İçeriğe geç

YABAN ARMUDU

Bölüm 1 · 7 dk okuma

YABAN ARMUDU

Bölüm 1

BÜTÜN ADABAĞ ŞAHİDİM OLSUN Kİ

YABAN ARMUDU

Eskimiş yabanlığına ince bileklerini uzunca geçirdi. Ellerinde dünden kalma ot çiziklerine hafifçe dokundu. Neyse ki ince çiziklerdi yine de can acıtmasını çok iyi biliyordu. Bu çiziklerin kenarına ufak ufak iz bırakan kurumuş kan izlerinden kurtulmak için göle ellerini birkaç kez daldırıp çıkardı. Bir yandan gölün ara ara soluğu artan rüzgarına emanet ettiği saçlarına götürüveriyordu parmaklarını. saçlarını bu sefer temelli toplamak için hareketlenmişti ki boynunda yukarı kaldırdığı saçlarıyla beraber rüzgarın soluğundan daha farklı yumuşak bir ıslaklık hissetti. Bu müthiş zevk verici öpücüğün ardından belinde dolanan ellere hakim olmak bedenin büyük haksızlık olurdu. bedenini bu zevkten mahrum bırakmayarak hafifçe güldü ve inledi. Arkasına döndüğünde ona bu zevki yaşatan yasak aşkına yumuşak bir öpücük kondurdu.

Mizgin: geleceğini biliyordum.

Yekta: burada olduğunu biliyordum.

Mizgin son zamanlarda hayatının en güzel anlarını yaşıyordu. Adabağ köyünün sessiz ve soğuk fırtınası yekta gelince yerini sıcak bir cemreye bırakmıştı. Öğlen saat iki civarında gölün kenarına gelir saatlerce sohbet eder öpüşürlerdi. Dışarıdan birinin görmesi çok olası bir durum değildi. saatlerce konakladıkları bu sahil kenarı köye uzak bir mesafede kalıyordu. Köyden beraber çıkmaları başlarda çok göze batmıyordu. Kuzen olmaları bunun önüne geçiyordu yine de sık sık gelmeleri birkaç kişiyi işkillendirmiş olabilirdi. Bu durumu en çok yekta sorun haline getirip devamlı söyleniyordu tekrar konuşmaya başlayacak oldu ve Mizgin araya girdi. ‘’sen söylenme diye erkenden geldim, ayrı vakitlerde geldik kimse bir şey anlamaz merak etme.’’ Yektanın düşünceli gözlerini kendisine doğru çekmek için ellerini çenesine götürüp hafifçe kendisine doğru çevirdi. ‘’aşkım yapma böyle gitmene az kaldı ve seni en rahat görebildiğim yer burası sen gelmesen de ben gelmeye devam edeceğim ve seni bekleyeceğim.’’

Bir aya yakın seviştiği bu kadının son sözleri biraz keskin gelmişti. Kendini Mizginin cazibesinden kurtaramıyordu ama kuzeniyle böyle bir durumu yaşadığını içten içe de kabullenemiyordu. Ona aşık değildi ama sonuna kadar arzuluyordu. Bembeyaz omuzlarından göğüs kafesine uzanan ipeksi saçlarını koklamaya o kadar çok alışmıştı ki o da gitmek istemiyor ve bu anı tekrar tekrar yaşamak istiyordu. Bir yandan da yaşananların duyulması onu feci bir şekilde korkutuyordu. En erken vakitte gitmenin ve bu aşkın duyulmadan bitmesinin en doğrusu olduğunun idrakindeydi. Yine de bu son iki günün tadını çıkarmaya karar vermiş Mizginin dediğini yapmaya kendi kendini ikna etmeyi başarabilmişti.

Mizgin yektanın gitmesine elbette çok üzülüyordu fakat bu aşkın araya mesafe girse dahi hiç bitmeyeceğini hatta uygun bir vakitte evleneceklerine olan inancı ile yaşıyordu. Halbuki yekta çoktan bu köyden ayrıldıktan sonra her şeyi unutmayı hiç yaşanmamış saymayı planlamıştı.

Tam bu esnada mizgin içinden şunları geçiriyordu:

‘’Bütün adabağ şahidim olsun ki o sözlünün seni benden tamamen almasına izin vermeyeceğim yekta, ölsem dahi ömrünü o kıza adayamayacaksın sevgilim. Biz birbirimize aidiz. ‘’

Rüzgarın esintisiyle gölün ıslak suyunun bıraktığı soğuk ve kırmızı ellerini avuçlayarak ağzına götürdü. Isınmaya çalışıyordu ve tabiki yektanın dönüp onunla ilgilenmesini istiyordu. Yekta oralı olmadı. uzaklara dökülen su birikintisine bıraktığı gözlerini kuzeninden yana kullanmayı aklının ucundan dahi geçirmiyordu. Mizgin yektanın onunla ilgilenmesini istiyor adeta on dört yaşındaki bir ergen gibi kur yapıyor ve dikkat çekmeye çalışıyordu. İçinde kalan son iki günün tadını çıkarma isteği ve bunun sonrasında içine düşeceği yalnızlık ve hasretin tedirginliği vardı. Bütün düşüncelerini bir süreliğine kafasında bir köşeye bağlayıp ellerini elbisesinin ceplerine yerleştirip ayağa kalktı. Sonunda yektanın bakışlarını kendisine çekebilmişti.

YEKTA: Gidiyor musun?

MİZGİN: Evet, sohbetin çok sardı. Biraz daha kalırsam gülmekten karnıma ağrılar girecek.

TEKTA: Çocukça tavırlarını bir kenara bırak. Hayal dünyandan çık ve nasıl bir durumun içinde olduğumuza bir göz at istersen.

MİZGİN: Ne o? zevk alıyordun. Sensiz asla yapamam. Sensizliğin hayalini dahi kurmaktansa şu koca Van gölü kabrim olsun diye naralar atan kimdi?

Son cümleleri Mizginin aklını başından almıştı. Yektayı ilk kez böyle görüyordu. Söylediklerinin hiçbir anlamı olmamalıydı. Boşluğuna geldiği için böyle söylüyor olmalı diye içten içe kendini avutuyordu. İçindeki bir diğer ses ona boşluğumuza gelince asıl gerçekleri söylediğimizi fısıldıyordu. İki dakika öncesine kadar Adabağı şahit ettiği düşünceleri ile aşık olduğu adamın cümlelerinin uyumsuzluğu bu durumu kafasında zorlaştırıyor iyice kendinden geçiyordu. Sinirle kurduğu cümleleri ağzından kurşun fırlatırcasına döküyordu. Gölün yavaş yavaş üzerine döktüğü soğuk rüzgar’ın etkisiyle titremeye başlamıştı. Titremesine umutsuzluğa dönüşen umudunun gözyaşları da eşlik etti. Ayakları eve gitmek için yalvarıyordu fakat kalbi uçurumun eşiğinde bırakmaktan korktuğu aşkını ve biraz sonra yektanın ağzından çıkacak cümleler ile beynini tatmin etmek istediği için bekliyordu.

YEKTA: Sakin ol. Elbette seni hala çok seviyorum. Sadece bulunduğumuz durumun farkında olarak hareket edelim istiyorum. İşin sonunda patlarsa kötü patlar. Sana zarar gelsin istemiyorum sevgilim.

Ellerini Mizginin beline dolayıp onu kendisine doğru çekti ve yanağına bir öpücük kondurdu. Sözlerine devam etti:’’ Biliyorsun bende en az senin kadar stresliyim, senden ayrılmanın zorluğuyla nasıl başa çıkacağımı düşünüyorum.’’ Tam bu esnada telefonu çaldı. Arayan arkadaşı Armanç idi. Aniden değişen suratını belli etmemek için arkasına dönüp telefonu açtı.

YEKTA: Alo

ARMANÇ: Bizim yakışıklı annesinin köyden bulduğu helal süt emmiş kızlarının tadına bakma seansını bitirmedi mi? Ne zaman teşrif edecekler buralara acaba? Sözlerini bitirdikten sonra erkeksi ve çapkın gülüşünü de eklemeyi ihmal etmedi.

Yekta belli etmemeye çalışarak arkadaşını geçiştirdi. Mizginden hafif adımlarla uzaklaşarak konuşmasını sürdürdü duymayacağından emin olduğu konumda şunları söyledi: ‘’iki güne kalabalık ve tatsız bir aile toplantısı var. Ardından İstanbuldayım. Bende sıkıldım sarmıyor buralar. Çok uzun konuşamıyorum. Görüşürüz.’’ Telefonu kapatıp geri döndü. ‘’gidelim mi?’’ Mizgin cevap vermeden tekrar ayaklandı.

Eve geldiklerinde hava gurup süresine girmişti. Annesinin salondan sesi geliyordu. Mizgin biraz dinlenmek istediğini söyleyerek odasına geçti. Bir nevi kaçıştı. Bir süre sessizce düşünmek istiyordu sahilden bu yana koruduğu sessizliği ile odasında ikinci kez yüzleşecekti. Odasına gitti.

Bu esnada yekta kurtulduğunu hissedercesine yumuşak bir oh çekip salondaki teyzesinin yanına geçti. Geşa da salondaydı. Henüz on yedi yaşındaki bu genç kız olabildiğince dobraydı. Doğru bildiği her şeyi açık açık savunur kimseye kolay kolay ısınmazdı. Sert ve dik duruşunun yanında adaletli ve merhametli tarafını da ara ara belli ederdi. Ama ne yazık ki açık sözlülüğünün bu topraklardaki tek karşılığı şiddet ve dayak olmuştu. Geşa için de bu geçerliydi babasından kaç kere azar işittiğini kaç kere sertçe tokat yediğini ve saçlarından tutulup saatlerce yerde sürünerek dayak yediğini saymayı unutmuştu. Bunlara rağmen yanlış bulduğu herhangi bir düşünceye karşı kendi düşüncesini belirtmekten geri durmazdı. Ablasına daima ‘kendi doğrularına hapsolmuş insanlara itiraz etmezsem bende onların doğrularına hapsolurum.’ Der dururdu. Bu cümleyi en rahat ablasının yanında kurabilirdi çünkü onu bu evde her haliyle kabul eden biri varsa o da Mizgindi. Ablasını seviyordu uzun zamandır onu mutlu görmek Geşanın da hoşuna gidiyordu.

Yekta içeri geçtiğinde güzel bir gülümseme ile karşıladı. ‘’hoş geldin Yekta abi ablamda geldi mi?’’ yekta gülümsemesine karşılık vererek ‘’evet geldi, biraz yorgun dinlenmek için odasına geçti.’’

Teyzesi Ezya hanımla göz göze geldiğinde ona da selam vermeyi ihmal etmedi. Ezya hanım salondan dışarı doğru ilerledi. Sakin, soğukkanlı, kafasını günlük işleri dışında pek bir şeye yormayan bir kadındı. Olabildiğince mütevazı ve güler yüzlüydü. Köyde yaşayan diğer kadınların aksine kızlarına ekstra bir terbiye vermek için uğraşmaz sıkboğaz etmezdi. Bir çocuğa terbiyenin söylenerek değil davranışlarla verilebileceğinin kanaatindeydi. Köydeki kadınların’’ kızlarının başına bir şey gelirse senden bilinir annesi ne ise kızı da odur derler Ezya yapma bu kadar başıboş bırakma.’’ sözlerini neredeyse ayda bir dinler yine de pek oralı olmazdı.

Ezya hanım salonu terk ettikten sonra garip bir sessizlik olmuştu. Sessizliği bozmak adına Geşa hareketlenip Yektanın oturduğu koltuğa ilişti. Yektanın garip sessizliğinin altında yatan nedeni bulmak istiyordu. ‘’nişana az kaldı. Ondan mı bu stresli ve sessiz hallerin?’’

Geşanın sorusunun bitiminde belirginleş kırmızı dudaklarına çevirdi gözlerini. Sorulan soruyu unutmuş ne dedin dercesine göz devirmişti genç kıza. Geşa en az ablası kadar güzel ve alımlıydı. Hatta ablasından daha seksi olduğu büyük bir gerçekti. Yekta bir an için kendini kaybetmiş, günün bütün stresini bu güzel kızın kollarında atma isteğine kapılmıştı. Sol elini hafifçe Geşanın kalçasına doğru götürüp onu izlemeye devam etti ve ardından erkeksi kalın bir ses tonuyla: ‘’ne dedin tekrarlar mısın abicim?’’ dedi.

Geşa tedirgin bir tavır takınmamak için kendini zor tuttu. Sakinliğini koruyup cümlelerini tekrarladığı esnada kuzeninin sağ eliyle göğüslerini kavramaya çalıştığını hissetti. Şaşkın ve donuktu. Ne yapabilirdi? Her ne kadar sert bir kişiliği olsa da böylesine kriz anlarında düşünce yitisini kaybedip aynen şu anki gibi donup kalıyordu. Hafifçe koltuğun uç kısmına yöneldi. Bu anın yaşanmamasını diliyor sessizce içeri ablasının veya annesinin girmesini diliyordu. Yekta o ilerledikçe ona ince ince yaklaşıyordu. Koltuğun tam uç kısmına geldiğinde üstünde kuzeninin onu arzulayan soluğuna mağruz kaldı. Korkmaya başlamış, kalbindeki çarpıntının hızına soluğu yetişemez hale gelmişti. Aniden bileklerinde ağır bir engel belirmişti. Kuzenin ellerinde moraran bileklerini hareket ettirmek büyük güç istiyordu. Sinirden kızarmış ve şişmiş yanaklarına gözyaşları serinlik veriyordu. Ağlamaklı ses tonuyla: ‘’amacın ne senin?’’ diye sordu.

Yektanın onu isteyen bakışlarına şu cevabı eklendi:’’ seni benimsemeye çalışıyorum?’’

Geşa sinirle ellerini daha sert hareket ettirdi. Yekta rahat durmuyordu. Genç kızın hafif bedeni bu gücün önüne geçemiyordu. ‘’bırak beni! Aklını kaçırmışsın sen’’ haklıydı. Yekta kendine hakim olamıyor bu iğrenç tacizini sürdürüyordu. Geşa güç bela kurtarabildiği sağ elini tokat atmak için kullandı. Yekta afallamışçasına kafasını salladı. Ve geşayı sıkıca tutup şunları söyledi. ‘’Zaten oruspu olacaksın bari yabancıya gitme.’’

Bölüm sonu

8 yorum