüşün var gülmek sanki yasakmış gibi surat asıp duruyorsun.
—Tekrar sinirlenmemi ister misin?
—Aman aman kalsın. Böyle gayet iyi.
—Hahhahahha.
Gözlerinin içine bakarak son bir kez daha güldüm çünkü gitme vakti gelmişti. Oldukça verimli geçmişti benim için ders. Onun için de öyle olsa gerek çünkü yüzü gülüyordu.
—Nasıl güzel anlattım mı?
— Oldukça...
Tam gitmek için vedalaşıyorduk ki...