İçeriğe geç

YAĞMURUN BAŞLANGIÇI

Bölüm 10 · 4 dk okuma

YAĞMURUN BAŞLANGIÇI

Bölüm 10

Bölüm-10

New York'dan dönmüşlerdi ve aradan beş ay geçti.

Beş ay içinde ekip tamamen değişmişti. Görevler büyümüş, riskler artmış, herkes birbirinin nasıl düşündüğünü öğrenmişti. Özellikle Arden ve Azul arasındaki mesafe artık neredeyse tamamen kaybolmuştu. Hâlâ tartışıyorlardı, hâlâ birbirlerine laf atıyorlardı ama artık birbirlerini yarım bakıştan bile anlayabiliyorlardı.

Ama Azul’un kimseye anlatmadığı bir şey vardı.

Geçmişinden gelen biri geri dönmüştü.

Ve bu kez düşman taraftaydı.

Gece yarısına doğru üs normalden daha sessizdi. Nyra ekranların önünde oturmuş sistemleri kontrol ederken bir anda kaşlarını çattı ve sandalyesini öne çekti.

“Bir dakika…”

Theo başını kaldırdı.

“Ne oldu?”

Nyra birkaç tuşa bastıktan sonra ekrana dikkatlice baktı.

“Azul’un konumu hareket ediyor.”

Kevin döndü.

“Görev mi varmış?”

Azelin’in yüzü anında sertleşti.

“Hayır. Olsa bilirdim.”

Kısa bir sessizlik oldu.

Nyra tekrar konuştu.

“Eski liman tarafına gidiyor.”

Theo ayağa kalktı.

“Bir gün de normal davransın şu kız.”

Kavin kaşlarını çattı.

“Tek başına gitmiş.”

Arden’ın çenesi gerildi.

“Harika…”

Azelin kısa bir nefes verdi.

“CD’den gelen izi takip ediyor olmalı.”

Nyra ekrana bakmaya devam etti.

“Konumu sürekli değişiyor. Birileriyle temas halinde olabilir.”

Theo söylenmeye devam etti.

“Bu iş hiç iyi kokmuyor.”

Ama Arden çoktan silahını almıştı.

Kavin arkasından seslendi.

“Bekle, birlikte gideriz.”

Arden dönmeden konuştu.

“Geç kalırsak onu kaybederiz.”

Ve çıktı.

Diğerleride hemen hazırlanmaya başladı..

Eski liman bölgesi geceleri neredeyse tamamen boş kalıyordu. Pas kokusu, rüzgâr ve karanlık her yere yayılmıştı. Azul binanın içine girdiğinde elindeki silah çoktan hazırdı.

Sessizlik hoşuna gitmemişti.

Üst kattan gelen ayak sesiyle bakışları anında yukarı kaydı.

Sonra o sesi duydu.

“Yalnız geleceğini biliyordum.”

Azul’un yüzü bir anda sertleşti.

Gölgelerin arasından çıkan kişiyi görünce silahını daha sıkı tuttu.

Kael.

Eski sevgilisi.

Şimdi ise düşman tarafın en tehlikeli isimlerinden biri.

Kael ona baktığında yüzünde garip bir sakinlik vardı, sanki aradan geçen yıllar hiçbir şeyi değiştirmemiş gibiydi.

“Hâlâ aynı bakıyorsun.”

Azul’un sesi buz gibiydi.

“Hâlâ aynı konuşuyorsun.”

Kael yavaşça yaklaşırken gözlerini ondan ayırmıyordu.

“Beni gerçekten bırakabileceğini mi sandın?”

Azul’un parmağı tetikteydi.

“Buraya konuşmaya gelmedim.”

Kael kısa bir şekilde gülümsedi.

“Belli. Bana ateş etmeye geldin.”

Tam o anda üst katlardan gelen hareket sesleri duyuldu.

Adamları pozisyon alıyordu.

Azul’un bakışları sertleşti.

“Tuzak…”

Kael başını hafif eğdi.

“Yine de geldin.”

Bir anda silah sesleri yankılandı.

Azul refleksle kendini yere attı ve aynı anda karşılık verdi. Kurşunlar metal duvarlara çarpıyor, ses bütün koridoru dolduruyordu.

İki adam daha alt koridora indiğinde Azul geri çekilmek zorunda kaldı. Çıkış kapanıyordu.

Kael onu izliyordu.

Sanki gerçekten vurulmasını istemiyormuş gibi.

Bu, Azul’u daha da sinirlendiriyordu.

Kael tekrar konuştu.

“Başka seçeneğim yoktu.”

Azul anında döndü.

“YALAN.”

Kael’in yüzündeki ifade kısa bir an değişti.

“Azul—”

Azul’un sesi sertleşti.

“SEN DENEMEDİN BİLE.”

Koridordaki hava ağırlaşmıştı.

Kael bir şey söyleyecekti.

Ama tam o anda adamlardan biri paniğe kapılıp silahını kaldırdı.

“Patron dikkat—”

Tetiğe bastı.

Kurşun direkt Azul’a gidiyordu.

Arden hiç düşünmeden önüne geçti.

Kurşun böğrüne saplandı.

Azul’un gözleri büyüdü.

“ARDEN!”

Arden’ın nefesi bir anda kesildi. Eli refleksle yarasına gitti ama düşmemeye çalışıyordu.

Kael’in yüzündeki ifade tamamen değişti.

“BEN KİMSE ATEŞ ETMEYECEK DEMEDİM Mİ?!”

Sesi bütün koridorda yankılandı.

Adamların hepsi bir anda sustu.

Azul hemen Arden’ı tuttu.

“Hayır… hayır…”

Arden zor nefes alıyordu ama yine de gözlerini ondan ayırmamaya çalıştı.

“İyiyim…”

Azul sinirle başını salladı.

“Sus.

"Konuşma.”

Eli Arden’ın yarasına bastığında parmaklarının arasından kan sızıyordu.

Bu görüntü onu gerçekten korkutmuştu.

Kael birkaç adım öne çıktı.

Bakışları direkt Arden’ın üzerindeydi.

Azulun Arden'e karşı bakışlarını farketti ve

Sonra soğuk bir sesle konuştu.

“Bu kim?”

Azul anında ona döndü.

“Seni ilgilendirmez.”

Kael çenesini sıktı.

“Senin yerine kurşun yiyecek kadar önemli birisi gibi duruyor.”

Azul cevap vermedi.

Ama Arden’ın elini daha sıkı tuttu.

Bu bile Kael’e yetmişti.

Arden zor nefes alırken hafifçe başını kaldırdı.

“Tek başına… gelmeyi bırak artık…”

Azul’un gözleri ona döndü.

“Şu an ciddi ciddi bunu mu konuşuyorsun?!”

Arden acıyla nefes verdi ama dudaklarında hâlâ o inatçı ifade vardı.

“Evet…”

Azul’un sesi bu kez daha düşüktü. Daha kırılmıştı.

“Az kalsın ölüyordun…”

Arden ona baktı.

“Senin yerineyse… umurumda değil.”

Azul birkaç saniye hiçbir şey diyemedi.

Çünkü ilk kez biri onun için kendini düşünmeden öne atlamıştı.

İlk kez biri onu kaybetmekten gerçekten korkmuştu.

Tam o anda dışarıdan siren sesleri duyuldu.

Ardından telsiz sesleri geldi.

“Bina kuşatıldı!”

“Arka çıkışı kapatın!”

Theo’nun sesi aşağı kattan yankılandı.

“Buradalar!”

Kevin sert bir sesle bağırdı.

“ÜST KATA ÇIKIN! HEMEN!”

Nyra’nın sesi kulaklıktan geldi.

“Polisler bölgeye ulaştı, üç dakikanız var!”

Ardından Azelin’in sesi duyuldu.

Bu kez normalden daha gergindi.

“Azul!”

Azul hemen kulaklığına dokundu.

“Söyle.”

Azelin kısa bir nefes verdi.

“Oradan çıkmanız lazım. Şimdi.”

Azul Arden’a baktı. Kan hâlâ parmaklarının arasından sızıyordu.

“Arden vuruldu.”

Kulaklığın diğer tarafı bir saniyeliğine sessiz kaldı.

Sonra Azelin daha sert konuştu.

“Azul, beni dinle. Üst kata çıkın. Kavin sizi karşılayacak.”

Kael birkaç dakika boyunca onları izledi.

Özellikle Azul’un Arden’ı bırakmamasını.

Bakışları sertleşti.

“Kim b-?”

Azul direkt ona döndü.

“Kes.”

Kael çenesini sıktı ama bu kez cevap vermedi.

Sadece birkaç saniye boyunca Azul’a baktı.

Sonra sertçe geri çekildi.eliyle işaret yaptı.

“Gidiyoruz.”

Adamları hızla geri çekilmeye başladı.

Azul hâlâ Arden’ı tutuyordu.

Arden nefes almakta zorlanıyordu ama bakışları hâlâ onun üzerindeydi.

“İyi misin…?”

Azul’un sesi bu kez neredeyse fısıltı gibiydi.

“Bana bunu sorma…”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.