İçeriğe geç

Y KARAKTERİ

Bölüm 9 · 8 dk okuma

Y KARAKTERİ

Bölüm 9

'O'

Peki sen ne dedin?" dedi adımlarını yavaşlatırken. "Hiçbir şey" diyebildim. "Peki abim ne tepki verdi" dedi utana sıkıla.

"Hiçbir şey" dedim yeniden. "Arkam da öylece durdu ve tek kelime etmedi." Tek kaşımı kaldırarak merakla devam ettim. "Belki de yerimi bilmemi istemiştir. Sonuçta birbirimizden hoşlandığımız pek söylenemez. Ayrıca" diyerek parantez açtım " Kendi çıkarlarımı her şeyin önüne koyduğumu biliyor. Grubunuzu kullanarak kendimi aklayacağımı da. Belki de bu onda küçük bir hazımsızlık yapmış olabilir." Dedim omuz silkerek.

Bana kısa çekinik bir gülüş atsa da bakışları düşünceliydi.

"Onun seni davet ettiğini biliyorsun." küçük bir taşı tekmeledi.

"Senin zorunla yaptığını da sen biliyorsun" dedim bıkkınlıkla iç çekerken.

Derinden gelen bir kahkaha attı. Gözleri kısılmış, ağzı dişlerini gösterecek kadar gerilmişti. Dediğimi gerçekten komik bulmuş olmalıydı.

"Tanrıya yemin ederim ki" dedi kıkırtılarının arasından "Ona istemediği hiçbir şeyi yaptıramazsın. Eğer sana teklif ettiyse bil ki istediği içindir." Kahkahası dursa da orada ki belli belirsiz gülümsemeyi görebilirdiniz. Tekrar düşünceli haline bürünürken gözlerinde adlandırmadığım bir ışık parladı. Aklına bir fikir düşmüş olmalıydı ki yüzü tezinin doğruluğunu tartıyormuş gibi kırışmıştı. Dönen çarkların sesini duyduğumu sandım bir an. Düşlediği hayallerin benimle ilgili olduğuna ve kendi senaryosunda bir sonuca vardığına dair acayip bir şüphe düştü içime.

Muzip bir ifadeyle, kaşlarını kaldırmış onu izleyen bana döndü.

"Belki de seni denkleminde kilit bir yere koydu ya da seninle ne yapacağını bilmediği için korkuyor. Çünkü aklını karıştırıyorsun. Abim tanıdığım en pragmatik insandır ve belirsizlikten nefret eder. Sen ise sonsuz bir bilinmeyenlisin."

"Yani bir joker kart ya da sürpriz bir kutu mu olduğumu mu söylemeye çalışıyorsun." Umursamazlıkla omuz silktim. "Aslında bu bir nevi iyi. Beni kendi planında istediği yere yerleştirebilir. Ben de sahnem geldiğinde oynarım. Sonuca nasıl ulaştığım değil varabilmem önemli. Sonuçta al gülüm ver gülüm."

Mırıldanarak " bence bu daha çok kendiyle alakalı" dedi. Nedenini sormamı istediği belli oluyordu ama ben sessiz kaldım çünkü kısa süreli olan ilişkimizi eşelemeyecektim. Cehalet mutluluktu ve ben gerçeğin keskin ısırıklarına maruz kalmaktansa en cahil insan olmayı tercih ederdim.

Onunla ayrıldığımızda akşam olmak üzereydi ve ben eve gitmek için can atıyordum. İçimde beni bekleyen sorunları düşünüp durmaktan korku ve endişe yumağı oluşmuştu. Umutsuzluğum tüm gözeneklerden taşıp beni koca bir karanlığa gömüyordu. Öyle ki hıphızlı çarpan kalbim tüm bedenimi uyuşturuyordu.

Aniden durdum ve elimi diyaframıma götürerek derin nefesler alıp vermeye başladım. Her bir nefeste yatışan düşüncelerim kalbimin çarpıntısını dindirmiş ve midemin bulantısı bir nebze de olsun geçirmişti. Sonra gözlerimi açtım ve an da kalabilmek için psikoloğumun dediğini yaparak etrafta gördüğüm şeyleri yüksek sesle saymaya başladım.

Önünde durduğum ağaç. Yanmak üzere olan bir sokak lambası. Kırmızı da olan trafik ışığı. Çöp kovası ve dövülen bir oğlan.

Aniden başka bir ağaca kayan gözlerim, uyarılmayla canlanan beynimin emriyle tekrar iki apartmanın arasına kaydı. Duvarın dibine çökmüş biri, tepesindeki iki kişiye bakıyor şapkasının gölgeleyemediği tek yer olan kanlı dudaklarını hızlı hızlı hareket ettiriyordu. Bu daha uzun olanı sinirlendirmiş olacak ki yumruğunu surata geçirdi. İkisi tehdit sandığım şeyleri savurarak uzaklaşırken gözlerimi, tanıdık gelen simadan ayırmadım.

Yavaşça doğrulmaya çalışsa da acı çektiği belli oluyordu. İlk deneme de vazgeçerek yere çöktü. Ben yanına gidene kadar kafasını duvara yaslayarak oturdu. Dalgın bakışları isten kararmış pis duvardan ayrılmıyor, yavaşça inip kalkan göğsü derin nefesler aldığını gösteriyordu. Önüne gelip durduğum da siyah gözleri şaşkınlıkla büyüdü. Ayağa kalkmaya yeltendiğinde acıyla yüzünü buruşturarak tekrar oturdu.

Etrafta dolandı gözleri. Yine bir ara sokaktaydık ve bu sefer yalnızdık. O da bunu fark etmiş olacak ki kuşku dolu bir ifadeyle bana bakıyordu.

"Ne istiyorsun" dedi öfkeli bir sesle. "Yoksa beni hastaneden beri takip mi ediyorsun?" alaycılıkla güldü. "Takıntılı hayranlarımdan biri misin yoksa?" histerik bir kahkaha attı bu sefer. "Belki de sırf benimle tanışabilmek için o tiyatroyu çevirmişsinizdir."

Ağzım şaşkınlıkla aralandı ve kendimi "Böyle bir şeyi kim yapar" derken buldum. Tek kaşını kaldırdı ve hiçbir şey demeden suçlayıcı bakışlarını bana dikti. Yargısız infaza alışıktım ama bu sefer hak etmiştim. Boğazımı temizledim.

"Geçen sefer için tekrardan özür dilerim. Hayır seni takip etmiyorum ve hayranında değilim." Açıkçası adından başka bir şey bilmiyordum ama bunu kendime saklamaya karar verdim.

"Sadece" dedim derin bir nefes alırken "Buradan geçiyordum ve senin zor durumda olduğunu gördüm. İyi olup olmadığını kontrol etmek istedim." Kaşlarını kaldırdı. İnanmadığı yüzünün her bir karesinden anlaşılabiliyordu. "Yani geçiyordun ve daha önce zarar verdiğin, tehdit ettiğin kişiyi görüp yardım etmeye karar verdin öyle mi?" kahkaha atmaya başladı. Neşeden uzak alaycı kahkahaların bitmesini sabırla bekledim.

Omuz silkerken "Vicdanım izin vermedi ve hatamı telafi etmek istedim." Dedim fazla dürüst davranarak. Gözlerini kıstı ve beni süzdü. Kısa bir an düşündü olayları tartıyor gibiydi. Eli cebine gidip boşluğu yokladığında kısık bir küfür savurdu ve gözleri tekrar karanlık sokağı taradı. Kararsızlığını sonlandırmak için ona elimi uzattım. İrkildi ve şüpheyle gereğinden uzun süredir havada kalan elime baktı.

Benden başka şansı olmadığını biliyordu. Ben kötünün iyisiydim. Yavaşça elimi tuttu ve ben onu çektim. Dişlediği dudaklarından kısık bir inleme kaçsa da hemen kendini toparladı. Kolunu omzuma atıp vücudunu bana yaslamasını sağladım. İnce kazağından vücudunun kasıldığını hissedebiliyordum. Yavaşça yürüyerek konuşmadan 7/24 açık olan bir marketin önüne geldik. Onu masalardan birine oturtarak, içeri girdim. Poşetle dışarı çıktığımda şapkasını çıkarmış siyaha boyadığı saçlarını karıştırıyordu.

Karşısına oturduğum da irkildi. Benden poşete kayan gözleri kısıldı. Suyu ve birkaç enerji barını uzattım.

"Akşamları kalorili şeyler yiyeceğini düşünmediğimden bunları aldım. Eğer istediğin başka bir şey varsa alabilirim." Sadece suya uzanmakla yetinse de içemeden yarılan dudağının acısıyla yüzünü buruşturdu. Hemen kremi ve yara bandını uzattım.

Görmezden gelerek "Telefonunu kullanabilir miyim?" dedi sert bir sesle.

Hızla harflere basmasını izledim. Telefonu bana uzatırken "Yardımcımı çağırdım. Artık gidebilirsin" dedi.

Rahat bir vicdanla yerimden doğrulurken bende buradan gitmeye pek bir hevesliydim. Artık bundan sonra başının çaresine bakabilirdi ama gitmeden önce son bir şey yapmaya karar vererek ona döndüm. Göz göze geldiğimizde rahatsız olmuşçasına bakışlarını kaçırdı.

"Eğer kendini savunmayı öğrenmek istersen salonumuza gelebilirsin." Ona babamın kartvizitini uzattım. Bakmadı bile. "Ama şuan için kısa bir tadilatta bir hafta sonra gel lütfen."

Bu sefer arkamı dönüp hızla oradan uzaklaşırken kısa günün karı olarak vicdan azabından kurtulmuştum.

Onu kapıda dikilir vaziyette gördüğümde küçük öğrencime tuttuğum tahtayı kırması için direktifler veriyordum. Bakışları topladığım saçlarımda, Gee mi bir arada tutan siyah kuşağımda ve çıplak ayaklarımda dolandı. Koşan tekme atan öğrencilerimin arasından geçerek karşısında durdum. Kaşlarım hafif şaşkınlığımı belli edercesine havalanmıştı. Açıkçası beni dinlediğinden bile şüpheliydim.

Dudağındaki yara hemen hemen iyileşmişti. Dalgalı saçları alnına dökülüyor kalın kaşlarını kapatıyordu. Işıkta parlayan uzun küpesi kafasını eğdiğinden omzuna dokunuyordu. Sert çehresi dişlerini sıktığından dalgalanıyor, lens taktığı mavi gözleri yansıyan güneş ışığında saydamlaşarak büyük gözlerinin gerçekliğini ortaya çıkarıyordu. Büyük, soğuk ve şüpheci gözlerini.

"Kayıt olmak için geldim" dedi oldukça sıkılgan bir ifadeyle. Bakışları benden başka her yer de dolanıyordu. Beyaz tavanda, kırmızı-mavi matlarda ve duvarları süsleyen büyük posterlerde. Benden haz etmediği hala belliydi ama oldukça çaresiz olmalıydı ki buradaydı.

Kibar gülümsememi takınarak "Lütfen benimle gel" dedim. Ben önde o arkamda yürürken uzun beyaz koridoru geçerek kapıyı tıklattım.

Babam her zaman ki gibi önünde ajandası açık, program oluşturmakla meşguldü. Kaşları çatık yüzü kırmızıydı ve büyük parmakları masa da sert bir ritim tutturmuştu. Bana kayan bakışları bir an yumuşasa da yavaşça arkama çevrilen yüzü içtenlikten uzak bir gülümsemeye evirildi.

"Kursa kaydolmak istiyor." Dedim kısa bir bilgilendirme geçerek. Babam hemen onu masasının önündeki sandalyeye davet ederek yavaşça oturmasını izledi. Sırtı dik, tekvando öğrenecek bir kişi daha olduğu için abartılı şekilde heyecanlıydı. Babam salonun tarihçesinden, madalyalarından ve teknik detayları anlatmaya başladığında kendimi 'biliyordum' demekten alamadım. O ise büyük bir ilgiyle dinliyor gibi gözükse de yere vurduğu ayağından sabırsız, odağını kaybeden gözlerden sıkıldığı anlaşılıyordu.

"Baba" dedim sakin bir sesle. Babam grup derslerinin süresinden bahsediyordu ki bana döndü.

"Grup derslere katılamayacak çünkü kendisi tanınır birisi ve programı uymayabilir. Gizli kalması gerektiğinden lütfen özel bir program hazırla." Babam merakla tek kaşını kaldırsa da kısa bir onaylama aldım.

"Peki öyleyse" dedi defterine bakarken. Kalemi parmaklarında çevirerek kısa bir sessizlik sağladı. "Fakat" dedi kafasının kaldırırken yeni müşterisine. "Milli takım için hazırladığım öğrencilerim var." Dedi ciddiyetle "Bu yüzden çok yoğun olacağım ama eğer kabul ederseniz kızım size ders verebilir."

Bana kayan sıkkın bakışlar yerini ilgiye bırakırken tek kaşını kaldırdı. Kulaklarını dikmiş odaklanan bir köpeği hatırlattı bana. Ya saldıracaktı ya da arkadaş olacaktı.

"Kabul ediyorum" dedi yumuşak bir sesle bakışlarını benden çekmezken. Babam pek bir sevinerek ona program hazırlamaya koyuldu. Ben ise ifadesiz bir suratla yeni öğrencime bakıyordum.

"Neden" dedim bir an da arkamı dönerken. Yine göz göze gelsek de bakışlarını hemen kaçırdı. "Buradasın. Gelmeyeceğini sanıyordum." Meraklı sesim koridorda yankılandı.

"Beni sen davet ettin" dedi tane tane. Kollarını göğsünde bağdaştırarak bana bariz bir kafa karışıklığıyla baktı.

"Beni dinlemediğini sanıyordum." Bu sefer pencereden dışarıya bakmayı tercih etti. Omuz silkerken "İlgimi çekti" demekle yetindi. Gözleri dalıp giderken ne düşündüğünü merak ederken buldum kendimi. Ama yeniden gerilen sert çehresine bakarsak pek mutlu şeyler olmadığı kesindi.

Sonra onu ilk gördüğümde ki hali canlandı gözlerimde. Korkuyla büyüyen gözleri, menajerini gördüğünde bembeyaz kesilen suratı ve yediği dayak. Hepsi bana yalnız, korkak olduğunu çağrıştırıyordu ve ben ona acımaktan alıkoyamıyordum kendimi.

Bunun nedenini içten içe biliyordum ama görmeyi reddettiğim gibi kaçıyor, saklanıyordum da. Lakin onunla karşılaştığımda gece saklambacı sona ermiş ve ben çölün ortasında çırılçıplak kalmıştım. Kaçsam susuzluktan, kızgın kumlara saklansam sıcaktan ölecektim. Güneşin kızıl ışığında, sıcak havayla çarpılırken arkamı dönmüş ve beni kurtaracak olan o serapla karşılaşmıştım. Biliyordum ki bunların hepsi bir yanılsamaydı. Ona ulaşsam bile kaybolacaktı fakat ben kendimi kandırmayı o kadar çok istiyordum ki mantığımı köreltmiştim.

Savunmasızlığı bana yaktığım canları hatırlatıyordu ve ben ona yardım ederek vahayı bulabileceğimi sanıyordum. Ah ne büyük bir yanılsamaydı.

Gözlerim düşüncelerimin ağırlığıyla bir kez daha omuzlarım gibi çöktü. Yanan gözlerimi açtığımda merakla beni izlediğini gördüm. Kaç dakikadır buradaydık hiçbir fikrim yoktu ya da ne kadardır onu izlediğimin.

Arkamı dönerek yürümeye devam ettim. Konuyu değiştirerek düz bir sesle

"Gizliliğin esas alındığından akşam vakitlerinde haftanın iki günü ders yapılacaktır. Lütfen derse gelemeyeceksen, gününü değiştirmek istersen haber ver." Arkamı döndüğümde arabaya bakan gözleri bana döndü.

"Tamam" dedi olağan bir ifadeyle.

"İki gün sonra ilk dersimiz var. Lütfen vaktinde gel. İyi akşamlar" konuşmamızın bittiğini belirten kısa ifadeler hareketlenmesine neden oldu. Arabaya hızlı adımlarla yürüyüşünü izledim ama bir an duraksayarak bana döndü. Kaşları çatık, gözleri merakla kısılıydı.

"Neden" dedi benim gibi. "Bana kartı verdin?" Cevabı hevesle bekliyor gibiydi.

Ona en çok da kendime dürüst olmaya karar vererek sakin ve bir tek onun duyabileceği şekilde itiraf ettim.

"Kefaretimi ödemek için."

Bölüm sonu

2 yorum