(Yağmur)
Yaramın üzerine beşinci defa sardığım sargı bezine baktım. Bugün askeriyenin etrafında 10 tur koşacağım gündü. Ama o sorun değildi. Bugün kesin yaram açılacaktı. Buna emindim. Ama gene de koşacaktım. Biraz daha sardıktan sonra bu kadar sarmanın yeterli olacağında karar kıldım. Tamamen siyah giyindikten sonra askeriyenin yolunu tuttum. Askeriye vardığım zaman benim tim idmandaydı. Bu biraz sorun olabilirdi. Albayın yanına gitmeme gerek yoktu. Timim idmanda olduğu için koştum dersem inanmazsa time sorardı. Başlıyacağım noktaya gittikten sonra. Üçten geriye saymaya başladım. “ 3 2 1” Başladım.
Revirde
Karnım ağrıyordu. Yaranın açılacağını bilmeme rağmen koşmamın sonucuydu. Yanına hemşere gelmişti. “Kanaman durdu. Çıkailirsiniz.” Dedi. Yara tekrardan açıldığı için iznim uzayacaktı. Keşke iznimin bitmesini bekleseydim. Revirden çıktandan sonra albayın odasının yolunu tuttum. Yolda kendi timimi ve 2 başka tim görmüştüm benim timimin başında Hakan vardı. Benim timi sahiplenmesini istemiyordum. Albayın odasına gitmekten vazgeçip Hakan’ın yanına geldim. Olabildiğince sessiz gitmeye çalışmıştım ve başarmıştım da hemen arkasında olmama rağmen fark etmemişti. Hala arkasındayken birden bağırdım. “Günaydın asker” sesimi duyan timim hazır ola geçerken Hakan ise ürpermişti. Hakanın yanında yerimi aldığımda sordum. “nasılsın kıdemli üsteğmen.” Dediğimde “Sağ olun komutanım.” Diye cevap vermişti. Daha soru sormama gerek yoktu. En sonki operasyonda Göktuğ’un yaptığı hata için ceza vermem gerekiyordu. “Göktuğ diye bağırınca cezanın başlayacağını anladığında sakin ama bir o kadarda hızlı adımlarla yanıma geldi. “İtman haricinde 50 şınav ve 100 mekik çekiceksin” dediğimde gülümsediğini gördüm. Normel şartlarda daha zor cezalar veriyordum. Ama bu operasyonda tek o hata yapmamıştı. Sinem ve Anıl da hata yapmıştı fakat Göktuğ’a göre daha az yapmışlardı. Eğer Göktuğ’un hatasını fark etmeseydik büyük ihtimalle şehit olmuştuk. Göktuğ bende izin alıp itmana devam etmeye gitmişti. Bende tam albayın odasına gitmek için arkamı döndüğümde bana hayranlıkla bakan bir asker görmeyi beklemiyordum. Ona baktığımı fark eden Hakan tekrar ifadesizleşti. Yanında geçip albayın odasının yolunu tuttum. Albayın kapısını tıklattığım halde içeriden ses gelmeyince kapıyı yavaşça açtım. Albay içeride yoktu. Başka zaman uğrayacaktım. Arkamı dönüp askeriyenin çıkışına yürümeye başladım. Tam askeriyeden çıkarken askerlerin içeri birini sokmaya çalıştıklarını gördüm. Yanlarına doğru giderken sokmaya çalıştıkları kişinin uzun zamandır aranan bir terorist olduğunu gördüm. Askeriyen çıkmaktan vazgeçip askerlerin yanına doğru ilerlemeye başladım. Yanlarına vardığımı fark eden bir asker bana doğru dönünce “İşkencemi yoksa sadece sorgu mu?” diye sordum. Bana dönen asker “işkence” diyince aradığım aksiyonu bulduğumu hissettim. Askerler teroristti içeri sokarken yavaş ama heyecanlı adımlarla askerlerin peşinden ilerledim. Teroristti sandalyeye bağladıklarında işkenceyi yapabilmek içi izin istedim. Askerler başta reddetseler de ben zorlayınca en sonunda kabul ettiler. Teroristin siciline hızlaca göz gezdirdim. Sicilinde yazan şeyleri söylemesi lazımdı. Teroristin yanına vardığımda beni fark etti ve kahkaha atmaya başladı. Kadın olduğum için küçümsüyor olabilirdi ama kadın olmak güçsüz olamak değildi. Sakin adımlarla teroriste yaklaşıp konuşmaya başladım “Merhaba Bilal Güler bugün sana neler yapalım?” dediğimde gülüşü yüzünde asılı kaldı. “Aslında ilk önce hafif bir dayak olabilir böyle 3-5 kemiğinin kırılacağı türden sence nasıl olur?” Bilal’e baktığımda gözlerine korkunun hafiften geldiğini görünce dudaklarımdan kıkırtı kaçmıştı. Yavaş adımlarla yaklaşıp çok sert olmayacak çeşitte gözüne vurdum. Çok güçlü vurmadığım halde sandalye geriye düşmüştü. Sandalye yüzünden zorlanacaktım. Sandalyeyi kaldırdığım an karnına tekme attım. Bu sefer sandalye tekrar düştü. Sandalye canımı sıkmaya başlamıştı. Sandalyeyi kaldırmaktan vaz geçip masanın üzerindeki küçük bıçaklardan birini alıp adama doğru ilerledim. Kafasını iki kez artarda yere vurunca kafası kanamaya başlamıştı ama pek sorun olmazdı. Elimdeki küçük bıçakla koluyla oynamaya başladım. Kolunu hafif hafif kesiyordu. Ama çok acı çekmiyordu. Bıçağı aynı şekilde hafif hafif kolunu keserken aynı yerde oyalandığım için acı katlanıyordu. En sonunda sıkılmıştım. Ayağa kalktım kalkarken sandalyeyi de kaldırdım. Ağzındaki bezi yavaşça çıkardım. Bilal’in gözlerine bakarken konuşmaya başladı. “Birsürü Türk askeri öldürdüm, vatanıma ihanet ettim.” Diyerek baştan sona saymıştı listede olanları. İşim bitmişti. Odadan tam çıkacakken Bilal’in arkamdan bağırdığını duydum. “Asker kardeşim beni kurtaracak.” Onu umursamadan odadan çıktığımda bizi izleyen askerlerin bazıları hayranlıkla bazıları şaşkınlıkla bana bakıyorlardı. Adamı konuşturacağımı düşünmüyor olmaydılar. Onları umursamayıp dışarı çıkarken Hakan’ın koşarak buraya geldiğini gördüm onu görmemiş gibi yapıp yanında geçecekken “Komutanım iyi misiniz?” sorduğu soru beni şaşırtmıştı. Az önceki askerler benim için yardım mı çağırmıştı. Belki de Bilal’i öldüreceğimi sanmıştılar. Sorusuna cevap vermeden yanında geçerek ilerleyecekken kolumdan tutmuştu. Bir şey yaparken engellenmeyi sevmezdim. İstersem yapardım istemezsem yapmazdım. Kolunu hızlı bir manevrayla çevirip Hakan’ı yere düşürdüm. Sakin haraketlerle ayağa kalkıp askeriyede çıktım.