Ahlat’ın soğuk sisinden kaçmaya çalışan kara toprakları inadına yeşilleniyor. Ortasına dökülmüş zeytin rengini andıran uzun uzadıya bir asfalt. Yağmur damlalarının kirli izleri önündeki camı boyuyor, seyre dalıyordu karı iliğine kadar emen dağları. Hemen arkada saçları camdan esen rüzgarın yönüne göre dalgalanan, kendisinden yana seyirleri bitmeyen köylü genç bir kadın. Gözleri ara sıra karar değiştiriyor bazen şoför aynasını bazense yolları seyretmeyi tercih ediyor. Koyunların sürü sürü döküldüğü topraklardan kış yağmurunun bıraktığı taze koku arabanın camı açılır açılmaz içeriye sinmişti. Yağmur şiddetlenince camı kapatmak için elleri hareketlendi. Gözlerini aynaya çevirip arka koltukta yarım saate yakındır beraber seyahat ettiği kadına bakarak şunu sordu:
‘’Kaç yaşındasın?’’
‘’21’’
‘’Gençsin’’
‘’evet, yaşım genç ama ruhum yaşlı.’’
Saatlerdir sessizliğini bozmayan bu kadının evet cevabından sonraki cevabı şaşırtmıştı. Merakla konuşmayı daha samimi hale getirmek için sorularına devam etti.
‘’Nereye gideceksin?’’
‘’Mahkemem var, çocuğumun velayet davası için gidiyorum.’’
Sabah bir hışımla Ezya hanıma gelmiş yeğeninin ahlata gideceğini duyunca arabaya binmek istemişti. Mahkeme saatine son bir saati kalmıştı. Köy arabalarının geç çıkacak olmasından kaynaklı yektanın arabasına binmişti. Tedirgin ve düşünceli halinden dakikalarca kurtulamamıştı. Yektanın soruları biraz olsun kafasının dağılmasına yardımcı olmuştu. Yekta verdiği her cevaba tekrar tekrar şaşırıyordu. Merakla,
‘’Boşanmış olmalısın, çocuk sahibi olmak için fazla gençsin.’’
‘’ Artık yaşımın pek bir önemi kalmadı, tek istediğim çocuğumun yanımda olması.’’
Tekrardan soru soracak oldu ki genç kadının çocuğunu isterken ki ağlamaklı ses tonu ortamı deminki den daha da sessiz bir hale getirmişti. Mizginden iki yaş küçük olan bu genç kadının çokta kolay bir hayatı olmamıştı doğrusu. Evliliğinin ilk aylarında mükemmel bir hayatı yaşarken bir anda kayınpeder ve kayınvalidesi ile aralarında anlaşmazlık baş göstermiş ve en nihayetinde boşanma günü son bulmuştu. Olan küçük oğluna olmuştu. Kimi zaman çokça direnmişti, oğlunu kaybetmemek için birçok şeyi sineye çekmişti. Fakat son yaşanan gurur kırıcı olaydan sonra her şeyden vazgeçmek zorunda kalmıştı. Bir an hatırında o günün izleri yavaş yavaş belirdi. Duştan çıktığı bir vakit kayınpederinin giyinmesini beklemeden odasına girip bayılana dek dövdüğü o gün. Kocasının kimse duymasın diye kapıları kapatıp annesiyle sessizce karısının yediği dayağın bitmesini salonda beklediği o lanet gün. Sol gözünden yuvarlanan gözyaşı damlası burnunun etrafında halkalandı. Beraberinde yumuşak ve içten bir acı hıçkırık belirdi. Yekta gözyaşlarını silmesi için kadına mendil uzattı ve yola devam etti.
Ahlata vardıklarında genç kadını müsait bir yerde bırakıp yoluna devam etti. Sözlüsünün evine doğru arabayı sürdü. Bugün aileler arasında nişan öncesi son bir toplantı gerçekleşecek ardından yekta ailesiyle İstanbul’a dönecekti. Annesinin yoğun isteği üzerine köy de teyzesiyle bir hafta kalmaya karar vermişti fakat bu süre Mizginle aralarında yaşanan aşktan dolayı uzamıştı. Huzursuz hissediyordu hiç görmediği biriyle evlendirileceği sözü verilmişti ailesi tarafından. Babası Çekdar Beyin Perizade’nin babasıyla aralarındaki meseleyi bilmiyordu. Ortada verilmiş sözler belirli anlaşmalar ve şartlar vardı. Bunların hiç birinden haberdar değildi. Tabi bu şartlardan biri evlilik şartıydı. Babasına karşı gelemezdi bu evliliği her ne kadar istemese de babasını karşısına almamayı tercih etmişti. Yekta için büyük bir sorun değildi ama sorundu. Evliliğin İstanbul da ki hayatına engel olacağının farkındaydı yine de içten içe cahil, gün yüzü görmemiş bir kızdan çokta zarar gelmez diyerek kendisini rahatlatıyordu.

