İçeriğe geç

YABAN

Bölüm 2 · 8 dk okuma

YABAN

Bölüm 2

1. BÖLÜM

Gözlerimdeki yanma ve başımdaki dayanılmaz ağrı ile rahatsızca yerimde kıpırdandım. Göz kapaklarımı zorlukla araladığımda kahve rengi kadife perdelerin arasından küçük bir boşluk bulup sızan güneş ışınları yüzümü yaladı. Kırpıştırdığım göz kapaklarımı rahatsızca sıkıp vücudumu yatağın bir diğer tarafına doğru sürükleyip döndüm. Ancak elim komidinin üzerindeki boş içki şişelerine çarptı ve hepside büyük bir gürültü ile devrilip mermer zeminde tuzla buz oldu.

"Sikeyim..." diye ağzımdan bir küfür kaçırdığımda zorlukla yerimden doğrulup yatağın içinde iki büklüm vaziyette oturdum.

Öyle garip ve iğrenç bir haldeydim ki sanki dün gece bir foseptik çukuruna düşmüş gibiydim. Kokuyordum ve ağzımın içinde çok garip acı bir tat dolaşıyor midemden yükselen kusmuk ve yanma hissi bağazımı yakıyordu. Ellerimi zorlukla kaldırıp yüzümü avuçladığımda birileri ile dün gece kavga edip yumruk falan mı yedim acaba diye düşünmekten kendimi alamadım. Her ne kadar göremiyor olsam da yüzüm gözüm davul gibi şişmiş gibiydi. Zorlukla ayaklarımı büyük ve geniş yataktan sallayıp cam kırıkları olmayan tarafa doğru kaydım ve güçlükle ayağa kalktım. Üzerimde sadece siyah dantelli sütyenim ve altım da da kısa baldırlarımı bile zor kapatan kot şortum vardı.

Sendeleyerek banyoya doğru yürüdüm ve taş zeminden çıplak ayaklarıma yayılan soğukluğu büyük bir istekle kabul ettim. Göz kapaklarımı zorlukla aralayıp geniş aynaya doğru kaldırdığımda bakışlarımı bıkkınlıkla devirdim ve kendimi süzmeyi bıraktım.

İğrenç görünüyordum. Hatta berbat. Eğilip avuçlarıma doldurduğum su ile yüzümü bolca yıkadıktan sonra sol taraf da asılı olan havluyu alıp elimi yüzümü sildim ve havluyu ayaklarımın dibine taş zemine fırlatıp odaya doğru ilerledim.

Ah ne tesadüf ki etraf da berbat görünüyordu. Yine dün geceden kalma bir sabaha, hayır öğlene gözlerimi açmıştım.

İğrenç vücudumu geniş ve yeşil bahçemin manzarasını enfes bir şekilde gören camın önündeki koltuğa bıraktığımda başımdaki ağrı inanılmaz derece artmıştı. Yatak odasının kapısı açılıp da Sarah içeriye telaşla girdiğinde gözlerimi aralamak zorunda kaldım.

"Ah bayan Jessica iyi misiniz efendim? Aşağıdan bir şeylerin kırılma sesini işittim" dedi panik ile.

Gözlerimin arasından sızan güneş ışınları ağrımı katlarken gözlerimi kırpıştırıp başımı aşağı yukarı doğru salladım ve

"Sana daha kaç kere söylemem lazım Sarah Jessica değil Jess lütfen diyerek" fısıldadım.

Çünkü sevdiğim ve kendime yakın gördüğüm sadece bir kaç kişiye bana böyle hitap etmelerini istediğimi söylüyordum. Diğerleri için ise sadece Jessica Evansdım.

Elim ile yatağın yanını işaret ederk

"Şuraları da temizler misin?" dedim şakaklarına masaj yaparak.

Sarah yerinde hareketlenip hızla başını salladı ve

"Hemen efendim" diyerek odadan çıkmak için hamle yaptı.

Bu sırada başımı ona doğru çevirdim ve

"Bradon nerede?" dedim kaşlarımı çatarak.

"Bilmiyorum efendim. Sabaha karşı sadece siz eve döndünüz ve çok sarhoştunuz. Size yardım etmek istedim ama beni geriye çevirdiniz" dedi Sarah kaşlarını havaya kaldırıp mahcup bir şekilde. Ben cevap vermeyince sessizce ardını dönüp odadan çıktı.

Kahrolası Bradon yine ne cehennemdeydi acaba. Dün geceki bol içkili bir partiden sonra geceyi kim bilir hangi uyuşturucu partisi ile sonlandırmıştı.

Onunla neredeyse bir buçuk yıldır birlikteydik. O da tüm Amerika hatta tüm dünya tarafından tanınan aykırı bir rock solistiydi. Tanışmamız da yine bir festival için katıldığımız konserde olmuştu. Birlikteliğimiz magazin dünyası ve hayranlarımız arasında büyük bir şaşkınlık ve heyecan ile karşılanmıştı. Ve ilk günden beride peşimizde gezen gazeteciler ve magazinciler ile de gündemden düşmez olmuştuk. Bradon espirili bir adamdı ve içmediği ya da ot çekmediği zamanlarda etkileyici bile sayılabilirdi ama hepsi bu kadar. Çoğunlukla sarhoş gezer ve kafası da güzel olurdu.

Onunla pek çok konuda aykırı ve uyumsuz olduğumuzun farkındaydım. Hatta bu bir buçuk yıl içerisinde pek çok kez şiddetli tartışmalara bile tutuşmuştuk. Ancak medyanın ve reklam dünyasının gözdeleri olmamızdan dolayı ve hatta Brandon ile bir kaç milyon dolarlık bir kaç reklam anlaşmasına da imza atmamızdan dolayı çoktan zamanı gelmiş olan ayrılığı bir türlü gerçekleştiremiyorduk.

Bu durum artık ikimize de büyük bir yük ve sıkıntı olarak yansıyor olsa da bir süre daha bu bitmiş birlikteliği sürdürüp etrafa sevgili pozları vermemiz gerekiyordu. En azından bu yılın sonuna kadar. Reklam anlaşmaları bitene kadar.

Şöhretin her ikimize de yüklediği saçma sapan bu bağlar bize işkenceden farksız gelir olmuştu. Amerikanın en ünlü kadın pop yıldızıydım ve sevgiliminde bu ülkede ki en ünlü rock yıldızıydı. Bunun sonucu bizi birbirine bağımlı iki tutsaktan başka bir şeye dönüştürmüyordu. Aramızda aşk yoktu bunu ikimizde biliyorduk . Ama aşıkmış gibi yapıyorduk. Çünkü buna şu an için mecburduk.

Sıkıntı ile yerimden doğrulduğumda Sarah da elinde süpürge makinesi, kova ve temizlik malzemeleri ile içeriye girdi.

Ağrıdan çatlayacak olan başımı yatıştırmak için bir ağrı kesici bulmak umuduyla mutfağa inmek için yatak odasından çıkarken Sarah

"Efendim sizi bay Malvyn aradı ve sesi oldukça telaşlı geliyordu" dedi.

Yüzümü buruşturup başımı usulca salladım ve merdivenlerden mutfağa indim.

Ah tanrım bu haldeyken karşılaşmak isteyeceğim en son şey menajerimin öfke dolu gergin sesini duymaktı. Beni neden aradığını da tahmin edebiliyordum tabi ki. Bradon ile o aptal içki partisinden çıkarken bizi o halde görüntüleyen bir kaç gazeteci olmuş olmalıydı. Ve bu sabaha da Amerika magazin gündemi bizim sarhoş fotoğraflarımız ile güne başlamıştı büyük ihtimalle.

Dolabı açıp çekmecedeki ağrı kesicilerden birisini bulup bir bardak su ile hızlıca yuttum. Ağrısız geçecek olan her bir saniyeye ihtiyacım vardı.

Salona doğru ilerleyip kendimi geniş koltuğun üzerine bıraktığımda ayaklarımı da orta da ki sehpanın üzerine uzattım ve elime telefonumu alıp Malvy'i aradım. Bu konuşmayı geciktirmek Malvy'nin sinir katsayısını artırmaktan başka bir işe yaramayacaktı çünkü.

Malvy Myers ile beş senedir birlikte çalışıyorduk. Deneyimli bir menajerdi ve benden önce pek çok ünlü star ile de çalışmıştı. Şöhret olmama fırsat sağlayan plak şirketi kanalı ile tanışmıştık ve o yıldan beride hiç ayrılmamıştık. Malvy 36 yaşındaydı ve güney Amerikalıydı. Harika birisiydi. Onu hiç sahip olmadığım abim gibi görüyordum ve gerçekten çok seviyordum. Bu camiadan farklı biriydi hem de pek çok yönden. İşte onu sevmemin bir diğer nedeni de buydu, bu iğrenç bok çukurunda yaşamasına rağmen buradakiler gibi değildi. Bana geçmişi mi hatırlatıyordu. Şu anki halime dönmeden önceki yıllarımı sadece Jess olarak var olduğum yıllarımı. California da küçük bahçeli evimizde annem ve babam ile yaşadığım o mutlu temiz yıllarımı. Onun için onu hep sevmiştim ve daimada sevecektim. O benim masum kalmaya çalışan yanım gibiydi.

Benim Malvyn'i sevdiğim kadar o da beni severdi. Bizim süren ilişkimiz bir pop yıldızı ve menajeri arasındaki ilişki değil bir kız kardeş ve abi arasındaki ilişki gibiydi. Malvyn Sasha ile evliydi. Sasha Güney Amerikalı sevimli o harika ve komik aksanıyla durmadan konuşan ve gülümseyen içinizi sıcacık edip size güven aşılayan harika bir kadındı. O kadar sevecen ve o kadar tatlıydı ki. Beni bir star olarak görmez ve ailesinden biriymişim gibi sıcak davranır sevgi ile kucaklardı. Dört yaşında Savannah isimli bir kızları ve altı aylık Cale isimli inanılmaz sevimli bir oğulları vardı. Onlar benim yiğenimdi. Onlara bayılıyordum. En mutlu olduğum anlar bu iki çocukla birlikte Malvyn'nin evinde vakit geçirdiğim anlardı diyebilirim. Ailemi kaybettikten sonra bir ailenin sıcaklığını özlemini onlarla dindirmeye çalışır olmuştum. Malvyn ve Sasha da beni bu konuda sevgi ile kucaklamış ve bağırlarına basmışlardı.

Telefon bir kaç çalıştan sonra açıldı ve Malvyn'nin öfke dolu sesi kulaklarımı doldurdu.

"Ne cehennemdesin Jessica!..." diye haykırdı adeta telefonun diğer ucundan.

Oh bana Jessica demişti. Eğer ki bana Jess yerine Jessica diyorsa bu gerçekten de sinirli olduğu anlamına geliyordu.

"Selam Malvyn evdeyim" demeye çalıştım suçlu bir çocuk gibi sıkıntı ile gülümserken.

"Bunu kast etmediğimi biliyorsun Jessica. Seni sabahtan beri arıyorum ve ulaştığımda ise neredeyse öğlen olmak üzere. Sabah gazetelerinden haberin var mı. Dün gece nerede olduğunu ve ne haltlar yediğini ancak gazetelerden öğreniyorum. Ve kahretsin ki yarın Colorado ve Arizonayı da kapsayan on beş günlük büyük bir turneye çıkıyoruz. Ve sen bir gece önce bağımlı rock yıldızı sevgilin ile bir içki partisinden sarhoş bir halde çıkarken gazetecilere yakalanıyorsun" diye bağırdı kulağımı sağır edecek kadar yüksek bir sesle.

Gözlerimi devirip telefonu kulağımdan uzaklaştırdım ve yüksek sesten dolayı artan baş ağrım yüzünden gözlerimi kapatıp açtım.

"Bradon'ın grup arkadaşlarının verdiği bir partiydi. Birlikte görünmemizin iyi olacağını düşündük" dedim derin bir nefes çekip bırakarak.

Malvyn'ninde telefonun diğer ucundan derin bir nefes çektiğini duydum ama bu benim nefesimden farklı olarak öfke kokan bir solumaydı.

"Birlikte görünmeniz gerektiğinin kahretsin ki bende farkındayım. Milyon dolarlık reklam tekliflerini bu birlikteliğe bağladık çünkü Jessica. Ama sarhoş ve iğrenç bir halde olmaması gerekiyordu bu görüntünün" dedi Malvyn dişlerini gıcırdatarak.

Bazen iş konusunda bir sinir bombasına dönüştüğü haller olmuyor değildi. Ama onu tek bir şekilde yumuşatabileceğimi de biliyordum.

"Özür dilerim Malvyn. Affedersin" dedim küçük bir çocuğun tatlılığında ki sesimle.

"Bende kendimden ve Bradon dan nefret ediyorum ama bu birlikteliğe mecbur olduğumuzu da biliyorum." dedim sıkıntı ile.

Malvyn telefonun ucunda bir kaç dakika sessiz kaldığında sakinleşmeye başladığını anladım. Çünkü o da beni tanıyordu ve şu an var olduğum Jessica Evens kimliğimden ne kadar rahatsız olduğumu o da görebiliyordu. Ama kahretsin ki şu an içinde bulunduğum çılgın şöhret beni bu durumu yaşamaya ve sürdürmeye mahkum ediyordu.

"Peki Jess olanları tabi ki biliyorum ve farkındayım. Ama bu süreç içerisinde şöhretini ayakta tutmaya çalışırken seni kaybetmeyi istemiyorum. İyi olmanı ve ayakta durmanı istiyorum. Çünkü sen bu şöhretten daha önemli bir insansın Jess. Seni tanıyorum ve seni sen olarak görebiliyorum. Ve hep kendin olarak kalmanı istiyorum. Lütfen kendi ellerinle kendini uçuruma itmekten vazgeç " artık dedi sakinleşen sesi ile.

Gözümden süzülen bir damla yaşı elimin tersi ile sildim ve dudaklarımda beliren buruk gülümseme ile

"Seni seviyorum Malvyn, iyi ki varsın" dedim usul bir şekilde.

"Sende iyi ki varsın ufaklık" dedi neşeli ve şefkat dolu sesi ile telefonun diğer ucundan Malvyn.

Derin bir nefes çekip kendimi toparladım ve

"Akşam üzerine kadar hazırlanmış olurum. Merak etme olur mu. Harika bir turne olacak sana söz veriyorum" dedim moral dolu bir şekilde.

"Sen hep harikasın tatlım. Çünkü sen Amerikanın en önemli, en güzel, en geç, pop yıldızı Jessica Evanssın" dedi Malvyn beni diri ve güçlü tutmaya çalışarak ve ardından da telefonu kapattı.

Evet ben Jessica Evans idim, yirmi üç yaşında Amerikanın hatta tüm dünyanın tanıdığı en ünlü kadın pop yıldızıydım. Ama yalnızdım hiç bir işe yaramıyorum ve geçmişimdeki o tertemiz masum Jess'i deli gibi özlüyordum.

Bu yola ilk adım attığımda on yedi yaşımdaydım ve her şey gözüme öylesine toz pembe görünüyordu ki. Ama bu balçığın içerisine battıkça değişmeye başladım hem de iğrenç bir şekilde. Korkunç ve acınacak bir şekilde. O çok istediğim deliler gibi hasretini çektiğim şöhretin beni böylesine değiştireceğini tahmin edememiştim.

Kahretsin ki değiştim, kirlendim. Artık ben, ben değildim. Milyon dolarlık bir bebekdim ama kendimden de tepeden tırnağa nefret eden ve iğrenen biriydim. Ben Amerikanın en ünlü pop yıldızı Jessica Evensdım. Bir bok çukurunun orta yerine saplanmış solmuş kurumuş bir çiçekdim...

****

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.