"Dersin nasıl geçti? Benimki süperdi! Bir teorem ispatladım ve ağızları resmen açık kaldı! Görmen gerekiyordu." Neşeli tavrını bir kenara bırakıp derin bir nefes aldı ve Yoongi'ye dikkat kesildi Jin. "Bir sorun mu var? Dersin kötü mü geçti?"
"Taehyung bana okulu bırakacağını söyledi." Tek cümleyle her şeyi özetledi Yoongi. Omuzları ve yüzü düşük, Taehyung'ın bu aptal düşüncesinden vazgeçmesi için dua ediyordu.
"Ne?" Gözleri faltaşı gibi açılmıştı Jin'in. Aklından o kadar çok ihtimal geçiyordu ki tam kararını veremiyordu. Yoongi tamamen bitmiş halde görünüyordu. Jin, öfkeyle iç geçirdi. "O aptal ne yapmaya çalışıyor? Daha birkaç gün öncesine kadar asistanın olmak için çırpınıyorken bir anda okulu bırakmak da neyin nesi oluyor? Gösteririm ben ona."
Jin öne atıldı ama onun ivmesini sıfırlayan bir etken vardı: Yoongi. Onu bileğinden kavramış, olduğu yerde sımsıkı tutmuştu. "Yapma. Her şeyi öğrenmiş de olabilir."
"Her şeyi mi?" Jin yine bir süreliğine düşünmeyi seçti ama aklına gelen düşünceler hoşuna gitmemişti. "Şu aptal kadından bahsetmiyorsun, değil mi, Yoon!?" Sesi katbekat artarken Yoongi sadece yutkundu.
"Geçmişinde öyle bir lekesi olduğunu öğrensem ben de yakınında olmak istemezdim. Empati kurmalıyız." Dedi kısık bir tonda. Gözlerini kaçırıyor, Jin'den gelecek tepkiyi bildiğinden kendisini en kötüsüne hazır tutuyordu.
"Bu empati falan değil! O kadını cehennemde iblisler bile bulamaz artık! Sildim diyorum sana, Yoon! Yeryüzünden yok ettim o kadını! Birazdan Taehyung olacak gerizekalıyı da yok edeceğim!" Sesi koridor boyunca yankılanıyordu, Yoongi sessizce dinlerken bir anda başını kaldırarak tepkisini ortaya koymuştu.
"Öyle bir şey yapmayacaksın!"
"Merhaba, profesör." Çekingen ses Taehyung'a aitti. "Bölmüyorum umarım." Sesinde iğnelercesine bir ton vardı.
"Kim Taehyung." Diye sert bir tonda konuştu Jin. "İstersen Min'den önce biz bir senle konuşalım. Derdin neymiş, çözeriz belki."
"Kıskanıyor musunuz?" Tek kaşını kaldırmış, bıkkın bakışları arasından adeta öfkesini kusarken sert bir biçimde sormuştu bunu. Kendisi de kendisinden böyle bir performans beklemiyordu. Sadede konuşm
Yoongi bir an için anlam veremediyse de Jin, daha fazla söze gerek kalmadan Taehyung'ı kolundan tuttu ve odasına doğru sürükledi. "Sana biz konuşacağız, dedim. O minik aklını biraz yormaktan ölmezsin!" Yoongi yalnızca arkalarından bakabilmişti. Jin onu hırpalasın istemiyordu fakat yanlarına giderse olayların daha da büyüyeceğine adı kadar emindi. Odasına çekildi ve her şey bittikten sonra yapacağı konuşmayı düşünmeye başladı sessizce.
Jin, Taehyung'ı odasına itti ve kendisi de girdikten sonra kapıyı arkalarından kilitledi. "'Okulu bırakıyorum' da ne demek oluyor, Kim Taehyung!? Götümü boşu boşuna mı yırttım ben!?"
Taehyung hala düz ifadesini koruyordu. "Ve sonra onunla beraber oldunuz. Ne bu? Bir tür takas mı?" Kollarını göğsünde birleştirmiş, derin bir iç geçirmişti öfkeyle. Biraz olsun korkusu yoktu zira her şeyden çoktan vazgeçmişti.
"Takas mı? Yoongi'ye ne gözüyle bakıyorsun sen?" Elini masaya vurmak üzereydi ama kendisine yakışmayacağını düşünerek iç geçirmekle yetindi. Bir öğretmen olarak sınırlarını bilmeliydi, konu ne olursa olsun.
"Asıl siz ne yapmaya çalışıyorsunuz!? Aranız adeta buzdan bir kütleyle ayrılmış gibiydi, nefret doluydunuz ikiniz de! Birkaç günü beraber geçirdiğinizde ne oldu? 'Beni sevmen için 10 sebep' başlıklı bir sunum mu hazırladınız? Nasıl size saatler içinde aşık olup böyle bir şeyi kabul edebildi!?"
"KİM! BİZ ZATEN OLACAKTIK!" Jin derin bir iç geçirmişti. "Aşkın tanımı budur. Yaralarını sarmayı becerebilen ya da becerebilecek birisini seversin, aşık olursun. Yıllardır ben her yaralandığında yanındaydım, tek tek sardım hepsini! Sen daha onun yaralarını bile görmekten acizken bana laf söyleme hakkını nereden ediniyorsun!?" Tekrar ve tekrar iç geçirdi Jin. Yine de haksız olduğunu biliyordu. Asıl olması gereken şeyin bu olmaması gerektiğini biliyordu.
Taehyung gözyaşlarına hakim olmakta zorlandı, birkaç hafta önceki Profesör Choi gibi koluna sildi henüz akmamış yaşlarını. "Ama bu benim elimde değildi" dedi kırık bir sesle. "Sizden 10 sene sonra doğmak benim elimde değildi." Zorlukla yutkundu, sanki boğazında bir yumru oluşmuştu. Bu aptal sayı her yerde önüne çıkıveriyordu. "Hiç adil değil. Onu seviyorken nasıl sadece asistanı gibi davranacağım?"
Jin iç geçirdi, dudağını içten ısırarak geçmişe daldı. Yoongi'ye ulaşmak isterken çok fazla ilişki tavsiyesi dinlemek zorunda kalmıştı ve Hoseok da aynı bu cümleleri kurmuştu neredeyse. "Onu seviyorken nasıl arkadaşı gibi davranacağım? Hiç adil değil, hyung!" Sözleri kulaklarında tekrar yankılandı. O an Hoseok'un sonuna kadar haklı olduğunu, sevdiği kızınsa aptal birisiyle hayatını harcadığını düşünmüştü ama şu an o aptal birisi kendisiydi ve kendisiyle hayatını harcayan da Yoongi... konduramadı bunu ilişkisine. Oysa oldukça sağlıklı ilerliyordu, emindi buna.
Taehyung'a arkasını döndü, bir damla yaş gözünden aşağı akıp yere düştü. Belki de geçmişteki kendisi haklıydı. Yoongi'yi bu şekilde harcamak, bu şekilde onu gerçek aşkından ayırmak adil değildi. "Git ve ona asistanı olarak devam edeceğini, içtiğin için neler söylediğini bilmediğini söyle."
"Ama-" Taehyung'ın güçsüz itirazı yarıda kesildi.
"Dediğimi yap! Bir kez daha arkanı ben toplayacağım, Kim Taehyung." Ellerini arkasında birleştirdi, derin bir nefes aldı. Tiyatro kulübü sayesinde şahane rol kesiyordu. Geçmişinde aldığı ve o an gereksiz gördüğü bu karara minnet duydu. "Bu pazarlığımız da böyle bitsin bakalım. Sonrasında neler olacak, göreceğiz."
"Ben pazarlık falan yapmıyorum!" Diye net bir şekilde tavrını ortaya koydu Taehyung. Neden böylesine ikilemli davranmak zorundaydı ki bu adam? Hiçbir şeyi anlamlamdıramıyordu.
"Git ve dediğimi yap, Kim! Bir kez daha söyletirsen seni yaşayan bir ölüye çeviririm!" Kendisini sandalyesine bırakmış ve odasının kapısını açıp ayaklarını sürüyerek uzaklaşan genç oğlana bakmıştı.
"Ne kadar da ona benziyor..." diye fısıldadı birkaç saniye sonra, hala kendisini izleyen ya da duyan birileri varmış gibi davranıyordu. Çekmecesinden dördünün beraber çekindiği son fotoğrafı çıkardı, gözleri çökmüş Yoongi'ye özenle baktı. "Seni bırakmak istemiyorum ama nasıl söyleyebilirim ki başka, en sevdiğin öğrencinin sana aşık olduğunu? Nasıl inanabilirsin ki bana? İnanırsan da hala sever misin beni? Bir basamak mıyım yoksa mutlu sona ulaşabilmen için?" Gözlerini kapattı, hala durduramadığı şekilde yanaklarından süzülen ılık sıvıya lanetler yağdırdı. "Ben senin de içinde olduğun bu pazarlığı yapmak istemiyorum. Daha fazla acı çekmek istemiyorum." Burnunu çekti, başını masaya bırakırken koltuğundan kaydı ve yere diz çöktü, bir hıçkırık koyuverdi. "Seviyorsam özgür bırakmam gerekir, değil mi?" Nefesi kesildi ama umursamadı. "Nasıl bırakabilirim ki? Bu özgürlüğün seni öldüreceğini bile bile nasıl seni özgür bırakabilirim, Yoon!?"
***
Y/N: ya bunu yazmak neden bu kadar zor, ağlayacağım artık!
Her neyse... becermeye çalışacağım :')
Ama biraz ara vermek zorunda kalabilirim. Tam sona ulaştığımda hepsini yayınlamam daha kolay olabilir diye düşündüm.
Okuduğunuz için teşekkürler, görüşmek üzere!