Arya, keserken dönüp Karan’a sordu: Arya: > “Peki senin var mı çocuk hastanede? Yani… bir hastanede tedavi ettiğin çocuk?” Karan hafifçe gülümseyerek yanıt verdi: Karan: > “Var, var. Bir tane erkek çocuğu… 10 yaşında. Çok tatlı bir çocuk. Uzun süren bir tedaviden geçti ama sonunda iyileşti. Beni görünce gülümseyip ‘Doktor abi, seni unutmam’ dedi.” Arya, o cümleyi duyunca gözleri parladı: Arya: > “Ne güzel… İnsan böyle şeyler duyunca insanın içi ısınıyor gerçekten.” Karan başını salladı, gözlerinde hafif bir gurur ve şefkat vardı: Karan: > “Evet… İşte insanın en güzel ödülü bu. İyileşen bir çocuk, hayatına dokunabildiğini bilmek.” Arya hafifçe gülümsedi, mutfağın sıcaklığına biraz daha anlam katmıştı bu sohbet.
Mutfağın sıcaklığı, yemek kokuları arasında birlikte hazırlayıp yedikleri yemekler sona ermişti. Arya tabağını bitirirken hafifçe rahatlamıştı. İçinden geçiyordu: Arya (içinden): > "Oh, bugün şu belimdeki izi neredeyse unuttum. Buz koymuyor bile..." Karan, Arya’nın bu rahatlamasını fark etti ve hafifçe gülümsedi. Karan: > “Yarın hastaneye gel. Orada beline bakalım, belki MR çektiririz. Daha iyi olur.” Arya biraz duraksadı, sonra hafifçe başını salladı. Arya: > “Yok gerek yok ya. Zaten eskiden olmuş bir şey işte. Sen de biliyorsun, sen hissetmeseydin ve bakmasaydın ben umursamıyordum artık.” Karan omuz silkti, hafif bir tebessümle karşılık verdi. Karan: > “Tamam o zaman. Ben de evde bakmaya devam ederim. Ama unutma, ben buradayım.” Arya gülümsedi, içten bir teşekkürle karşılık verdi ve mutfağın hafif sıcaklığı içinde biraz daha rahatladı.