Barın kapısı açıldı.
Azelin içeri girerken etrafa hızlıca baktı.
Kavin onun yanında yürüyordu.
Azelin hafifçe gülümsedi.
“Sonunda.”
Kavin başını salladı.
“Güzel.”
Azelin ona baktı.
“Bugün çok konuşuyorsun.”
Kavin kısa güldü.
“Sen de çok fark ediyorsun.”
Theo onları görünce el salladı.
“Hoş geldiniz!”
Yuna gülerek bağırdı.
“Buraya gelin!”
Azelin masaya gitmedi.
Durdu.
Ön tarafa baktı.
“Şurada oturalım.”
Kavin baktı.
“Tam arkasında biri var.”
Azelin başını salladı.
“Biliyorum.”
Kavin omuz silkti.
“Tamam o zaman.”
İkisi arka masaya geçti.
Sıradan biri gibi oturdular.
Kavin sandalyeye yaslandı.
“Burayı sevdim aslında.”
Azelin hafif baktı.
“Cidden mi?”
“Evet. Gürültülü ama canlı.”
Azelin küçük bir gülümseme verdi.
“Beklemiyordum senden.”
Kavin omuz silkti.
“Ben de kendimden beklemiyordum.”
Öndeki adam hâlâ aynı yerdeydi.
Sessizdi.
Fazla sessiz.
Azelin daha alçak sesle konuştu.
“Dikkat ettin mi?”
Kavin başını hafif çevirdi.
“Evet.”
Azelin gözünü kısmadı bile.
“Buraya ait değil gibi.”
Kavin kısa baktı.
“Katılıyorum.”
Ama panik yoktu.
Sadece dikkat vardı.
Ön masada Theo konuşuyordu.
“Bence fazla büyütüyorsunuz.”
Yuna ona baktı.
“Sen de hep küçültüyorsun.”
Theo güldü.
“Ben dengeliyorum.”
Yuna
"Öff"
"Theo sus artık."
Theo:
"Tamam- sustum.
Yuna güldü.
Azul göz ucuyla arkayı kontrol etti.
Arden ise hiç konuşmadı.
Sadece izliyordu.
Ve o an, kimse fark etmese de, masanın arkasında oturan iki kişi aynı şeyi düşünüyordu: