Defne, fotoğrafı titreyen elleriyle masanın üzerine bıraktı.
"Anne... Bu fotoğraftaki adam Aras'ın babası, değil mi?"
Annesi gözlerini kapattı.
"Evet."
"O zaman... Bunun benimle ne ilgisi var?"
Annesi derin bir nefes aldı.
"Çünkü yıllardır sakladığım bir gerçek var."
Defne'nin kalbi hızla çarpmaya başladı.
"Gerçek ne?"
Annesinin gözlerinden yaşlar süzüldü.
"Aras... Senin öz ağabeyin."
Defne'nin dünyası bir anda durmuş gibiydi.
"Hayır... Bu imkânsız."
"Doğduğunuzda yaşanan ailevi olaylar yüzünden yollarınız ayrıldı. Size gerçeği söylemeye cesaret edemedim."
Defne'nin gözlerinden yaşlar akıyordu.
"O zaman... Biz..."
"Birbirinizi tanımıyordunuz. Hiçbiriniz bunu bilmiyordunuz."
O sırada kapı çaldı.
Defne kapıyı açtığında karşısında Aras vardı.
Aras, Defne'nin gözlerindeki yaşları görünce endişelendi.
"Ne oldu?"
Defne'nin sesi titriyordu.
"Her şeyi öğrendim..."
Aras şaşkınlıkla ona baktı.
"Neyi?"
Defne tek bir cümle kurabildi.
"Sen... Benim ağabeyimsin."
Aras'ın yüzündeki ifade donup kaldı.
İkisi de yıllardır aradıkları gerçeği bulmuştu.
Fakat bu gerçek, aralarındaki romantik duyguların yanlış bir temele dayandığını ortaya çıkarmıştı. O andan itibaren ilişkileri, birbirini yeni bulmuş iki kardeş olarak yeniden şekillenmek zorundaydı.
Yağmur yeniden başlamıştı; ama bu kez, onları aynı şemsiyenin altında sevgili olarak değil, yıllar sonra kavuşan iki kardeş olarak bir araya getiriyordu.
