"Bu konseri yıllardır bekliyordum!" Restoranttan çıkarken heyecanlı bir şekilde duygularını ifade eden kişi Jung Hoseok'tan başkası değildi. Yine tüm enerjisiyle baygın arkadaşlarının ruhunu renklendiriyor ve bu enerjisini büyük bir özgüvenle sunmaktan asla çekinmiyordu. "Danslarını hiç izlediniz mi? Kusursuz derecede koordineliler. Hayran kalmadan edemedim!.."
Jung Hoseok; üniversitenin ilk yıllarından bu yana hep parlayan ve göze çarpan birisi olmuştu. Katıldığı kulüplerin çoğunlukla matematikle alakası olmamasıyla birlikte Seokjin'in de sıklıkla dile getirmekten çekinmediği üzere güzel sanatlar fakültesinde okumasının daha faydalı olacağı aşikardı. Yine de buradaydı fakat bu tutkulu dans ve müzik hobisinden bir an olsun kopmamış olması takdire şayandı.
Derin bir iç çekti, Min Yoongi. Aklı hala yayımlanan yeni makaledeydi ve tüm gece üzerine uğraşmazsa ölebilirmiş gibi hissediyordu. Dersleri biter bitmez buraya gelmiş, o andan beri de kendisini sürekli meşgul tutmayı bir şekilde başarmıştı ama hiçbiri ziyadesiyle çalışan beynini durdurmaya yetmiyor gibiydi.
"Bam bam bam..." dansını ederek ve ezberlediği şarkılarını bir beatboxer misali söylemeye çalışarak arabaya ilerleyen Jung Hoseok aniden durdu ve önünden geçen gençlere kısa bir bakış attı. "Vay canına! Buraya çok kişi geliyor gibi görünüyor. Önlerden yer tutmak için gerçekten çabalamamız gerekecek. Geç kalmayalım!.."
Kim Seokjin; kolunu, hemen yanındaki eski oda arkadaşının omzuna attı ve sıcak bir gülümseme takınmaya çalıştı zira derslerden sonra ufak bir tebessüm etmek bile çok geliyordu ona. "Bugünlerde çok dalgınsın." Onun için endişe ediyor, uzak kaldıkları bu süreç hakkında sakin bir yerde derin sohbetler etmek istiyordu ama ya Namjoon ya Hoseok engel olmak için tüm kozlarını oynamaktan çekinmeyen düşmanları misali bir orada bir burada beliriveriyorlardı.
"Evet. Bu seneki öğrenciler aklımı çok kurcalıyor. Hepsini alıp kalbime basmam için milyonlarca sebebim var ama bu iş bana bu olanağı tam anlamıyla sağlayamıyor." İç çekmiş, başını kendisine yarı sarılan adamın omzuna yaslamıştı. İlk kez kendisini bu kadar çabuk ve kolay açıyordu ona karşı zira artık nefes alamayacak duruma geldiğini hissediyordu.
"Gerçekten mi?" Şaşkınıkla çekilmiş, baştan aşağı süzmüştü kendisinden bir yaş küçük genç adamı. "Kimlerle bu kadar ilgilenmek istiyorsun, Yoon? Taehyung dediğin çocukla mı yoksa? Okul saatleri dışında denk düşmeniz için kısa bir araştırma yapabilirim."
Yoongi başını iki yana sallarken hafifçe gülümsedi. "Biliyor musun, onun okul içinde gerçekten büyük denebilecek bir arkadaş grubu olduğunu öğrendim. Hemen hemen her bölümden birilerini tanıyor ve hepsine de zaman ayırmaya çalışıyor. Çok ince birisi olsa gerek." Gözleri dalgınlaştı, Hoseok üzerinde bir süre düşündü. Taehyung acaba Hoseok gibi miydi? O da kolay sosyalleşirdi ve bu sürekli takıldığı küçük grubuna kıyasla ara sıra da olsa görüşmeyi eksik etmediği başka birçok arkadaş grubu da mevcuttu.
"İncelik puan kazandırmıyor." Pek de mutlu olmayan karşı cevabının özrü olarak iç geçirmiş ve arkadaşının odaklandığı noktaları çözmeye çalışmıştı. Onun gizemli havasıyla uğraşmayı, en az matematik problemleriyle uğraşmayı sevdiği kadar seviyordu.
Min Yoongi kimseye güvenmediği kadar çok güveniyordu, Kim Seokjin'e zira biliyordu ki bu adam ona asla yalan söylememiş, gerektiği yerde duygularına ayak uydurmuş ve duygusal her boşluğunda yanında olarak tekrar güç vermişti ona. Kimseye minnettar olmadığı kadar minnettar olmalıydı ve öyle olduğunu da her zerresiyle hissettirmeye çalışıyordu. Belki de bu yüzdendi ne sorsa düşünmeden doğruyu söylemesinin sebebi. Aralarında yıllardır süregelen o hafif tuzlu hafif tatlı bağdan kaynaklanıyordu.
"Diğerlerine de sormak istiyordum fakat bilirsin işte, bu çok tedirgin edici olurdu. Çaktırmadan öğrenmek istiyorum." Diye mırıldandı. "Grupta tam olarak kimse fikrini söylemedi. Biraz kalp kırıcı. O çocuğu gerçekten merak ediyorum. Geçen gün profesör olmadım ama Taehyung gerçekten akılalmaz derecede iyi bir öğrenci."
"Sana yardımcı olurum, Yoon!.." gülerek omzundaki elini hafifçe güven verircesine patpatladı. "Her boka beraber girdik şu ana kadar. Buna da beraber gireceğiz."
"Anlayışla karşılayacağını biliyordum. Bu yüzden herkesten -ve hatta kendimden bile- önce sana anlatmayı seçtim."
"Biliyorum... her ne kadar bana soğuk davransan da biliyordum işte..." Derin bir nefes almış ve gecenin soğuk ayazına ılık bir kahkaha bırakmıştı, Kim Seokjin. "Matematik de böyledir. Bazen doğru hissettirmese bile doğru olan budur. Kabul etmek dışında elimizden bir şey gelmez."
"Haklısın..." Başını Kim Seokjin'in omzundan kaldırıp beline sarılmış ve gerçekten abisi gibi hissettiği tek adamın yanında kendini ana bırakarak gülümsemişti. "Söylediğimde dalgaya alıyorsun ama yanımda olduğun için gerçekten mutluyum, Jin."
"Bana muhtaçsın, Min Yoongi." Egoist tavrına bürünmekte bir saniye olsun gecikmemişti. Gözleri parlamış, bir elmastan yaratılmış olduğunu herkese hissettirmek istercesine dimdik kaldırmıştı başını. "Göremiyor musun yoksa hala?"
"İşte yine yapıyorsun."
İkisinin kahkahalarını işiten üçüncü bir kişi olan yabancı şahıs, Kim Taehyung'tan başkası değildi. Park Jimin tarafından zorla çekiştirildiği konsere ayaklarını sürüyerek giderken kalbinin derinlerinde bir yerde parçalandığını hissetti. Her bir parçası kıymık derecesine gelecek kadar küçük ve acı vericiydi, sanki derisine saplanıyordu tane tane.
Haftalardır bu adamın dersine girebilmek için adeta köşe kapmaca oynadığı, her bir köşede ona ulaşabilmek için koridorlarında oturduğu o bembeyaz okul bir anda kana bulandı gözleri önünde. Bir anda her şey anlamını eskisi gibi yitirdi gözünde. Hiçbir sebep kalmadı tekrar nefes alabilmesi için.
"Şunlara baksanıza, bizim profesörlere çok benzemiyorlar mı?" Park Jimin başını çevirmiş, kapüşonunu çekmiş ve yüzünü olabildiğince saklamıştı. "Onların burada ne işi var?"
"Konsere gelmiş olamazlar mı, hyung?" Dedi Jeon Jungkook, kahkahalarıyla kalabalık sokağı doldururken.
Üç silahşörler; bu anı aslında tamamen saniyeler içinde, sadece daha fazla yakınlaşmak ve birbirlerini tanımak için bir anda oluşturmuşlardı. Taehyung'ı ikna etmek saatler sürse de sonunda burada ve bu şekildelerdi.
Kim Taehyung, ağlamamak için her ne kadar kendini tutuyor olsa da birisi dokunduğu anda çığlık ata ata parçalayabilirdi kendisini. Yanındaki Profesör Kim Seokjin'le o kadar mutlu ve huzurlu görünüyorlardı ki ona beslediği bu anlamsız hislere her gece yaptığı gibi ama bu sefer daha sağlam bir şekilde tekrar lanetler yağdırmasına yetti tüm bunlar.
"Onların tek bildiği şey matematik sanıyordum!" Ellerini cebine sokmuş, Kim Taehyung'ın hemen öteki tarafına geçerek gülümsemişti Jungkook. "Ne o? Peşlerinden mi gitmek istiyorsun, Taetae?" Onun profesöre olan özel ilgisini biliyor ve bu şekilde dalga geçmeyi de seviyordu ama işler ilk kez beklediği ya da daha doğru bir tabirle kafasında kurduğu gibi değildi sanki.
"Hayır. Sizinle konsere geldiğim için memnunum" yüzüne yalanlardan oluşurduğu bir tebessüm yerleştirdi, duruşunu dikleştirdi ve son kez Profesör Min Yoongi'nin karşısında güçlü görünmeye çalıştı fakat o da biliyordu ki asla dikkatinde olmamıştı, yine olmayacaktı. Boşa bir beklenti ve boşluğa bir hasretten başka değildi hissettikleri, tekrar anımsadı.