İçeriğe geç

Yağmurda Kalan

Bölüm 4 · 2 dk okuma

Yağmurda Kalan

Bölüm 4

4. Bölüm

Karan, gözlerini yoldan ayıramıyordu ama aklı hâlâ Arya’nın sözlerinde takılıydı. > “Alışığım yalnız kalmaya…” Bir cümle, bin yara gibi. İçinde büyüyen tanıdıklık hissi artık sadece şüphe değil, bir tür inanç halini almıştı. Yıllar önce, o gece... Hafızasında bir kıvılcım çaktı. Karan, o zamanlar 18’inde bile değildi. Geceleri işe gidip gelirken o tenha sokaktan geçerdi. Bir gece... sırılsıklam olmuş, nefes nefese kaçan biri geçmişti yanından. Sadece birkaç saniyeliğine görebilmişti o yüzü. Karan tam arkasından koşacak olmuş ama kız bir sokağa sapmış, izini kaybettirmişti. Ama aklında kalan bir şey vardı: boynundaki iz. Kırık bir yıldız gibi… o yara izi. Şimdi yan koltukta oturan bu kızın boynunda da aynı iz vardı. “O sen misin?” dedi içinden. Ama sesli sormadı. Henüz zamanı değildi. --- Arya, camdan dışarı bakıyordu. Gözyaşları durmuştu ama gözleri hâlâ nemliydi. Karan’ın içindeki sessizlikten rahatsız oldu. Sanki bir şey demesini bekliyordu ama aynı zamanda hiçbir şey duymak da istemiyordu. “Beni nereye götürüyorsun?” dedi sonunda. Karan: “Önce bir doktora. Sonra… nereye istersen.” Arya: “Ben… istemiyorum. Kimseyle daha fazla yüzleşemem. Gitmem gereken bir yer yok.” Karan: “Peki o zaman. O zamana kadar benimle kalırsın. İyileşene kadar.” Arya gözlerini devirdi, ama bunu görmesin diye yüzünü başka yana çevirdi. Yorgundu. Tükenmişti. Ama bir şey vardı Karan’ın sesinde… huzur gibi. Arya (kendi kendine): > “Beni neden bırakmıyorsun? Neden herkes gibi gitmiyorsun?” Ama cevap alamadı. Çünkü bu soruları sesli sormaya cesareti yoktu. Arabanın içinde hâlâ yağmurun ritmi çalıyordu. Sessizlik, artık daha huzurlu bir hâl almıştı. Arya, başını cama yaslamış, gözlerini kapatmıştı. Ama bir anda konuştu: Arya: “Peki senin işin ne?” Karan göz ucuyla ona baktı. Bu, Arya’dan gelen ilk ‘normal’ soruydu belki de. Karan (hafif tebessümle): “Doktorum ben. Cerrah.” Arya gözlerini açtı, hafif şaşkınlıkla başını ona çevirdi. Arya: “Cerrah mı? Yani… kesiyorsun, dikiyorsun falan?” Karan (gülerek): “Evet. Ama genelde hayat kurtarıyorum, öyle diyelim.” Arya, birkaç saniye sustu. Sonra kafasını tekrar cama yasladı. Dudaklarının ucuna minik bir gülümseme oturdu. Arya: “Senin neyin eksikti de beni topladın, doktor bey?” Karan bu kez ciddileşti. Gözleri yola çevriliydi ama sesi yumuşaktı: Karan: “Bazı insanlar… eksik olduğumuzu hissettirir. Sen de onlardan birisin belki.” Arya'nın yutkunduğu duyuldu. Bu cümle fazla dokunmuştu. Ama toparladı kendini, sesini düzleştirdi. Karan: “Peki ya sen? Senin işin ne?” Arya, bir an tereddüt etti. Sonra gülümsedi ama bu gülümsemede biraz hüzün vardı. Arya: “Öğretmenim ben.” Karan (şaşkın): “Gerçekten mi? Ne öğretiyorsun?” Arya: “Ana sınıfı. Küçük insanlara büyük şeyler öğretiyorum.” Karan, Arya’ya bu kez farklı bir gözle baktı. Yorgun ama nazik… parçalanmış ama hâlâ başkalarına yol gösterebilen biri. Karan (hafifçe): “Demek küçücük çocuklara sabrı öğretecek kadar güçlüsün ama kendi hayatında yalnızlığa alışmışsın, öyle mi?” Arya cevap vermedi. Sadece dışarıya bakmaya devam etti. Ama o an… Karan'ın gözlerinde, bir öğretmene âşık olan küçük bir çocuk gibi parlayan bir şey vardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.