İçeriğe geç

Yağmurda Kalan

Bölüm 40 · 3 dk okuma

Yağmurda Kalan

Bölüm 40

40. Bölüm

Arya kuaförden çıktıktan sonra hava hafif serinlemişti. Yeni kesilen saçlarının uçları rüzgârla birlikte savrulurken, hafif bir tebessüm vardı yüzünde. İçindeki o boğucu his bir nebze dağılmıştı. Adımlarını yavaşça kaldırıyor, bedenindeki ağrıyı bastırmaya çalışıyordu. Kuaföre yalnız gitmişti ama yalnız dönmüyordu – en azından zihninde artık biraz daha kendine dönüyordu. Tam caddeyi geçmek üzereydi ki, bir köşede yere çömelmiş bir çocuk dikkatini çekti. Yaşça çok küçük, belki beş ya da altı… Elleriyle gözlerini kapatmış, arada bir burnunu çekerek ağlıyordu. Üzerindeki mont kirli ve yırtıktı. Kimse çocuğa dönüp bakmıyor, herkes kendi yolunda yürüyordu. Arya’nın kalbi sıkıştı. Gözleri çocuğa takıldı. Bir an tereddüt etti. Sonra hemen yanına yaklaştı, dizlerinin üzerine çöktü. Hafif bir sesle: Arya: "Hey... Merhaba. Ne oldu? Neden ağlıyorsun?" Çocuk, başını kaldırıp göz göze geldi Arya’yla. Gözleri yaşla doluydu, korku ve şaşkınlık vardı bakışlarında. Dudakları titredi, sonra neredeyse fısıldar gibi konuştu: Çocuk: "Annem kayboldu... Az önce buradaydı. Elimi bırakma dedi ama bıraktı işte... Gitti..." Arya yutkundu. Bu sahne ona kendi çocukluğunu anımsatmıştı. Kayıp, korku, terk edilme hissi... Gözlerinde bir an için geçmişten bir gölge belirdi. Sonra hemen kendini toparladı. Arya: "Tamam... Tamam, buradayım. Merak etme. Adın ne senin?" Çocuk: "Yusuf." Arya (yumuşak bir sesle): "Güzel bir ismin var Yusuf. Şimdi birlikte anneni bulacağız, olur mu? Ama önce derin bir nefes al. Korkmana gerek yok. Ben seni bırakmayacağım." Çocuk, Arya’nın elini tuttu. Küçücük parmakları Arya’nın yorgun ama güçlü ellerine sarıldı. Arya ayağa kalktı, Yusuf’un başını okşayarak dikkatlice etrafa bakındı. Kalabalığın içinde panikle sağa sola bakan bir kadın dikkatini çekti. Kadın birini arıyor gibiydi. Arya Yusuf’un elini sıkıca tuttu ve kadına doğru yürüdü. Arya: "Yusuf, annen şu kadın olabilir mi?" Çocuk, gözlerini açtı, birden sevinçle bağırdı: "Anneee!" Kadın, çocuğunu görünce koşarak geldi. Arya bir adım geri çekildi. Anne çocuğuna sarılırken gözyaşlarını tutamıyordu. Anne: "Allah razı olsun sizden... Gözümü bir saniye ayırdım, elim kaydı, sonra... sonra kayboldu sandım..." Arya (gülümseyerek): "Önemli değil. Artık güvende." Anne Arya’ya teşekkür ettikten sonra uzaklaştı. Arya bir an durdu. Karan’ın sesi yankılandı zihninde: “Sen çok daha güçlüsün sandığından...” Evet. Haklıydı. Arya artık sadece iyileşen biri değil, başkalarının da yolu aydınlatan biriydi. İçinde bir şey, sanki minik bir umut çiçeği filizlenmişti o an. Adımlarını yeniden kaldırdı. Bu sefer daha hafif, daha kararlı... ---

Arya evin kapısını yavaşça açtı. İçeri girdiğinde evi saran sessizlik ona huzur verdi. Her adımında ayak bileğinde hafif bir sızı vardı ama bunu umursamıyordu. Aynaya baktı; saçları yumuşakça omuzlarından beline doğru akıyordu. Uçlar artık eşit, dalgalar hafifçe kıvrıktı. Kendini yeniden bir parça güzel hissetmişti. Kendisi gibi. Arya gibi. Birkaç dakika sonra kapı çaldı. Açtığında, Karan’ın yüzünde sıcacık bir gülümseme vardı. Elinde küçük bir paketle gelmişti. Arya’nın yüzüne bakınca hafifçe başını yana eğdi. Karan: "Aşkım... Saçların çok güzel olmuş." Arya gözlerini kaçırdı, utanarak hafifçe gülümsedi. Karan (yaklaşıp saçlarına dokunarak): "Bak demedim mi sana? O adam mahvetmişti. Belindeydi saçların… şimdi biraz daha yukarıda, bel boşluğunun orada duruyor… ama daha sağlıklı, daha şekilli, daha... sen gibi. Gerçekten çok güzel olmuşsun." Arya (sessizce): "Teşekkür ederim... Orada küçük bir çocukla karşılaştım. Annesini kaybetmişti." Karan başını salladı. Arya'nın yalnız başına o anı yaşayıp yine de güçlü kaldığını görmek, içindeki hayranlığı artırmıştı. Karan paketini Arya’ya uzattı. İçinde minik, gümüş bir toka vardı. İnce, zarif. Arya tokayı eline aldığında yüzü yumuşadı. Arya: "Bunu neden aldın?" Karan: "Çünkü sen, en küçük ayrıntılarda bile güzelliği taşıyorsun. Sadece biraz ışık gerek. O ışığı da... senin gözlerin zaten taşıyor." Aralarında sessizlik oldu bir an. Ama o sessizlik rahatsız edici değil, sıcak ve derindi. Göz göze geldiklerinde, ilk defa sözsüz bir şey oluştu. İkisi de farkındaydı. Duygular yalınlaşıyordu artık. Aşk süslü cümlelerle değil, sessiz bakışlarla kendini göstermeye başlamıştı. Güvenin içinde bir huzur vardı, dokunuşların içinde bir aitlik. Karan, Arya’nın elini tuttu. Elini öptü hafifçe, sonra: Karan: "İyi ki varsın." Arya cevap vermedi. Sadece gözlerini kapatıp başını Karan’ın omzuna yasladı. Bu kez kelimelere ihtiyaç yoktu. Sadece kalp atışlarının birbirine karışması yeterliydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.