Kaan'a seslenen kişi edebiyat öğretmenimdi.
"Esra Hoca'm?"
Kaan, Esra Hoca'nın ona seslenmesiyle ensemi bıraktı.
"Aman tanrım sen... Yani siz..." dedi Kaan.
Kaan şaşkın ve biraz da gergin bir şekilde Esra Hoca'ya bakıyordu. Aralarındaki olayı anlayamamıştım.
"Kaan n'oluyor? Siz tanışıyor musunuz?"
"Ada lütfen benimle arabama kadar gelir misin? Hadi!"
Beni kolumdan tuttuğu gibi hızla yürümeye başladık. Bu sırada herkes sıraya girmişti bile. Öğretmenler kürsiye çıkmış ve sıraya geçmeyenlere duyuru yapıyorlardı. Kaan'sa beni inatla çekiştirmeye devam ediyordu. Onun güçlü kollarına karşı gelmem bu küçücük bedenimle imkânsızdı...
Siyah bir arabanın yanına gelmiştik.
"Ne var, ne söyleyeceksin?"
"Neden telefonlarıma cevap vermiyorsun?"
"Konuşmak istemiyorum çünkü!"
"Niye? Ben sana n'aptım?"
"Kaan istemiyorum..." Sağ elimle sol koluma dokunmaya başladım ve başımı yana eğdim. Tanrım...
Bir adım daha atıp bana yaklaştı ve ellerimden tuttu. Beni tam öpecekken başımı yana çevirdim ve onu ittim.
"Bu da neydi? Beni istemiyorsun öyle mi?"
"Günaydın Rıza!" diye bağırdım ona. Gözlerindeki parıltı ve sevgi dolu bakışların yerini hırs ve sinir almıştı. Kolumu sıktı ve beni arabanın kapısını açıp zorla içeri sokmaya çalıştı.
"İSTEMİYORUM BIRAK BENİ LANET OLASI!"
"Benimle geleceksin Ada!"
"Hey, n'oluyor orada? Ada!" Tanrım şükürler olsun biri gekmişti. Bu Ahmet Hoca'ydı. Yaşlı kurdum... İngilizce öğretmenimizdi fakat benim için o... O daha da fazlasıydı...
Beni bir hışımla Kaan'ın elinden kurtardı ve kendine çekti. Kaan daha da sinirlenmişti.
"Sen de kimsin adamım, ha? Ada benimle geliyor!" Kaan tekrar beni kolumdan kendisine doğru çekti.
"Kız seninle gelmek istemiyor. Ayrıca okul saatleri içerisinde hiçbir öğrencimizi böyle alamazsınız!" deyip Ahmet Hoca'mmmmmm beni tekrar o güçlü, kaslı, damarlı kollarıyla kendine çekti. Ah tanrım, iki taşşşşın arasında pinpon topu gibi gidip geliyordum. Uzaktan Kaan'ın adamlarının geldiğini fark ettim.
"Kaan Bey iyi misiniz?"
Kaan korumasının sorusunu sanki hiç duymamış gibi bir anda Ahmet Hoca'ya saldırdı.
"HAAYYYYAAA!" Kaan, Ahmet Hoca'ya koca bir yumruk attı.
Ama Ahmet Hoca hiç de etkilenmişe benzemiyordu. Fakat ben başka bir yana savrulmuştum. Fena bir şekilde yere düşmüştüm.
Ahmet Hoca sinirle Kaan'a bakıyordu. Bir anda ona uçan tekme savurdu ve Kaan yere yığıldı.
"Kaan!" diye ağlayarak ona koşuyordum ki Ahmet Hoca bana engel olup "Hadi sınıfa gidiyoruz! İlk dersin benimle." dedi ve beni sınıfa sürüklemeye başladı. Bense hâlâ Kaan için ağlıyor ve ona sesleniyordum...
Sınıfa geldiğimizde herkes bana bakıyordu. Bense durmadan ağlıyordum. Ahmet Hoca "Geç sırana hadi, ağlama artık. Hiçbir şey ailenden daha değerli değildir, bunu sakın unutma." dedi ve sınıfı selamlayıp oturdu.
Ela "İyi misin?" dedi.
"Kaan... Ahmet Hoca ona uçan tekme attı." deyip hıçkıra hıçkıra ağlamaya yeniden başladım. Ela da bu duyduğuna üzülmüştü ve bana sarılıp o da ağlamaya başladı. Bunu gören Ahmet Hoca "Ne oluyor orada? Ela sen niye ağlıyorsun?"
"Ho-ho-hhhhğğğ...iğh iğh iğh..." Ela ağlamaktan konuşamıyordu bile.
Ahmet Hoca sinirle bize geldi, saçlarımızdan tutup bizi sınıftan attı. Ela'yla ikimiz birbirimize sarılarak ağlamaya devam ettik...
Yan taraftan yani Bayan Mescidden tanıdık kalın bir ses gelmişti.
"Ela?"