İçeriğe geç

Yağmur Aşkı Fısıldıyor

Bölüm 2 · 16 dk okuma

Yağmur Aşkı Fısıldıyor

Bölüm 2

1. Bölüm " Yüreğimde ki izin şimdi kül "

Yeni kurgumun ilk bölümü ile sizlerleyim. Çok heyecanlıyım.

Ben yazarken çok sevdim, umarım sizde okurken seversiniz.

Çok benimsediği karakterler var...

Daha önce aşk her ihanettir affeder sözünü unutarak başlayın derim.

Ben kilişelerden hoşlanmam ve gereksiz uzatmalarda da.

Çok uzun soluklu bir kurgu değil.

Fakat bitirince sizde derin bir iz bırakacağına eminim.

Çok uzatmadan sizi ilk bölümle başbaşa bırakıyorum canlarım

Seviliyorsunuz bunu unutmayın 🖤

Buraya bir kalp alayım

1. Bölüm

"Yüreğimde Ki İzin Şimdi Kül"

Bölüm şarkıları

"Yağmurlar aşkı fısıldıyor sevgilim duyuyormusun?"

O hikaye bitti. O adam gitti. O kadın kaldı sadece. O hikayenin günahı onun sırtına kaldı. Çünkü bazı adamlar vardır sevgiyi yürekte yük bilir o yüzden sırtında yaşıyamazlar acısını.

O zaman Sevgi bazen yük olur sırtına dedi kadın...

Yıllar geçmişin sayfalarını yanlış mürekkebe batırdı. Yazılan aşk sözlerinin üstü karalandı. Mürekkep yanlış cümlelerin hedefi oldu. Ve aşk vuruldu...

Aşkın oku en masuma saplandı. Aşk değildi suçlu. Aşığım diyendedeydi suç. Aşk katil olmayacak kadar yürekliyken. Aşık olabiliyor katil coğu zaman. Katil insandır duygular bahane ...

Savaşlara göğüs germek gerekir. Eğer düşman yüreğinse de. Bazan cebhede savaştığın düşman senin katil yüreğinin ta kendisi olur. Bazan sadece seni duyguların öldürür, tek bir kurşuna gerek kalmadan.

Sesizlik hakim şimdi odamda. Camın pervasına çarpan yağmur damlalarını izliyorum.

Gözlerimde ölmüş kadının ruhu can çekişiyor. Göz altlarımda mor halkalar oluşmuş.

Sesizliğe mahkumum son beş yılda yaptığım gibi

Hafiften yağmur yağmaya başladı.

Yağmurları çok severdim belkide adımdan dolayı. Benim iki adım var Yağmur Masal. Anneme göre bir yağmur damlasıyım insana huzur veren . Babama göre ise anlatılan en güzel Masalım.

Ben bundan ibaretim. Hep mutluluk vaat eder benim bütün sözlerim..

Acıya dair bildiğim tek şey küçükken düştüğümde acıyan dizimdi...

Şimdi o cümlenin enkazından o kelimenin ağırlığı ile ölüyorum...

Onu uzun bir satırda anlatım kendime defalarca.

Gidişinin izi yüreğimde saklı. Vedasının busesi dudağımda kaldı...

Bir kadını bıraktın karanlığın dibine

Bir kadını bıraktın acının içine, derin bir izin sızısında.

Bir kadın bıraktın ölümün kollarına.

Sen kanadını kırdın aşkın sana uçarken en masum haliyle.

Uçurumları seversin sen beni itterken gördüm.

Beni kendi masalından kovdun

Oysa ben senin için yazmıştım koca bir masal...

Bazı adamlar yazılmaya değmez adı sevgiyle...

İşte sen o adamlardandın

Ama ben adını soluma yazdım defalarca, silinmesin diye kanatım her gün...

Seni unutturan kelimelere düşman oldum.

Dokunuşun yalan olsada inandım gitti aşkına bir zamanlar.

Ben beni sevmeyene tutuldum.

Sesizce akıttım gözyaşlarımı bir vefasız yıllarca

Aşka yenilen kadınların sesi kısık olur.

Ruhunda bir deprem olduğundan bi haber...

Karanlık çöktü gündüzlere. Aşk fısıldadı zamana artık veda zamanı

Oysa ben daha kokusunu unuttamadığım birini zamana bırakmazdım. Aklım bıraksa yüreğim bırakmaz.

"Beni kendime rezil eden kalbimi hiç sevmedim senden sonra. " diye fısıldadım boş odaya. Yağmur şiddetini artırdı . Şimşekler çakıyor, oda aydınlanıyor. Boş gözlerle camdan dışarıya bakıyorum.

Ellerimle oynamaya başladım bir süre. Telefonuma gelen mesaj sesiyle bakışlarımı ellerimden çekip telefonuma döndüm, uzanıp masada duran telefonumu aldım. Açma düğmesini açıp ekrana baktım. Mesaj Işıl 'dandı

" Masal birazdan gelecem bi şeye ihtiyacın var mı?" diye yazmıştı. Hayatımda uzun zamandır.

Duyduğum ve aşına olduğum sözler bunlardı.

İyi misin masal? Bi şeye ihtiyacın var mı?

Vardı benim bir şeye çok ihtiyacım var ama o artık benim değil.

Kalbinde ama senin değil. Aklında ama dokunamıyorsun. Rüyalarında ama sarılamıyorsun.

Burası bir hastane odası. Burada ölmüş bir kadının mezarı var. Bedeni ayakta ruhu ölmüş...

Tuşlara basarak klasik yalanımı yazıp telefonu yanıma bıraktım. Aynen söyle yazdım.

" İyiyim. Bir şeye ihtiyacım yok. Sadece gelirken Büşra 'da ki kitabı mı getirebilir misin?"

Derin bir nefes aldım ellerimle saçlarımı düzeltirken sonra yağan yağmura sırtımı döndüm.

Yorganı kafama kadar çekip kurtulmak istiyordum.

Ben Yağmur değilim artık. Uzun zamandır yağmur olmayı bıraktım. Masal olmayı tercih ettim. Varlığı billinen doğruluğu kanıtlanmayan o masal 'lım işte. Aynı benim gibi yaşayıp yaşamadığı belli değil.

Masalara mutlu son koymuşlar. Çocuklar inansın diye. Büyükler inandı ama...

Sesiz geçen bir kaç dakikanın arkında yorganı hızla kafamdan çektim. Evet çok hasta olabilirim ama ben güçsüz bir kadın değilim! Gözle görünmeyen bir duygu için ölecek değilim. Bu sözleri söyleyen mantık tarafım sustu ve zaten göremediğin için değil mi bu acılar? Hissedemediğin için değil mi bu efkar?

Ben kendime yeniğim zaten. Ama gururuma asla!

Gün gelecek gitmez dediğin her sevgili gidecek

Geçmez dediğin her acı geçecek. Bitmez dediğin her sevgi bitecek. Ama gurunun geçecek bir şey değil. Kendini ez ama gurunu asla. Gurursuz bir aşk. Ölmüş bir çiçek gibidir. Ne kadar su verirsen ver ölmüş ölmüştür.

Beyaz yorganı kenara çekip, ayaklarımı yavaşca yataktan sarkıtım. Bir süre başımın ağrısının geçmesini bekledim. Sonra ayaklarımı soğuk zeminler buluşturdum. İlk önce bir ürperdim sonra alıştım. Tıpkı hayat gibi acıya ilk ayak bastığımızda yüreğimiz sökülüyor sanıyorduk ya. Sonra zaman dedikleri şey üstümüzden geçti ve biz alıştık. Küçük adımlarla ilerlemeye başladım odanın içinde. Tuvaletin kapısını önüne gelip durdum. Kulpu aşayıya çekip açtıktan sonra kendimi içeriye attım. Musluğu açıp soğuk su ile yüzümü yıkadım. Başımı kaldırıp aynaya baktığımda. Gözüme çarpan ilk şey uzun ve siyah saçlarım dağılmış ve kabarmıştı. Kolumda duran beyaz lastik tokamla gelişi güzel bir şekilde bağladıktan sonra tekrar aynaya döndüm, az önceye nazaren daha iyi görünüyordum. Göz altımda oluşan morlukları saymazsak iyiydim.

Peçete alıp yüzümü bir güzel kuruladıktan sonra çöpe attım. Ayna ile bakışmaya son verip tuvaletten çıktım. Bu sefer yatağa değil, pencereye doğru yürümeye başladım. Bir kaç adımda ulaştım. Tekli berjerde oturmak yerine camın karşısında ayak dikilmeye başladım. Az önce sağanak şeklinde yağan yağmur şimdi dinmiş. Yollarda küçük göller oluşmuş.

İçimde ki efkar yerli yerindeydi

Ben bir adam sevdim.

Yazın ortasında bana hazan getirdi

Baharda ayaz oldu.

Bahanelerle sonum oldu.

Onun yüreği dikenlere dizili bir yoldu. Güllerini başkalarına sakladığı. Dikenlerini bana vadeden bir caniydi.

Ve ben bunları yanınca gördüm. Çünkü gerçekler canını acıtmayana kadar görmezsin...

Adı dilimde mühürlü kalan adamın Tenine başka koku sindi...

Bu cümlenin enkazıyım ben yıllardır.

İnsanları nefes alırken öldüren tek şey kelimelerin kurduğu acımasız cümlelerdir. Nefes alırsın ama içinde derin bir sızı vardır hep. Oradan acın oluk oluk deşer içini. Bazı kederler insanları hasta eder. Ah keşke ha diyince unurabilseydik bütün kötü adamları. Yüreğimize hiç acımdan deşen bütün acımasızları.

Keşkeler çok tehlikeli bir zehirdir çünkü içinde fazla dozdan pişmanlık vardır.

Parmaklarımı kalbimin üstüne koydum. Ve onun sesine kulak verdim. O varken de aynı şekilde atıyordu. Galiba içinde taşıdığım duygularım paramparça. kalbim değil.

Bir kaç dakika geçmişti ki nefes alıp vermekte güçlük çektiğim için tekli berjere oturdum. Parmaklarımı gögsüme bastırıp derin derin nefesler almaya başladım. Gögüsümde ki şiddetli acının dinmesi altı dakika beş saniye sürdü. O süre zarfı boyunca sadece odanın kapısına baktım. Ölüme adım adım yaklaştığımı hissediyorum. Bir gün ben hale nefes alırken o çıkıp gelir mi bu kapıdan içeriye. Bu imkansız gibi görünüyor çünkü kalbim de onun gidişi gibi yavaş yavaş beni terk ediyor. Onun bile bana acıması yok. Bir insanın kalbi bile onu terk eder mi? Benimki ediyor. Oturduğum berjerden kalkıp küçük adımlarla yatağıma ulaştım. Beyaz yorganı kaldırıp yatağa yavaşça oturdum. Ve yastığımın altında duran siyah kaplı üzerinde saat resmi olan defterimi aldım. Kalemi koyduğum yeri açıp bir sonra ki sayfayı çevirdim. Kalemi sıkıca tutup içimden geçenleri tekrar yazmaya başladım.

22 Eylül 2022

Bu gün bir kere daha anladım. Ölmeye çok yakınım . Bu satırlarda da seni asla affetmeyeceğimi yazacağım için çok üzgünüm.

Kalbimde tamiri mümkün olmayan büyük bir yıkıntı oluşturdun. Bazı adamlar sevmeye değmez sende sevmeye değmiyormuşsun bunu çok geç anladım desem yalan olur. Çok geç biliyorum ama ben hala anlamış değilim seni sevmenin sana değmeyeceğini... Işık bana bir oğlunun olduğunu söylediği günden beri çok kötüyüm. Oysa bizim seninle bir kızımız olacaktı. Seninle beraber kurduğumuz bütün hayaleri onunla yaşıyormuşun... Ben hayatımda hiç kimsenin yerinde olmak istemedim ama ilk kez onun yerinde olmayı çok istedim.

Her akşam sana kapını açanın ben olmasını çok isterdim. Oğlunun annesi olmyıda. Bazende olmak istemedim hiç. Çünkü ben ölüyorum ve seni bana aşık bir şekilde bırakıp gitmek çok dokunurdu... Ve çocuğumuzu annesiz bırakıp gitmeyi de hiç istemezdim. Galiba kader yine doğru olanı yaptı seni benden alarak.

Fakat içimde dinmek bilmeyen çok büyük bir yangın var.

Beni neden sever gibi yapıp hiç sevmediğini hiç anlamadım. Beni neden ölüme terk ettiğinde.

Eğer bir gün bu satırları okursan

Seni sonsuza dek affetmeyeceğim ve hep nefret edeceğimi hiç unutma.

Acılar öyle bir kaç süslü cümle ile dinmiyor. Gerçi sen onuda esirgedin benden. Ama ben senden geriye kalan bu sevgiyi içimden atamadım hala. Fakat seni asla affetmeyeceğimide biliyorum.

Sayfalar bitecek belki ama sana olan kırgınlığım asla. Günün birinde her şey bittiğinde ben senden gittimde. İşte o güne dek içimde sana karşı hep bir öfke olacak.

Kalemi içine koyup defteri kapatım. Akmak için bekleyen gözyaşlarımı geri yolladıktan sonra. Defterimi yastığımın altına koydum tekrar. Bende yatakta uzanıp başımıda cama çevirdim. Mevsim sonbahar olduğu için yağmurlarda kendini belli etmek ister gibi şiddetli bir şekilde yapmaya devam ediyor. Yirmi dakika önce dinmişti şimdi tekrar yağmaya başladı.

Sonbaharın getirdiği hiç bir mevsimi sevmiyorum. Kış gibi.

Karın getirdiği kuru soğuğu sevmiyorum. Beyaz ve güzel görünen kar aslında soğuğu ve kasvetli beraberinde getiriyor. Hayatımızda ki çoğu insanlarda tam olarak böyledir. Dışarı beyaz ve aldatıcı içleri soğuk ve kasvetli.

Yüzüme gelen bir kaç saç tutamlarımı geriye çekip. Karanlık odadayım aydınlatan tek ışık kaynağı cama çevirdim tekrar bakışlarımı. Karanlıkta kalmayı seviyorum ben. Çoğu insanın aksine ben düştüğüm karanlıkta ışık aramıyorum. Karanlık karanlıktır. onun ışığa intiyaçı yok benim gibi. Bende karanlığı sevmeye çalışıyorum ışığı bulmaya değil. Yüzyıllardır insanlar düştüğü karanlıkta aydınlığı bulmak için savaşır. Ama ben düştüğüm karanlıkta aydınlık hiç bir yer istemiyorum. Bu ölümü istemek mi emin değilim.

Bazen yalnızca kalabalık bir ortamda delice yaşamak istiyorum.

Sesizliğin olmadığı. Duygular konuştuğu bir ortamda çılgınlar gibi dans etmek istiyorum. Ben içinde karalar bağlamış yanına sürekli ihanet eden bir kadınım.

Çünkü içinde binlerce duygu ve onun yanı sıra binlerce kadın var ama hiç biri yaşamak istemiyor. Artık huzurlu bir uykuya ihtiyacım var.

Gögsümde ki acının tekrarından dolayı yataktağımdan kalkıp pencerenin önüne geldim tekrar.

Bir süre ayakta durup dışarınım o serin havasıyla denef alış verişlerimi düzene koymaya çalıştım. Bir kaç dakika sonra tekrar tekli berjere oturdum. Kafamın içinde milyon tana acı var hiç biri de susmayı tercih etmiyor.

Beni derin düşüncelerden sıyıran şey odanın kapısını açılması oldu. Bakışlarımı yerden çekip kapıya çevirdim. Işıl içeriye girdi hızlıca

" Üstüm başım hep ıslandı ya" dedikten sonra üstünde ıslanmış olan hırkasını çıkardı. Sonra bakışlarını bana çevirdim. Yüzünde samimi bir gülümse vardı her zaman ki gibi.

" Bu gün daha iyimisin" diye devam etti. Sonra saçlarını toplayıp yatağımın kenarına oturdu.

" Her zaman ki gibiyim" dedim düşünceli bir şekilde. Önce düşen saç tutanlarımı geriye çekip derin bir nefes aldım.

" O zaman çok iyisin"

Cevap vermek yerine yüzüne bakıp acı kokan bir tebessüm ettim. İçimde kıyamet kopuyor ya dışımda hiç bir duygu yok. Onunda mavi gözlerinde keder vardı. Bana ne kadar hissetmiyemeye çalışsada ben hissediyorum, oda farkında benim yavaş yavaş yok olduğumun.

Ben mutlu öleceğimi biliyorum çünkü sevdiğim adam mutlu... Benim arkamda üzülecek bir sevdiğim olmasını isterdim yine de. Çünkü insan oğlu çok nankördür. Acıyı yalnız çekmek istemezler.

" Yarın Amerika'ya gidecem. Sende haftaya geliyorsun ya" dedikten sonra bakışlarını benden çekip, ne diyeceğini tartmak ister gibi bir süre düşündü.

" Beraber orada yaşamaya devam etsek. Daha Türkiye 'ye dönmesen olmaz mı?"

" Hayır oraya gitmek istemiyorum" diyerek kestirip attım.

" Burası sana iyi gelmiyor görmüyor musun?" dedi sessizce. Mavi gözleri buğulandı.

" Bana hiç bir yer iyi gelmiyor görmüyor musun?"

" Sen kendini buna şartlanmışsın" dedi öfkeyle. Oturduğu yatağımdan kalkıp yanıma geldi. Ellerini saçlaramı koyup akan gözyaşlarını silmeye başladı.

" Beni çok korkutuyorsun Yağmur" dedikten sonra saçlarımı okşadı bir anne edasıyla. Bakışlarım ise donuktu.

" Korkmanın bir manası yok" dedikten sonra oturduğum berjerden kalktım hızlıca. Başım dönsede umursamadan tuvaletin kapısını açıp içeriye girdim. Bütün vücudum titriyordu. Yapılan hiç bir tedavinin baba iyi gelmediğini biliyordum. Artık evime gitmek istiyorum.

Kalbimde ki bu ağrı bir hastanenin odasında dinmeyecek. Yaslandığım kapıdan küçük adımlarla ilerleyip aynanın karşısına geçtim.

Bir yabancıya bakar gibi bakmaya başladım kendime. Parmaklarımı aynadan kendi yüzüme dokunmaya başladım sanki karşımda ki kadın ben değilim gibi. Sonra hızla parmaklarımı aynadan çektim. Suyu açıp önce ellerimi sonra da yüzümü yıkayıp peçete ile kurutmaya başladım yüzümü.

İşim bittikten sonra peçeteyi çöpe attıp. Aynaya bir daha bakmadan kapıyı açıp odaya geçtim.

Az önce benim kalktığım yere oturmuştu ışıl bakışları ise dışarıdaydı. Oldukça durgundu bu gün bir şeyler vardı ondan. Neyse yakında çıkar kokusu zaten . Küçük adımlarla yatağıma girdim ve yorganı üstüme çekip ayaklarını kıvırıp bakışlarımıda penceren dışarıya bakan Işıla çevirdim. Üstünde krem geniş pantolonları, siyah krop ve pantolonun renginde bir çeker vardı. Gerçi ıslandığı için çeketi çıkarmıştı.

Oldukça dalgın görünüyor.

" Ne oldu? Bu gün çok dalgınsın" dememle bakışlarını camdan çekip bana çevirdi.

" Sana öyle geldi sadece biraz yorgunum. İşlerin hepsi bana kaldı biliyorsun." dedikten sonra gülümserken baba baktı.

" Bir Hafta sonra davet var. Doktorunla görüşüp eğer durumum iyiyse. Seninde gelmeni istiyorum."

" Durumum iyi bile olsa ben gelmek istemiyorum. "diyerek kısaca kestirip attım.

" Hemen kestirip atma. Hem biraz değişiklil sanada iyi gelecektir.

" Ama ben değişiklik istemiyorum"

" Böyle yaparak hiç bir yere ulaşmazsın. Kaldıp kendine gelmen lazım artık" dediğinde ona bıkınlıkla baktım.

" Ben artık yalnız kalmak istiyorum anladın mı? O şatafatlı davetler artık bana göre değil! Ben hastayım ve bana acıyarak bakmalarını istemiyorum kimsenin"

" İnsanların sana acıyarak bakacaklarını mı düşünüyorsun? Dedi inmayarak.

" Aynen öyle yapacaklar. Sanki onları tanımıyotmuşsun gibi davranmayı bırak "dedim öfkeli bir şekilde. Canım çok yanıyordu fakat elimden hiç bir şey gelmiyor. O yüzden bütün öfkemi masum insanlara kesiyorum.

" Asıl böyle yaptığın için insanlar sana acıyor. Kalkıp onlara çok iyi olduğunu göstermen lazım. Böyle kendini bir hastane odasına kiltlerek değil.

Onu bu dediklerine kulaklarımı sonsuza dek kapatmak istedim. Hiç kimse konuşmasın da istedim artık. Neden kimse benim kalbim ağrısını görmek istemiyor?

Benim kalbim beni öldürüyor.

" Üstüme daha fazla gelme! O davete de asla gelmeyecem, bunu biliyor olman lazım" dedim yorgana daha sıkı sıkı sarılarak. Sanki beni kolumdan tutup o davete götürecekmiş gibi bir ürperti geçti içimden. Ruhum buz kesti sanki.

" Seni üzmek ya da kırmak istemiyorum ama sende beni anla. Biraz insan yüzü gör. Buna sana iyi gelecek. Sadece bir ya da iki saat kalırsın. Muhtemelen doktorda daha fazlasına izin vermez." dedi oturduğu yerden kalkıp benim yatağım ucuna oturken.

" Ruhum yorgun. Kalbim yorgun. Bedenim yorgun. Ben artık nefes alı verirken bile kendimi çok kötü hissediyorum. Bir süre beni biraz kendi halime bırakın. " sesim yorgun ve bittikti bu bana bile ulaşıyordu.

" Tamam sen nasıl istiyorsan öyle olsun. Ama ben sen ve Asya beraber bir Amerikan turu yapacaz "

" Doktorum izin verirse kısa olması şartı ile çıkabiliriz "dedim başımdan salmak için. Eğer bunuda kabul etmeseydim, yakamı bırakmıyacaktı artık.

" Bu harika bir fikir Hemen Asya 'ya haber vermem lazım " dedi heyacanlı bir şekilde. Hızlıca ayağa kalkıp sağa sola bakınmaya başladı. Gelirken yatağın ucundaki masanın üzerine koyduğu çantasını alıp içinden ki telefonu çıkarıp bana döndü.

" Ben her şeyi hazırlıyorum. İlk önce Asya ve Büşra 'ya haber vereyim" dediğinde benimle değilde daha çok kendi kendine konuşuyor gibi bir hali vardı. Sonra bir kaç dakika öylece telefona baka kaldı. Kaşlarını çatıp bir şeyler okuduğu Belliydi. Ağzının içinde bir şeyler geveledikten sonra tefonu cebine koyup bana döndü.

" Kötü bir şey mi oldu?"

" Bir şey olduğu yok" dedikten sonra tedirgince az önce kalktığı yere geri oturdu.

" Rengin soldu belli bir şey olmuş ama sen bana söylemek istemiyorsun" dedim kaşlarımı çatarak

Alt dudağını dişliyordu beni duymuyor gibi bir hali vardı. " Birine bir şey mi oldu?" dedim yataktan doğrularak.

" Hayır hiç bir şey yok diyorum." dedi gülümsemeye çalışarak. Bakışlarını uzun uzun üstümde tutamıyordu. Bundan da anlaşılıyordu ki gizlemeye çalıştığı şey aslından benimle ilgiliydi.

" Büşra bu yıll evlenecekmiş? "dediğinde şaşırdım. Bir kus bir barışık bir aşk hayatı vardı.

" Hatta düğününde Marsili de yapacaklarmış " dedi az önce ki konunuyu tamamen kapatmak ister gibi.

" Onun adına sevindim. En azından birimiz mutlu olacak "

" Ne varmış halimizde bizde mutluyuz" dedikten sonra sahte bir kahkaha attı.

" Ne demezsin çok mutluyuz hemde" dedim onun gibi yapmacık bir gülümseme ile. Sarı kısa saçları düzeltip bana döndü tekrar

" Büşra bu çocukla bir gün konuşup on gün küsüyor. Bu iş olmaz gibi ama ben olsun isterim tabi" dediğinde omuzları düştü.

" Onu çok sevdiğini biliyorum. Bende onu çok seviyorum ve umarım çok mutlu olurlar. Evrene pozitif mesaj vermek lazım" dedim ilk kez kendimden beklenmeyecek kadar büyük bir umutla. Benim umutsuzluğum kendime aslında insanlara karşı değil. Çünkü artık benim için sona geldik.

" Kendin için bu kadar umutlu olsan yeterli" diyen Işıl'a döndüm.

" Umut bence görünen bir şeydir ve ben kendim için onu göremiyorum" dedim acımasızca

" Sen bu değilsin aslında. Az önce Büşra için konuşan kadınsın" dedikten sonra derin bir nefes aldı.

" Acıları defnetme zamanın geldiğini sende düşünmüyormusun" diye bitirdi.

" Gelirken annemi dışarıda gördün mü?" diyerek konuyu kendimce kapatım.

" Evet babanla beraber dışarıdaydılar"

" Bu yağmurda" dedim şaşkınca

" Kaldıkları yer yağmur almıyor" dedim gülümseyerek.

" Anladım" dedim sadece. Sesiz geçen bir kaç dakikabın sonunda Işıl'ın telefonunu çalınca alıp

Odadan hızlı bir şekilde çıktı. Hissediyordum kesin kötü bir şey oldu. Yorganı üstümden çekip yataktan çıktım. Bugün kendimi çok kötü hissediyorum. Ne yatakta kalabiliyorum ne de ayakta. İkisindende hemen sıkılıyorum. Bu gün ağrılarım çok şiddetli. Bazen boğuluyor gibi hissediyorum.

Bu günlerde hislerim bile beni yarı yolda bırakıyor. Hep kötü şeyler hissediyorum.

Bu sefer pencerenin önüne gidip dışarıya bakmak yerine hırkamı alıp yavaş adımlarla ilerleyip odadan çıktım. Koridor soğuk geldi bir an ürperdim ama hemen geçti. Yine aynı küçük adımlarla ilerlemeye başladım.

Asansöre binmek yerine merdivenleri tercih ettim. Hepsini birer birer indim. En alt kata indiğim gibi etrafa bakınmaya başladım ortada ne annem ne de babam görünüyordu.

Kolumam dokunan hemşireye döndüm hızlıca

" Yağmur hanım bir isteğiniz mi vardı? İyimisiz" diye ardı arkası kesilmez sorular sormaya başladı. Ona cevap vermek gelmiyordu içimden sadece susmak istiyorum.

Çok garip bir duygu içindeyim. Ben cevap vermediğim içinde daha çok endişelenen hemşireye döndüm.

" İyiyim sadece hava almak istedim" dedim durgun bir sesle. Bakışlarım ise dış kapıda. Çıkıp çıkmamakta kararsızım.

" İsterseniz size eşlik edeyim" dedi hemşire kolumu hala tutmaya devam ederek. Bakışlarımı kapıdan çekip onun ela gözlerine çevirdim.

" Odama gitmek istiyorum" dedim darmadağın bir şekilde. Dışarıya çıkma fikri beni birde buz tutup donmama sebep oldu.

Aldığım ilaçlardan mı yoksa tedaviden dolayı mıdır bilmiyorum ama bazen yapmak istediğim bir şey sonra bana felaket gibi geliyor.

" Tamam şimdi beraber odanıza çıkalım."

Beni kolumdan tutup yavaş yavaş odama doğru götürmeye başladı. Oda benim gibi merdivenle götürmeyi tercih etti. Çünkü benim asansöre çok mecbur olmasam binmeyeceğimi biliyor. Hemşireye beraber az önce indiğim merdivenlerden tekrar çıkmaya başladık. Ne o nede ben konuştum odama gelinceye kadar. Beni yatağıma oturktuktan sonra hemşire gitti. Işıl 'da gelmemişti hala üstümde ki hırkayı çıkarıp baş ucuma koydum. O sırada kapı açıldı. Gelenin kim olduğuna bakmak için başımı kaldırdım Işıl' dı. Az öncekinden de daha kötü bir durumdaydı.

" Ben gitsem iyi olacak. Yarın yolcuyum malüm" dedikten sonra hızlıca ceketini aldı.

" Bana olduğunu söylemeden gidemezsin" dedim keskin bir ses tonuyla. Arkasını dönüp bana baktı.

Bir kaç saniye öylece yüzüme baktıktan sonra konuşmaya başladı.

" Aslında bunu saklamanın bir yararı yok. Zaten eninde sonunda ögreneceksin. Baran Türkiye'ye dönüyormuş hemde temelli"

BÖLÜM SONU

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.