"...ve sonra tüm ifadenin türevini aldığınızda karşınıza çıkacak olan sonucu sıfıra eşitlerseniz sonuca rahatlıkla ulaşabilirsiniz. İşte bu kadar." Sınıfa tekrar döndüğünde adeta bir mezarlıkla karşılaşmak rutinleri arasındaydı Profesör Choi Kyung Mi'nin. Saçlarını şöyle bir savurdu ve derin bir nefes aldı. "Ara mı verelim?"
"Lütfen bitirelim!" Diye bir serzenişte bulundu orta sıralardan genç bir oğlan. "Resmen beynim uyuştu."
Jeon Jungkook, uykulu gözlerini ovalarken bu dersi üstten almanın iyi bir fikir olup olmadığını düşündü. Her halükarda alacaktı ve tüm tatilini buraya gömmüş olmak tam anlamıyla mutlu etmiyordu onu.
"İyi o halde..." ellerindeki tebeşir tozunu çırpmış ve masadaki yığınla dosyasını alarak sınıftan çıkarken "sayfa 118'deki sorulara bakmanızı tavsiye ederim. İyi günler." Diye son kez seslendi. Sınavda soracağı yerleri söyleyen profesörlerdendi o da ama sadece tavsiyelerde bulunur gibi davranarak yapardı bunu.
Topuklu ayakkabılarının sesi boş koridorda yankılanıyorken iç geçirdi. Sırf Min Yoongi gelip ona yalvarsın diye bu dersi almak için çabaladığı o ekstra saate lanetler okudu zira ne Yoongi gelmişti ne de onunla ilgili herhangi bir şey kapabilmişti. Umuyordu ki hala kız arkadaşı yoktu zira başka türlüsünden memnun olmazdı.
Odasının kapısını açmak için önlüğünün cebinden anahtarları almaya çalışırken Yoongi'nin odasının kapısının açıldığını gördü. Kaşları çatık dikkat kesilirken hala burada olup olamayacağını sorguluyordu. Oysa gittiğiyle ilgili bir şeyler duyduğuna ve bunların doğru olduğuna adı kadar emindi. Sonunda odadan oldukça genç birisi çıktı.
En az 1.80 olmalıydı. Zayıftı, hem de gereğinden fazla zayıf... yüz hatları belirgindi, koyu kahve gözleri bıkkınlık ve nefret karışımı bir duyguyla parlıyordu. Profesör Choi, dosyalarını bir kenara bıraktı ve birkaç oda ilerisindeki genç oğlana seslendi. "Hey!"
Taehyung alınmış gibi değildi. Ellerini cebine soktu ve düşünceli düşünceli ilerlemeye başladı. Öğrendikleri karşısında şok içindeydi. Arkasından seslenen kadını duyuyor fakat kendisine olmadığını düşünerek umursamıyordu.
Profesör Choi, elini Taehyung'ın omzuna koydu ve sertçe kendine çevirdi. "Sana diyorum, duymuyor musun? Kimsin sen?"
"Matematik 3. Sınıf öğrencisiyim." Dedi Taehyung, oldukça normal bir tavırla. "Adım Kim Taehyung. Numaramın sonu 0885 ile bitiyor."
Profesör Choi aniden durdu. Geçen ders araç gereçleri almak için Yoongi'nin odasına girdiğinde bu isimde bir dosya gördüğünü ama önceki senelerden olduğunu sanarak boş verdiğini anımsadı. Belki de bu seneye ait yeni bir dosyaydı. "Yoongi- yani Profesör Min'in odasında ne karıştırıyordun? İznin var mı girmeye?"
"Elbette... kendisine sordum ve girebileceğimi söyledi." Omuz silkmiş, haklı olduğu için olsa gerek hala pek de umursuyor gibi değildi. "Bir sorun mu var?"
"Hayır. Olduğundan değil de... Onun odasına pek giren çıkan olmaz genelde. Şaşırdım bu yüzden." Elini dağınık saçlarına atmış, iç geçirerek lafı toplamaya çalışmıştı. "Yine de ona sormam sorun yaratır mı sana?"
"Hayır, neden yaratsın? Yalan söylemiyorum ne de olsa." Omuz silkti Taehyung. Sırtını duvara yasladı ve profesörün işini halletmesini bekledi.
O sırada Jin ve Yoongi, hala yataktalardı. Tembel tatillerinin keyifli ve belki de biraz ateşli geçen gecelerinden sonra hala birer hazine bulmuşlarcasına birbirlerini hayranlıkla inceliyorlardı. "Yurtta uyurken hep seni izliyordum." Diye fısıldadı Jin. Dudakları, sevdiği adamın dudaklarına her bir kelimeyle çarpıyordu. "Uykuya olan bu tatlı bağlılığını sevmiyordum. Bu yüzden seni ders çalışma bahanesiyle sürekli uyandırıyordum. En azından kütüphaneye gittiğimizde tüm ilgin bende oluyordu. Bazen bana bakarken içinden, 'vay be, çok zeki' diye geçirdiğini bile sanıyordum."
"Sana inanamıyorum." Gülerken dudakları arasından firar etmişti bu sözcükler. "Ne kadar yorgun oluyordum, haberin var mıydı?"
"Sen de o zaman benimle daha çok ilgilenseydin! Basit bir bankacı olmak istediğini söylediğinde neredeyse seni dövecektim! Seninle kurduğum tonla hayale tersti bu. Kaç gece ağladığımı hatırlamıyorum bile. Shin'in tek işe yarar yanı bu olsa gerek."
"Shin diyip durma bana!" Hafifçe dudaklarını öptüğü o büyülü anda komidinin üzerinde zangır zangır titreyen telefonun sesiyle ikisi de irkilmiş ve sanki illegal işlerle uğraşıyorlarmış gibi yakalanmaktan çekinmişlerdi.
"Hayranların bol, kim bilir seni hangi aşığın arıyor?" gülerek ve biraz da alayla sarf etmişti bu kelimeleri. Yoongi sadece göz devirdi ve telefonuna uzandı.
"Ölüyorlar benim için, hiç sorma." Ekranda yazan isimle kaşları çatıldı.
Jin tek kaşını kaldırdı ve sevgilisinin böylesine huzursuz görünmesine sebep olan yabancıyı savuşturmayı düşündü. Telefonu işaret ve baş parmağı arasına alıp arayana bakmadan telefonu açtı. "Alo? Kim Seokjin'le görüşüyorsunuz."
"Ah, Jin... uzun zaman oldu.." kadının sesini tanımıştı ama yine de aptala yatmanın en iyisi olacağını düşündi.
"Size tam adımı söyledim: Seokjin. Ayrıca kiminle görüştüğümü bilmek isterim." Sesi düzdü, mesafeliydi. Olanlardan sonra ona nefret doluydu çünkü.
"Yapma böyle... Benim işte.. Kyung Mi." Genç kadın saçlarıyla oynuyor, kızarmış yüzünü karşısındaki öğrenciden saklamak için çaba sarf etmiyordu. "Yoongi ve sen beraber misiniz?"
"Şansa bak..." Jin gerçekten de samimi olmayan bir kahkaha koyuverdi. "Daha biz bile yeni fark ettik bu durumu. Nasıl olur da bizden önce beraber olduğumuzu öğrenirsin?"
Taehyung, profesörünün düşmüş yüz ifadesini gördüğünde konuşulanları duymak için varını yoğunu ortaya koyabileceğini düşündü. Profesör iç geçirdi. "Dalga geçme. İlişki anlamında demediğimi biliyorsun. Yanında mısın yani?"
"Bana bak, Choi... şaka yaptığım falan yok. Onunla beraberim ve öyle de olacağım. Kendine yeni oyuncaklar arasana."
"Dalga geçme." Diye yineledi kadın. Ses tonu ağırlaşmıştı, elleri titriyordu. "Dalga geçme!" Sesi boş koridorda yankılandı bir anda.
Jin yüzünde halinden memnun bir sırıtışla duvara bakarken Yoongi merakla inceliyordu onu. Pat diye söylemişti, hiç korkusu yoktu. Herkese ilan etmeleri uzun sürer sanıyordu ama Jin'in hiç sakıncası yoktu. Onun için oldukça normaldi bu ilişki. Tıpkı bir kızın bir erkekle olabilmesi kadar doğal ve normal... Yoongi usulca Jin'in boynuna doladı kolunu, kendine çekerek tatlı bir öpücük bıraktı dudaklarına. Onun cesaretine nazaran küçük bir cesaret örneğiydi ama Jin için oldukça büyüktü. Bu görüşmeyi sonlandırıp tüm vaktini Yoongi'ye adamak istiyordu.
"Seninle dalga geçen yok." Diye mırıldandı Jin. "Sana olanları söylüyorum. Ben ve Yoongi birlikteyiz, hem de ilişki anlamında. Şimdi onu neden aradığını söylemeyeceksen yarım kalmış bir işimiz var."
"Bekle!" Taehyung irkildi. Kadın adeta delirmiş gibi davranıyordu. Kaşları çatıldı ve gözlerini sanki saatlerce ağlamış gibi hızlıca sildi. Üzerindeki beyaz önlüğünün kolunda küçük bir su damlası lekesi oluştu. "Yoongi'nin odasına bir öğrenci giriyordu. İzni olduğunu söyledi."
"Adı Kim Taehyung olan bir öğrenci mi? Yoongi'nin yeni asistanı."
"Asistan mı?" Kadın ardı ardına şok geçiriyordu, dudakları bir süre bu bilgileri sindiremediğinin göstergesi olarak aralık kaldı. "Sevgilisi Jin, asistanı Taehyung... Yoongi hakkında öğrenmem gereken başka bir şey var mı?"
Taehyung gözlerinin önünün karardığını, başının döndüğünü ve nefeslerinin sıklaştığını hissetti. Tam kalbinin üzerine bir darbe almıştı adeta, sarsıldı, zorlukla yutkundu. "Sevgilisi Jin mi?" Diye fısıldadı ama profesör onu duymuştu.
"Ne büyük sürpriz değil mi? Profesör Min Yoongi ve Profesör Kim Seokjin çıkıyorlarmış!" Telefonu kapattı, hırsla odasına döndü. Taehyung o anda ne yapması gerektiğini bilemedi. Bir an için telefonu çıkarıp bunu bizzat profesörüne sormak istedi ama bu imkansızdı zira haberi de o lanet telefondan almıştı zaten, dolaylı olarak.
Eve gitti, saatlerce hiç durmadan ağladı. Oysa V olarak onunla konuştuğunda Taehyung'a karşı aşkını itiraf ettiğine emindi. Mesajları açtı, tekrar tekrar okudu fakat bu Jin'le olan ilişkilerini anlamlandırmak için yeterli gelmedi.